Asansör konuşması kendinizi, isteğinizi ya da fikrinizi karşı tarafa kısa bir süre içinde anlatmanızı sağlayan bir yöntem. Bu yöntemi iş hayatında biriyle tanışmak için kullanabileceğiniz gibi girişiminizi ya da projenizi tanıtmak için de kullanabilirsiniz. Peki asansör konuşması, mükemmeliyetçilikle ilgili bize ne öğretebilir?

Mükemmeliyetçilik bazı kişiler tarafından pozitif bir özellikmiş gibi ifade edilse de aslında hayatınızda size zarar veren bir alışkanlık. Bunun bize zarar verdiğini çok sık duysak da bize yaşatabileceklerini gerçekten anlıyor muyuz?

asansör mükemmeliyetçilik

Mükemmeliyetçiliğin bizi nereye götürebileceğini “asansör konuşması” tecrübem üzerinden birlikte gözlemleyebiliriz. Benim asansör konuşması ile tanışmam okulda aldığım bir ders sayesinde oldu. Bu derste grup arkadaşlarımla birlikte bir ihtiyaç tespit edip bununla ilgili inovatif bir çözüm süreci tasarlamamız ve bu çözüm önerisini 3 dakikalık asansör konuşması formatında bir video ile tanıtmamız bekleniyordu. Biz de sorunu belirleyip çözüm önerimizi tüm detaylarıyla kararlaştırdıktan sonra videoya tüm analizleri eklediğimizden emin olmak için üstün bir çaba sarf ettik. Ancak bu detaylara o kadar gömülmüştük ki en önemli kısımlardan birine çok az zamanımız kalmıştı: Pazarlama. Detaylara takıldığımız için süre de 3 dakikayı geçmişti. Amfide asistan 3 dakikanın üzerindeki videoları kabul etmeyeceğini söylediğinde son dakikada videoyu hızlandırmaktan başka çaremiz kalmamıştı.

Sunuma çıktığımızda karşımda iki hocamla birlikte 180 kişi oturuyordu. Hızlandırılmış videonun bir kısmı adeta rap şarkısını andırıyordu. Sıra o kısma geldiğinde yerin dibine gireceğimden şüphem yoktu. Hocanın beni nasıl azarlayacağı ve dersten nasıl kalacağımla ilgili kafamda bin farklı senaryo dolanıyordu. Oysa videonun o kısmı geldiğinde hocalarla birlikte tüm amfi kahkaha atmaya başladı. Artık biz de kendimizi tutamadık. Video bittiğinde gülmekten gözümden yaş geliyordu. Hoca sadece 3 dakikaya sığdırdınız mı bari diye sordu. Birinci sınıfların bu haline bayılıyorum demek dışında bir şey demedi. O zaman stresin de tetiklediği mükemmeliyetçi düşünceleri bir kenara bırakıp büyük resme bakabildim.

Birinci sınıfta hata yapmak normaldi ve dünyanın sonu değildi. Proje, zaman yönetimi açısından çok zayıftı ama tasarım analizleri açısından kötü değildi. Fikri sunuş biçimimiz eksikleri kapatabilirdi oysa biz detaylara takılmaktan bu kısmı atlamıştık, projenin mükemmel olması zaten mümkün değildi. Ayrıca dersin başarısı sadece projeyle değerlendirilmiyordu. Vizeyle finalim de kötü geçmemişti. Dolayısıyla felaket senaryolarımın hiçbiri gerçekleşmedi.

İçinde olduğumuz sistem bizi mükemmeliyetçi olmaya itse de bunun bize bir fayda sağlamadığını hatta zarar verdiğini kabul etmek ve bu bakış açısını değiştirmek bizim elimizde. Girişimcilik ekosisteminde hata yapmanın dünyanın sonu olmadığı yıllardır duyuyoruz. Hataları öğretmen olarak görebiliriz. Asıl denemekten vazgeçersek kaybederiz.

“Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.”

Samuel Becket

Kaynakça: 1

Editör: Sena Bakı