Robotlar sizce dünyayı ele geçirebilirler mi? Duyguları insanlar kadar gelişmiş olabilir mi? Gelişmiş olsaydı neler olurdu?

Herkes yukarıdaki soruların cevabını tartışırken, Quantic Dream tarafından geliştirilen Detroit: Become Human, 25 Mayıs’ta bir playstation oyunu olarak piyasaya sürüldü. Playstation 4 platformunu destekleyen bu oyun ‘Androidler içimizde olsaydı neler olabilirdi?’sorusunu simüle etmeye çalışmış. Sims4, Minecraft ve birkaç PS3 oyunu dışında oyunlara pek ilgim olmadığından oyun severlerin ilgisini çekecek şeyleri bu yazıda anlatmayacağım. Fakat oyuna farklı açıdan bakmak istiyorsanız yazıyı okumaya devam edin.

Detroit

Zaman Makinesiyle 2038’e Gidiyoruz

Oyun sizi alıp 20 yıl sonraya, yani 2038’e götürüyor. Makine zekası, insanınkine çok yaklaşmış. Hatta teknoloji o kadar ilerlemiş ki androidler bizim gibi deri yapısına bile sahipler. Oyun içerisinde androidleri ve insanları yönetiyoruz. Oyun içerisinde verdiğimiz kararlara göre yönettiğimiz androidler ve insanlar ya hayatta kalıyor ya da ölüyor. Bu noktaya kadar oyun bitti sanıyor olabilirsiniz. Ama sıkı durun oyun bitmiyor. Yönettiğiniz karakteriniz ölse bile oynamaya devam ediyorsunuz. Tıpkı hayat gibi.

Küllerinden Doğan Bir Şehir: Detroit

Hikayenin geçtiği şehir Amerika’nın Detroit şehri. Şehir 2015 yılında UNESCO tarafından tasarım kenti seçilmiş. Şimdi UNESCO seçtiyse kim bilir nasıl büyülü bir şehirdir diyorsunuz. Evet gerçekten de büyülü şehirmiş. Fakat 100 yıl önce. 1903’de Ford, otomobil fabrikasını buraya kurmuş. Ardından Chrysler, Dodge gibi diğer üreticiler de burada fabrikalar açmaya başlayınca Detroit, 20. yüzyılın otomotiv başkenti haline gelmiş. Endüstri 2.0’ı başlatan Detroit, 2018’e gelindiğinde endüstri 4.0’ı yakalayamadığı için ülkenin en fakir ve suç oranı en çok artmış şehirlerden biri olmuş.

Şimdi akıllara şu soru gelecektir. Peki ya mekan olarak neden Detroid şehri seçildi. Hayatta her zaman bir şans vardır. Detroit, kendisine tanınan şansı iyi kullandığında küllerinden tekrar doğabileceğini oyun sayesinde görüyoruz. Oyun mekanları harabeye dönmüş fabrikalar ile tasarım harikası binaların karışımından oluşması da bu mesaj için en iyi seçilmiş tasarımlar diyebiliriz.

Oyun
Oyunda Connor’a hayat veren Bryan Dechart

Arkasındaki Büyük Teknoloji

Oyunu bu kadar gerçekçi yapan şey, oyunun gerçek aktörler, aktrislerin 3 boyutlu taranması sonucunda oluşturulmuş olması. Ayrıca hareketleri de özel bir stüdyoda 3 boyutlu hareket algılayıcılarıyla yakalanmış. 250 farklı oyuncu, bu oyunda 513 farklı karakteri canlandırıyor. Bu oyuncuların fiziksel performanslarını 324 günde toplam 35000 plan olarak kaydetmişler ve bu verileri kullanarak 74000 animasyon yapılmış. 3 boyutlu animasyon filmlerinde gerçekçi bir etki yakalamak için her bir resim karesi saatlerce hesaplandıktan, render edildikten sonra oluşturulur. Oyunlardaki asıl zorluk işte burada. Çünkü bu işi gerçek zamanlı olarak yapmak zorundalar. Bu oyunda izlediğimiz her şey, ışıklar, gölgeler, dokular tüm detaylarıyla 4K çözünürlüğünde, saniyede 30 kare olarak hesaplanıp bize gösteriliyor.

Bu teknolojinin arkasında 180 kişilik bir ekibin 4 yıllık bir çalışması var. 3000 sayfalık bir senaryo ve milyonlarca satır kod var. Artık teknoloji kullanılarak bu şekilde de değer üretiliyor. Yukarıdaki rakamlar ve yapılan işler kesinlikle gözünüzü korkutmasın. Eğer gerçekten güzel bir fikriniz varsa sizde oyunu oynayan yerine, oyunu geliştiren biri olabilirsiniz. Farkını ortaya koymak küçük bir adım atmakla başlar. O adımı atmanın vakti gelmedi mi sence?