Tekrar merhabalar. İnsanların düşünmekten veya dile getirmekten çekindiği gerçekleri ele aldığımız yazı dizimizin üçüncü kısmında hayatımıza birinci dereceden etki eden bir konuyu ele almak istedim: Dış görünüş. Başlıktaki “sarışın” lafının ilizyonuna aldanmayın. Sıkça kullanılan bu deyiş yalnızca sarışınları hedef alıyor gibi görünse de aslında bir çok kişinin(özellikle biz çirkinlerin:D) içten içe inandığı bir fikrin temsilcisidir: “Güzel insanlar daha az zeki olur.” Bu düşünceyi ve doğruluk derecesini bir kaç açıdan ele alıp kurcalayacağız. Öncelikle güzellik algımızdan başlayalım.

Aslında bu konu kurcalamakta olduğumuz fikri doğrudan ilgilendiriyor sayılmaz çünkü var olan güzellik algısının etkilerini konuşacağız. Dolayısıyla güzellik algısının ne olduğu ya da değişmiş/değişmekte olması etkin birer faktör değil. Yalnızca genel geçer bir algının var olup olmaması bu noktada bizim için önemli olabilir. Bu konuda da birbirine zıt fikirler olmasına rağmen genel anlamda diğerlerinin önüne geçen dış görünüş özellikleri olduğu gerçeği reddedilmez. Bu özellikleri her dönem nelerin belirlediği başka bir yazının konusu olabilir. Bu yazıda bahsedeceğimiz güzel kimseleri kendi güzellik algınızda hayal etmekte özgürsünüz.

Gelelim dış görünüşümüzün hayatımıza olan etkisine. Bu konu özellikle sosyal medyanın ve instagram gibi mecraların yaygınlaştığı günümüzde sıkça konuşulan ve tartışılan bir mevzu. Nitekim bununla ilgili sayısız sosyal deney ve araştırma görmüş olduğunuza eminim o yüzden aynı şeyleri çok fazla tekrar etmek niyetinde değilim. Yalnızca çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik dönemlerine ait bir kaç araştırma sonucunu paylaşıp geçeceğim.

American Succes Insights adlı kurumun verilerine göre okul öncesi eğitimde sarışın ve mavi gözlü çocuklar diğer akranlarına oranla öğretmen ve bakıcılarından daha fazla ilgi görmekte ve bu durum onların okula adapte olmalarını ve ilk sınıf başarılarını olumlu yönde etkilemektedir. Yine Amerika’da yapılan bir başka araştırmaya göre 12-20 yaş aralığında gerçekleşen intihar vakalarında ergenlik döneminde aşırı kilo alan bireylerin oranı %68’dir. Ayrıca büyük şirketlerin çalışanları üzerinde yapılan anketlere göre uzun insanlar kısalara göre yılda ortalama 789$ daha fazla kazanç elde etmektedir.

sarışın
A Beatiful Mind

Görüldüğü üzere güzel olmak ya da olumlu dış görünüş özellikleri taşımak hayatın her döneminde ve alanında çok önemli bir avantajdır. Buna toplum tarafından çok daha kolay kabul görme ve karşı cinsle olan ilişki gibi bir çok ekstra faktör dahil edilebilir. Peki her alanda bu kadar olumlu sonuçları olan bir şey zekamıza ne diye olumsuz etki etsin? Bu durumu biyolojik, psikolojik ve toplumsal olmak üzere 3 ana başlıkta ele alacağız.

Gen dizilimi ve Evrim

Doğuştan gelen güzellik fikri çok çok eskilere dayanan bir fikirdir. Nitekim çağımıza yakın zamanlarda milliyetçilikle de bağdaştırılmış(bkz. nazi almanyası ve ari ırk), günümüzde bile her millet kendine özgü güzellik ve çirkinlik nitelikleriyle(latin kalçası, rus kadınları, iskandinav erkekleri vs) tanınır olmuştur. Hatta eski çağlarda son derece yaygın olan monarşik yönetim bir anlamda gen havuzu oluşturma fikrine dayanır.

