Geçtiğimiz günlerde TRT Belgesel ekranlarında Türkiye’yi Değiştiren Felaketler adlı bir seri başladı. Türk toplumunu derinden etkileyen olayların işleneceği belgeselin ilk bölümünde 1953’te görevden dönen bir Türk denizaltısı ile İsveç şilebinin çarpışması sonucu hayatını yitiren 81 Türk askerinin hazin sonu anlatıldı. Sonuç hazindi ancak Türk donanmasını, gemi mürettebatı eğitim sistemini ve teknolojimizi değiştirmesi ile bir devir başlatan bu hikaye tarihimizde çok önemli bir noktada yer almaktadır.

dumlupınar

4 Nisan 1953’te gece saat 00.07’yi gösterirken sisli ve rüzgarlı bir havada seyir halinde olan Dumlupınar denizaltısı, Ege’de katıldığı NATO Blue Sea tatbikatından dönüyordu. Amerikan yapımı bir denizaltı olan Dumlupınar’ın boyu, Galata Kulesi’nin tam bir buçuk katıydı. Adeta bir demir yığını olan gemide her şey normal seyrinde ilerlerken İstanbul’dan yola çıkan İsveç şilebi Naboland, 600 tonluk yükü ile tam da o saatlerde Çanakkale Boğazı’na yaklaşmaktaydı. Saatler 01.06’yı gösterirken Dumlupınar’ın iskele gözcüsü ilerde bir yolcu gemisinin fenerini fark edip gemi komutanı Hasan Yumuk’a bilgi verir. Boğaz’ın daha dar yerlerini hesaba katan komutan ise sürat arttırarak bu gemiyi geçme kararı verir. Bu kararın 86 mürettebatın sonunu hazırladığından habersizdir. Nara Burnu’nda saatler 02.15′ i gösterdiğinde Naboland ve Dumlupınar için her şey çok geç olur.

Bu Hazin Hikaye Nasıl Gerçekleşti ?

Her olayda bir suçlu ve bir suçsuz ararız. Peki Türk Denizcilik tarihine geçen bu olayın sorumlusu kimdi?

Burada iki suçlu var, her iki geminin de gemi komutanları. Naboland’ın gemi komutanı yıllardır var olan profesyonel mesleki bilgisine güvenerek harita kullanmadan gidiyor ve aslında olması gereken çizgisinde ilerlemiyordu. Türk denizaltısı Dumlupınar ise önündeki yolcu gemisini sürat arttırarak geçerek kendi kaderini hazırlamıştı. Ve iki gemi de birbirini fark edip durmaya çalışsalar da Naboland, bir dakika içinde Dumlupınar denizaltısını suyun altına gömdü. Çarpmanın etkisiyle iskelede olan beş kişinin suya düşmesi ve Naboland mürettebatının verdiği can yelekleri ile bir ümit kurtarma çalışmaları başladı.

Çarpışmanın şiddeti Eceabat’tan duyulunca bir vatandaşın sahil güvenlik ekiplerine haber vermesi ile denizde aramalar başladı. Ancak olay yerine intikal edildiğinde 85 metre derinlikte olan Dumlupınar için Deniz Kuvvet Komutanlığı’na bilgi verilmesi ve ekip talep edilmesi gerekiyordu. Sabah 07.15 civarında ekipler hazır olup yola çıksa da Çanakkale Boğazı’na gelmeleri beş saati buldu. Gemi mürettebatı için zorlu süreci yönetmek ise yukarıda telefonla bağlantıyı sağlayan komutanlara düşüyordu. Ve aslında o konuşmalarda bir insan için “umut” hissetmenin ne kadar önemli olduğunu gördük.

Öyle ki kurtarma ekipleri henüz yola çıktığında askerlere ekiplerin orada olduklarını, hazırlıklara başladıkları söylenmişti. Çünkü o askerlerin bunu duymaya ihtiyacı vardı. 21 asker bir bölmede, kalan askerler başka bölmelerdeydi. Ve birbirleri ile yarım saatte bir haberleşerek oksijenlerini tüketmemeleri, gerekmedikçe konuşmamaları, sigara içmemeleri ve uyumaları öğütlenmişti. Tüm bu emirler harfiyen yerine getirildi ancak kurtarma ekiplerinin gelmesi ve 85 metre derinliğe inebilmeleri akşam saatlerini buldu. Çünkü Türk Deniz Komutanlığı, ne mürettebata böyle bir eğitim vermişti ne de teknik malzemeleri yeterli idi.

Ah Bir Ataş Ver Dumlupınar Yiğidine! 1

Çabalar Ve Türk Tarihinin Kapanmayan İzi

Ekipler kurtarma çalışmalarına başlamadan önce askerler ile son kez irtibat kurulmuş ve öğle saatlerinde kurtarmaya yeni başlanacağı bilgisi verilmişti. İyice su alan gemide hayatta kalmaya çalışan askerlerin ise son sözü “Vatan sağ olsun” oldu. Kurtarma ekipleri geldiğinde ise yaşanabilecek en talihsiz olay yaşandı ve telefon bağlantısının olduğu kablo koptu. İrtibatın sağlanamayacağı denizde çalışmalar bir umut sürdü. Ancak hiçbir askerimiz suyun altından çıkarılamadı. Halen bedenleri Çanakkale Boğazı’nın derin sularındadır. Ve bu tarihimize yaşanan son deniz kazası olarak geçmiştir.

Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, gemi mürettebatına olası bir durumda kurtulma eğitimleri vermiş, gemi içerisinde yer alan teknik malzemeleri iyileştirmiş ve yaşanacak herhangi bir olayda kurtulamayanlar için 72 saat yetebilecek oksijen tüpleri yerleştirmiştir. Aynı zamanda kurtarma ekipleri için de teknik malzemeler iyileştirilmiş ve Dünya genelinde özel bir konuma sahip olunmuştur. Türk toplumuna etkisi gerçekten sarsıcı olan bu olay sonrasında her iki geminin komutanları da yargılanmış gerekli cezaları almıştır. Ancak geriye geçmeyecek sızısı, çekilen belgeselleri ve Ah Bir Ataş Ver türküsü kalmıştır.

TRT Belgesel web sitesi üzerinden bölüm yayınlanmazsa bile konuya dair pek çok içerik mevcut. Dumlupınar Denizaltı Faciası/Son Dalış Belgeseli ve Dumlupınar Belgeseli/Son Söz Vatan Sağolsun tavsiye edebileceklerimden. Ancak Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan olayların konunun uzmanlarınca yorumlandığı, film kadar akıcı Türkiye’yi Değiştiren Felaketler belgesel serisinin diğer bölümlerini takip etmenizi özellikle tavsiye eder ve bu gibi kazaların bir daha yaşanmamasını temenni ederim.

Kaynakça: 1, 2, 3