Sanat eserleri veya mimari eserleri araştırırken karşımıza sık sık gotik, barok, romanesk, neoklasizm, kübizm gibi kavramlar çıkar. Batı sanat akımlarını ifade eden bu kavramlar birkaç yüzyıl sürmüş sanat akımlarının ifade edebilirler. Ülkemizde karşımıza pek çıkmasa da Avrupa’da oldukça yaygın olan “gotik” akımını gelin birlikte inceleyelim.

Tarihçesi

Orta Çağ dönemine ait olan Gotik sanat, 12. yüzyılın başlarında Fransa, Stle-de-France’da Abbot Suger tarafından yaptırılan St. Denis Abbey Kilisesi’nde Latin sanatına tepki olarak ortaya çıkmıştır. 13. yüzyıl ortalarından 14. yüzyıl ortalarına kadar Fransa’nın avrupadaki hakimiyeti sebebiyle hızla yayılmış ve en güçlü devrine ulaşmıştır. 15. yüzyılın ortalarına kadar da varlığını sürdürmüştür.  Gotik sadece bir sanat akımı değil aynı zamanda bir yazı şeklidir. Avrupa’da çoğunlukla Almanlar tarafından kullanılan bu yazı şeklinin ömrü çok uzun olmamıştır. Bu akım mimari dışında resim, heykelcilik, süs eşyalarında da etkili olan rönesansı başlatan akım olma özelliğini taşımaktadır.

Etimoloji

Bazı kaynaklara göre Gotik kavramının kökeni barbar bir topluluk olan Got’lardan gelmektedir. Kelime anlamı olarak “barbar” olarak tanımlanmasının sebebi budur.  Bu akımın nitelenmesinden önce gotik kavramı ilk defa Raphael’in Papa Leo X c’ye yazdığı mektupta kullanılmıştır. Başlarda bir akım olarak aşağılama amacıyla kullanılan bu sözcük 15. yüzyılda İtalyan ressam Giorgio Vasari sayesinde yayılmıştır. Gotikliği canavarca ve barbarca olarak tanımlayan Vasari sivri ve keskin hatların barbarların savaş merakından geldiğini dile getirmiştir. Dönemin içerisindeyken şiddetle eleştirilmiş ve adı konulmamış bu akım dönem bittikten sonra Boileau, La Bruyère, Rousseau gibi Fransız yazarlar tarafından tanındıktan sonra “Gotik Sanat” ifadesiyle kabul görmüştür.

Mimari

Bu akımın en önemli özelliklerinden biri devasa büyüklükte ve keskin hatlardan oluşan yapılardır. Bu dönemde inşa edilen yapılarda en dikkat çekici kısımlar sivri kemerler, kaburgalı tonozlar, gül pencereler ve kulelerdir. Bu kadar yüksek yapıların ağırlık sorunu için kullanılan sivri kemerler bu tarzın adeta pekiştiricisi olmuştur. Yapılardaki süsleme ise dikkat çekici ayrı bir özelliktir. Abartılı süslemeler, karmaşık görünen dış cephenin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu mimarinin bir diğer özelliği olan daha az duvar düşüncesi sebebiyle vitray kullanımı önemli ölçüde artmıştır. Okuma yazma bilmeyen halk üstünde etkisini arttırmak isteyen kiliseler İncil’deki olayların tasvir edildiği vitrayları özellikle kiliselerin girişlerine yerleştirmişlerdir. Kilise ve katedrallerde bol bol görebileceğiniz bu süsleme biçimi dini otoritelerin güç gösterisi yapmasına epey yardım etmiştir.

Manastır tarikatları, özellikle de Cistercians ve Carthusianlar sivri ve yüksek olan bu tarzı kilisenin gücünün simgesi olarak benimsemiş, bu stilin Avrupa’da yayılmasında önemli rol oynamışlardı. Bu dönemde üretilen sanat ve mimari örnekler genellikle dini nitelikte olmasının sebebi buydu.

Resim

Gotik olarak adlandırılabilecek bir tarzda resim, Gotik mimari ve heykelin kökenlerinden yaklaşık 50 yıl sonra, yaklaşık 1200 yılına kadar ortaya çıkmadı. Yapılış tarzı olarak mimariye eşlik edercesine uzunlamasına ortaya çıkan eserler sade bir biçimde görülür. Bir olayı anlatırcasına – genellikle İncil’den- dramatik bir şema, hikayeleştirme ve verilen ayrıntıların olayın dışında olması en önemli özelliklerindendir. İtalya’da özellikle ilgi gören resim sanatı açılan sanat okullarıyla beraber her bölgenin ayrı bir yapısı ortaya çıkmıştır. Siena bölgesinde renkçi yaklaşım ve aşırı altın yaldız kullanımı öne çıkarken Floransa bölgesinde biçimci yaklaşım ve insan figürünün gerçeğe yakın bir şekilde tasvir edilmesi benimsenmiştir. Osmanlı Devleti ve Araplar bu akımın etkisiyle camilerde vitraylara yer vermiştir. Gotik dönemde resim, dört ana ortamda uygulanmıştır: freskler, panel resimleri, el yazması aydınlatma ve vitray.

sanat
Hirschhorn am Neckar, Hessen’deki Manastır Vitra

Heykel

Dönem başlangıcında bu akımı tanımlayan ana unsur mimari oldu. Heykel mimari yapılarda sonradan yer alsa da hiçbir zaman ana unsur olmadı. 12. yüzyılın ortalarından sonra Fransa’da inşa edilen katedrallerin duvarlarında ortaya çıkmaya başladı. Heykeller ilk kullanılmaya başladıklarında giriş kapılarının kenarlarına süsleme tarzıyla yapılmaya başlanmıştı. Duvar oyması şeklinde olan heykeller bir kompozisyon oluşturmak amacıyla kullanıldı. Buradaki ana amaç heykele bakan kişinin duygularına hitap edebilmekti. Oldukça ayrıntılı tasvir edilen durumlar için heykeli yapılan kişilerin kıyafetlerinin duruş şekli bile önem taşımıştır.  Zaman içerisinde heykelciliğe olan ilginin artması ve heykelciliğin gelişmesiyle heykeller duvarlardan ayrılıp özgün sanat eserleri olmaya başladılar.

sanat
Köln Katedrali girişinde bulunan heykeller

Kaynaklar: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12

Editör: Efe Şen