Eski zamanlarda dış görünüş, liderlik ve yüksek zeka gibi diğer olumlu özelliklerle bağdaştırılır ve onların bir işareti sayılırdı. Bu bir anlamda doğrudur çünkü etkili bir dış görünüş, insanları arkasında birleştirme konusunda başarı yüzdesini arttıracaktır. Bunun üzerine düşünürsek liderlik özelliklerine sahip kişi kurduğu topluluk/beylik/ülke sonrasında ya ülkesindeki güzel kadınların en akıllı, iyi eğitim almış ve soylusuyla birleştirilir ya da tıpkı kendisi gibi bir başka hükümdarın kızı veyahut kardeşi seçilir. Bu yöntemle güzellik, liderlik, yüksek zeka gibi genler bir anlamda korunmuş ve sonraki hükmedecek nesle aktarılmış olurdu.

Günümüzdeki araştırmalar ise bu konuya kısmen de olsa ışık tutmaya başlamış. Genetik çalışmalar insan geninde bulunan ve beynimizdeki kıvrım miktarını, hücre büyüklüğünü ve kalitesini etkileyen kısımların boyumuzu, yüz tipimizi ve bedenimizin diğer bölümlerini etkileyenlerle neredeyse tamamen bağımsız olduğunu söylemekte. Dahası zeka ve hafıza gelişiminde doğuştan yatkınlık çok çok küçük bir rol oynamakta. Kısaca zekanın doğuştan gelen dış görünüş özellikleriyle bir bağlantısı henüz bulunamamış.

İşin evrimsel boyutu ise biraz daha karışık. Dış görünüş çiftleşme yüzdesini doğrudan etkileyen bir faktör olduğundan, genleri zekayla doğrudan bağlantılı olmasa bile, evrimsel süreçte zeka dahil diğer tüm özelliklerin öncü işareti haline gelmek durumunda kalıyor. Hayvanların bazılarını ele alırsak bu konu daha kolay anlaşılacaktır. Bir çok türde boynuz büyüklüğü, kürk rengi, beden büyüklüğü gibi özellikler eş seçiminde doğrudan kıstas olmakta.

Bu durum bu türlerde ilginç evrimsel süreçleri tetiklemiş ve dış görünüşleri bedenlerine dair bir çok durumun işareti haline gelmiş. Örneğin aslanlarda yelenin renginin koyuluğu erkeğin dövüş kaybedip kaybetmediğini gösteren bir işarettir. Öyle ki erkek aslan dövüş kaybederse stresten tüm yelesini döker ve sonrasında çıkan yeni tüyler açık renkte olur. Dişiler yalnızca en koyu yeleli erkeklerle çiftleşmeyi tercih etmektedir. Bir bakıma yele rengi aslanın güç, çeviklik, pes etmeme gibi bir çok özelliğinin işareti sayılmakta.

sarışın
Çokça dövüş kazanmış bir aslan

İnsanlarda da eş seçiminde zeka büyük çoğunlukla daha geri planda olsa da hesaba katılan bir kıstastır. Bu durum insan evriminde de benzer bir durumu tetiklemiş olabilir mi? Yani insanların eş seçiminde ilk kıstas olan dış görünüşleri onlarda aranan diğer özelliklerin işareti haline gelmiş midir? Bu durum kulağa son derece mantıklı gelen ve halen çokça araştırılan bir konu. İnsanda seçici taraf ezici oranda kadınlar olduğundan bu durumun erkekleri daha fazla etkilediği düşünülüyor.

Eş seçiminde ilk kıstasımızın dış görünüş olmasının zekamız üzerinde başka etkileri de vardır tabi. Bir sonraki başlığımıza geçelim.

Psikolojik Dönemler, Aşırı ve Erken Doyum

Psikanalist kurama göre psikolojik gelişim dönemlerimiz 8 tanedir. Kesin olmamakla beraber belirli yaş aralıklarını kapsar ve belirleyici unsur ön plana çıkan haz çeşididir. Genel anlamda bu 8 dönem:

  • İlk yaş: Temel güvene karşı güvensizlik duygusu
  • 1-3 yaş: Özerkliğe karşı kuşku ve utanç duygusu
  • 3-6 yaş: Girişimciliğe karşı suçluluk duygusu
  • 7-11 yaş: Başarılı olmaya karşı yetersizlik duygusu
  • 11-17 yaş: Kimlik kazanmaya karşı kimlik karmaşası
  • 17-30 yaş: Yakınlığa karşı yalıtılmışlık
  • 30-60 yaş: Üretkenliğe karşı durgunluk
  • 60 yaş üzeri: Benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk, şeklinde geçer.

