Duyuların karmaşası olarak tanımladığımız sinestezi neden vardır?  Sinestezi gerçek bir duyusal deneyim midir yoksa çocukluk anılarımızın çağrışımlarından mı kaynaklanır? Sinestezi, görmek ve hayal etmek kavramları arasındaki sınırı tanımlamamıza yardımcı olabilir mi? Çapraz Etkinleşme Modeliyle, sinestezi nasıl açıklanabilir? Bu yazımızda soyutlama, yaratıcılık, mecazi anlamlandırmalarda bulunma gibi eşsiz becerilerimizin temelini, sinestezi olgusundan yola çıkarak ve sorularımıza yanıt arayarak açıklamaya çalışacağız. Hazırsanız başlayalım!

Sinestezi Nedir?

Öncelikle sinestezi nörolojik bir rahatsızlık değildir. Sinesteziye sahip insanlar normal insanlardır. Sadece duyum, algı ve duyguların olağanüstü bir şekilde karıştığı bir deneyim yaşarlar. Sahip oldukları sinestezinin türüne göre duyuları çok farklı kombinasyonlarla algılayabilirler. Örneğin: renkleri hisseder, sesleri tadar, duygulara dokunurlar. Bu insanların duyu-algı-duygu etkileşimlerini incelemek, beyinlerinde diğer insanlardan farklı olarak neler olduğunu ve sanatçı, şair, yazar ve diğer yaratıcı insanlarda sinestezinin neden 8 kat daha fazla yaygın olduğunu açıklayabilir.

notaların-renklerle-simgeleşmesi

Algı Psikolojisi ve Sinestezi Gerçeği

İlkel veya basit algısal özellikler, renk ve çizgilerin yönü gibi şekilleri gruplandırma ve göze çarpma etkisi için temel sağlar. Aslında beynimiz, otomatik olarak alt düzey algısal özellikleri gruplandırmaya çalışır. Bu noktada diyebiliriz ki: eğer bir özellik gözümüze çarpıyor veya gruplandırılabiliyorsa beyin bunu algı sürecinin erken safhalarında edinmiş demektir.

Diğer taraftan eğer göze çarpma ve sınıflandırma etkileri cılız ya da hiç mevcut değilse söz konusu görsel nesnenin temsilinde üst düzey algısal ve hatta kavramsal süreçlerin devreye girmesi beklenir. Bu bilgiler ışığında, sinestezik bireylerde yapılan deneylerde, sinestezisi olmayan bireylerin gruplandıramadığı ya da göze çarpmayan şekilleri sinestezik bireylerin anında görebildiği gözlemlenmiştir. Bu objektif deney sinestezinin, bireylerin hayal ettiği ya da çeşitli çağrışımlarından çıkardığı bir sonuç değil, gerçek bir duyusal durum olduğunu kesin olarak açıklıyor.

Rakam-renk sinestezisine sahip bir bireye siyah renkte 7 rakamı gösterildiğinde, “Rakamın siyah olduğunun farkındayım, ancak bir tür zihin imgesi onu gerçekten kırmızı gördüğümü hissettiriyor, kırmızıyı gerçekten görüyorum.” ifadesini kullanıyor. Aynı bireye roma rakamı ile VII gösterildiğinde, rakamı kırmızı değil siyah olarak (doğru renkte) gördüğünü söylüyor. Bu deney, sinestezinin sayısal kavramlardan bağımsız olarak, gerçek görünümüyle ortaya çıkan duyusal bir fenomen olduğu ve bellekle ilişkili bir durum olmadığı sonucuna ulaşmamızı sağlıyor.

Aynı bireyin eline 7 rakamı çiziliyor. Rakamı ilk olarak renkli algılamıyor. Daha sonra zihninde 7 rakamını sayısal olarak canlandırdığında kırmızıyı görüyor. Defalarca 7 söylenildiğinde kırmızıyı ve 7-5-4-8-6-2 gibi farklı renkler defalarca söylenildiğinde ise bir gökkuşağı görüyor (herhangi bir sinestezikte belirli rakamlar hep aynı renkte görülebileceği gibi rakam-renk kombinasyonları farklı da olabiliyor). Bu noktada sinestezi ile ilgili ilkel beyin fikri de ortadan kalkıyor. Çünkü eğer ilkel beyin etkisi gözlemlenseydi duyuların bulanık bir karmaşa yaratacak şekilde birbirine girmesi beklenirdi.