Bizim değineceğimiz ilk dönem genelde 6-11 yaş arasında görülen “üretkenliğe/başarıya karşı değersizlik/yetersizlik” dönemidir. Bu döneme Freud “Latent dönem” ismini de verir. Psikolojik açıdan çocuğun temel ihtiyacının başarı olduğu bir dönemdir. En büyük haz ve mutluluk kaynağı onay ve destek görmektir. Aynı şekilde ayrımcılığa uğramak, aşağılanmak ya da aşırı korunmak son derece örseleyicidir. Dış görünüşün önemi burada başlar. Zira bir kişinin ayrımcılığa uğraması veya aşağılanmasının en kestirme yolu farklı veya kötü bir dış görünüşe sahip olmasından geçer. Bu da çocuğun kendisini başkalarıyla kıyaslayarak edineceği yetersizlik ve aşağılık duygusunun önünü açar. Ancak tam tersi durum da mümkündür. Amerikalı psikanalist Erik Erikson makalesinde bu durumu “aşırı doyum” olarak açıklıyor.

Erikson’a göre psikolojik gelişim dönemlerinde çocuğun belirli bir açıdan hazza aşırı doyması mümkün hatta olasılığı da epey fazla. Örneğin takdir ve kabul beklediği bu dönemde çocuk belirli bir özelliğinden dolayı aşırı takdir alırsa yaşayacağı bu “aşırı doyum”un etkisiyle motivasyonel bir çöküş yaşayacaktır. Öyle ki çok yakışıklı olduğu iddiasıyla gazlanan bir erkek çocuğu veya sürekli giydiği kıyafetlerle şirin göründüğü söylenen bir kız çocuğu doyum yaşadıkları bu kısımları hayatlarındaki en önemli özellikleri konumuna getirme eğilimine girerler. Bu da diğer konulardaki başarı arzularını söndürür. Hiçbir çaba göstermeden elde ettiği bu doyum onu çaba göstermesi gerekecek diğer branşlardan uzaklaştıracak; çocuğun öğrenme, üretme ve gelişim gösterme gibi alışkanlıkları oluşmayacak veya yetersiz kalacaktır.

Dahası bu durum sonraki dönemlerde artarak yerleşme eğilimindedir. Kimlik kazanma döneminde karşı cinsle olan ilişkiye ve kimlik edinmişliğe bağımlı olan haz miktarı, dış görünüş gibi özelliklerden doğrudan etkilenmeye müsaittir. Öyle ki kimliğiniz “sınıfın en güzel kızı” veya “okulun en havalı çocuğu” ise başka açılardan kimliğinizi zenginleştirmeye dair ihtiyacınız önemli ölçüde azalır. Çok daha basitleştirmek gerekirse güzel kadınların yaptığı esprilere etrafında ona ilgi duyan herkes güler. Esprinin kalitesi burada ikinci plandadır. Bu yüzden güzel kadınların iyi bir espri anlayışı geliştirmeye ihtiyacı kalmaz. Bu durum entelektüellik seviyesini, bilgi birikimini, karakter kalitesini ve daha bir çok şeyi aynı anlamda etkileyecektir. Dış görünüşlerinden kaynaklı ilgi ve bu özelliklerinin kimliklerinde kapladığı geniş yer, kişilerin diğer yönlerden gelişim ihtiyacını bir anlamda azaltır.