Aynı bireyle yapılan başka bir deneyde rakam uzaklaştırılıyor. Sinestezik birey, rakam uzaklaştırıldıkça kırmızı rengin canlılığını yitirdiğini ve soluk bir pembeye dönüştüğünü söylüyor. Bu durum sinestezinin herhangi bir çocukluk anısıyla veya herhangi bir çağrışımla ilişkili olamayacağını ortaya koyuyor. Çünkü görsel anılar mekânsal olarak daima sabittir.

Çok ilginç bir şekilde renk körü sinestezikler de rakamları gerçek hayatta hiç göremedikleri renklerde görüyor. Renk körü oldukları için koni reseptörleri yetersizdir. Ancak beyinlerindeki kortikal renk işleme alanları mükemmel bir şekilde çalışıyor. Tarif edemedikleri bir şeyi duyumsuyorlar. Bir insan hiç görmediği bir rengi nasıl hatırlayabilir, nasıl öğrenebilir, ya da nasıl hayal edebilir ki? Sinestezi, bireylere hayal etmenin de ötesinde çok farklı bir duyusal deneyim sağlıyor.

piyano

Peki Sinestezi Neden Var?

Sinestezinin aileden geçen genetik bir durum olduğunu biliyoruz. Anormal sinestezi geninin, beynin hangi kısmında kendini gösterdiğine bağlı olarak da sahip olunan sinestezi türü değişiyor. Peki, mutasyona uğrayan gen beyinde neye sebep oluyor da sinestezi ortaya çıkıyor? Bu soruyu Çapraz Etkinleşme Modelini açıklayarak cevaplayabiliriz.

Çapraz Etkinleşme Modeli: Nöral Çapraz Bağlantılar

Yakın beyin alanları sık sık birbirlerinin etkinliklerini engeller. Bu engelleme nöral etkileşimden kaynaklanan karışıklıkları en aza indirir ve alanları birbirinden yalıtır. Birbirinden uzak beyin bölgeleri arasında dahi yoğun nöral bağlantılar vardır ve bu bağlantıların, yalnızca güçlenmesi veya engelleme özelliklerini yitirmeleri bir çeşit çapraz etkinleşmeye yol açar. Bu noktada mutasyona uğramış sinestezi geninin, çapraz etkinleşmeye yol açacak şekilde nöral bağlantıların engelleme özelliklerini kaybetmelerine (ya da kazanamamalarına) neden olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumu, farklı türde sinestezi sahibi bireylerin duyu, algı ve duygu etkileşimlerine değinerek birkaç örnekle açıklayabiliriz.

beynin-çapraz-etkileşimleri-ve-bağlantıları

Beynin, fusiform girus bölgesinde renk ve sayı bölgeleri yan yanadır. Sinestezik bireylerde renk ve sayı bölgeleri arasında oluşan çapraz bağlantılar, bir rakam görüldüğünde o rakama karşılık gelen rengin de görülmesini sağlıyor.

İnsula, bedenimizden gelen içsel duyguları haritalayan bir bölgedir. İnsula, dokunma duyusuyla ilgili topladığı bilgileri, dış dünya ve yakın çevre ile ilgili nasıl hissettiğimizi yansıtırken kullanır. Aslında bu sistem, duygusal olarak yüklü belirli nesnelere dokunduğumuzda etkinleşir. Bazı sinestezi türlerinde ise birey, bizde özel hiçbir his uyandırmayan (metal saat, ipek, plastik çalışma lambası, kağıt..) gibi dokulara temas ettiğinde karmaşık duygular yaşıyor. Hatta dokunmayla birlikte tat duyumlarından bahseden sinestezikler var. Bu gayet mantıklı,  çünkü insula, dilden yoğun tat kokuları da alıyor.

Bu noktada özel bir parantez açmak istiyorum. Sinestezisi olan ve aynı zamanda asperger sendromuna sahip bir bireyde her duygu ayrı bir rengi çağrıştırıyor. Bildiğimiz üzere otizmin bir türü olan asperger sendromunda birey, duyguları anlayamaz ve tanımlayamaz. Söz konusu birey öfkeyi mavi, gurur duygusunu kırmızı olarak görüyor. Kibirli bir yüz ifadesi gördüğünde ise: “Mor bu yüzden kibirli!” olarak tanımlıyor. Bu nokta çok ilginç, bütün hassas duygular az sayıda temel duygunun değişik oranlarda farklı kombinasyonlarına dayanıyor olabilir.

Bazı sinestezi türleri ise angular girus ile ilişkilidir. Angular girus, üst düzey bir algı yapısı oluşturmak amacıyla dokunma, işitme, görme bilgilerinin bir arada aktığı kesişme noktası olarak değerlendiriliyor. Bu bölgede oluşacak çapraz bağlantılar, tam olarak duyuların karışımına yani sinesteziye neden oluyor.

müziğin-renklere-dönüşmesi

Sinestezi ve Yaratıcılık

Yaratıcı düşünmenin temelini, eğretileme kullanımı ve gizli analojileri çözebilme becerimiz oluşturur. Aslında sinestezi, alakasız görülen algısal unsurlar arasında rastgele bağlantılar kurarken; eğretileme, ilgisiz görülen kavramsal alanlar arasında rastlantısal olmayan bağlar kurar.

Büyük çapraz bağlantıların ve kavramların beynin farklı bölgelerinde olduğunu varsayarsak sinestezik bireylerde mecazi düşünce ve yaratıcılığa doğru daha büyük bir eğilim olacaktır. Bu durum sinestezinin neden şair, yazar ve sanatçı gibi yaratıcı insanlarda çok daha fazla karşımıza çıktığını açıklıyor. Bu yaratıcı insanların en büyük ortak özelliği, eğretilemeyi büyük bir ustalıkla kullanabiliyor olmaları. Eğretileme kullanma becerisi ise, bazı nörolojik ve psikiyatrik rahatsızlıklar nedeniyle devre dışı kalabiliyor. Bu durum, belirli beyin bölgelerinin, yaratıcılık ile ilgili kritik önem taşıdığını ifade ediyor. Bu noktada diyebiliriz ki, aslında hepimiz çapraz etkileşim modeliyle sinestetik soyutlama yapıyoruz. Bu bağlamda sinesteziyi yaratıcılığın simgesi olan, duyular arası bilgi paylaşımına yol açan alt patolojik etkileşim olarak da tanımlayabiliriz.

Matematikçiler de gizli ilişkileri açığa çıkarmak için soyut bir dünya yaratırlar. Bazı sinestezi türleri rakam-mekan fenomeni olarak açığa çıkabilir. Rakamları soldan sağa dizilmiş şekilde değil, spagetti gibi kıvrılmış hatta kendi üzerinde katlanmış halde görebilirler. Bu şekilde kendilerine özgü sayı çizgilerinin olması, aritmetik yeteneklerini de büyük ölçüde etkiliyor. Burada etkili beyin bölgesi angular girustur. Sol angular girus, ardışıklığın temsili ile ilgiliyken; sağ angular girus nicelik konusunda özelleşmiştir.

Angular girus, beyinde duyuların çakıştığı ve bütünleştiği önemli bir merkezdir. Çapraz duyusal çağrışımları ve soyutlamaları kontrol etmek üzere evrimleşmiştir. İnsanlarda eğretilemeler dahil olmak üzere, soyutlamayı ve her tür çağrışımı oluşturacak yapıdadır. Bu nedenle angular girus insanlarda çok büyüktür.  Rakam-renk sinestezisinin fusiform girusta çapraz bağlantılar nedeniyle oluştuğuna değinmiştik. Aynı şekilde fusiform girus, mecazi alakaları kullanma becerilerimizi etkiliyor. Bu bölge insanlarda, alt primatlara göre 8 kat daha büyük.

Kaynaklar:

●Öykücü Beyin, Vilayanur S. Ramachandran/ Alfa Yayınları

1

2