Zeka Makyajı

İşlerin bence en ilginç hale geldiği nokta burası. Başlıktan az çok ne kastettiğimi anlamışsınızdır. Hatta bu yazının başında “kime göre neye göre zeki” gibi düşünceler geçmiştir aklınızdan. Birilerine kıyasla veya toplumun genelinden daha zeki olmak sizce ne derece önemlidir? Zeki olmak; burada kullandığımız tanımıyla hızlı, mantıklı düşünebilmek, verimli bir öğrenme yetisine ve üretken bir fikir yapısına sahip olmak, genelde kişinin kendi kendine aldığı bir hazzı tetikler. Sahip olunan diğer özelliklere kıyasla çok daha az takdir alır. Ancak bunun günümüzde yaygın bir istisnası var: Zeki görünmek.

sarışın

Zeki görünmek zeki olmanın aksine bolca takdir toplamaya meyilli bir davranıştır. Bu durum onun takdir toplamaya meyilli diğer davranışlarla birlikte görülmesine yol açacaktır. Bahsettiğimiz davranışlar hayatının özenilecek kısımlarını paylaşmak, dış görünüşü bolca sergilemek türünden olanlar. Bu tarz davranışlar tabi ki sosyal medya mecralarını tarif ediyor. Twitter ve instagram biyografilerine yazılan okul, bölüm ve başarılar, “şu yaşımdayım şunları yaptım siz ne yaptınız” kalıbında atılan tivitler, ekşi sözlükte her konuda uzmanmışçasına ahkam kesen yazarlar, iki cümleyi bir araya getirebildiği için övünen hatta kitap yazan fenomenler(getiremediği halde yazanlar) ve daha da kötüsü para kazanabildiği için kendini kişisel gelişim öğütleri verme yetkinliğinde gören şirket sahipleri, girişimciler. Bu liste saymakla bitmiyor.

Dış görünüş ve mevki gibi özelliklerin yeterli tatmin sağlamayamadığı durumlarda “hem güzel hem zeki” görünme çabasının doğurduğu bu sektör, gerçek kişisel gelişim sağlamanın önünde büyükçe bir engel niteliğinde bana göre. Öyle ki iş mülakatlarında bile zeki ya da yetkin görünmek artık zeki/yetkin olmanın çok önünde. Bu durum, kulaktan dolma veya özet şeklinde okumuş olduğunuz bilgilerle çeşitli platformlarda veya sohbetlerde kendinizi yetkinmiş gibi gösterebilme yeteneğinize kalıyor. Gerçek bir bilgi birikimine ve eğitilmiş bir beyne sahip olmak ise üstün derece irade gerektiren bir özellik haline gelmiş durumda ve neredeyse gereksiz. Kısaca günümüzde zekanın yerini “Zeka Makyajı” almakta.

Bu durumun dış görünüşle olan ilişkisi ise en tehlikeli olanı. Öyle ki güzel bir insan önceki başlıkta bahsettiğimiz evreleri sağlıklı bir şekilde geçirmeyi başarmış olsa dahi onu bekleyen toplum yapısı, dış görünüşü ve zekası dahil her bir olumlu özelliğini rekabet uğruna afişe etmeye yönlendirecektir. Göreceği takdir miktarı “Zeka Makyajı”na sahip birinden daha fazla olamayacak bu kişi zamanla kendi zihinsel gelişimini durdurmaya ve sahip olduğu temelin devamını makyajla sürdürmeye karar verebilir. Yani dış görünüşünden dolayı ilgi gören bir kişinin iradesi hayatının her evresinde sınanmaktadır.

Yazıyı okumaya üşenenler ve ne sonuca vardığımı merak edenler için pratik özet: -Sarışınlar aptal mıdır? -Hayır. -Güzel insanlar aptal mıdır? -Belki biraz:D

Dip not: Yazılarımda fikirlerimden bazılarından “gerçek” şeklinde bahsetmemden rahatsız olanlar olmuş. Yazılarımı daha okunası yapmak ve makale havasından kurtarmak için seçtiğim yöntemin bir parçası olarak ara sıra kendinden emin tabirler kullanıyorum. Yoksa tabi ki bu yazılar bilgi birikimimle birlikte öznel yorumlarımdan oluşuyor. Yazı dizisinin ismini “gerçeklik parşomeni” koymamdaki amaç da aynıydı. Farklı fikirlerinizi yorumlara veya bana yazmaya devam edin lütfen.