“Kendi bilincimizde var olduğumuz gibi, başkasının bilincinde de var olduğumuzu bilme düşüncesi” olarak tanımlayabileceğimiz kendilik farkındalığı, birçok disiplin açısından ele alınması gereken önemli bir konudur. Bu yazımızda kendilik kavramını analiz edeceğiz ve serimizin diğer konularına da değinerek kendilik farkındalığını sinirbilim açısından anlamaya çalışacağız.

“Kendiliği Anlama Yolculuğunun” nihai sonucunun ne olacağını bilmiyoruz. Ancak insanlığın giriştiği en muhteşem macera olacağına hiç şüphe yok.

Vilayanur S. Ramachandran

“Kendiliğimiz” Bilinçli Midir, Bilinçdışı Mıdır?

Bilinçsel yaşamımız, aslında başka nedenlerle yaptığımız şeylerin olgu sonrasında akılcı ve gelişmiş bir şekilde temellendirilmesidir.

Nörobilim açısından bilinçli kendilik, nöral labirent merkezimizde konsantre bir öz olmadığı gibi tüm beyne ait de değildir. Kendiliğin, muhteşem güçte bir ağa sahip olan ufak beyin alanlarından oluştuğunu söyleyebiliriz. Hatta bir adım daha ileri gidebilir ve beynimizin de yalnızca bazı kısımlarının bilinç sahibi olduğunu kabul edebiliriz.

Öyle ki, yapılan deneysel çalışmalar yalnızca görme korteksimizden gelen bilginin bilincimizle ilişkili ve kendilik algımızla bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.

Kendilik tasarımında sıkıntı yaşayan bireylerin, beyin alanlarını incelediğimizde kendilik algısının nasıl oluştuğunu belirleyebiliriz. Bu noktada kendiliğin 7 yönünü ele alacağız ve kendilik hakkındaki sorularımıza yanıt aramaya çalışacağız.

Beynin Öykücü Tarafı-6: Kendilik Farkındalığı 1

1. Birlik

Her an yaşadığımız duyusal deneyim çeşitliliğine rağmen, tek bir kişi gibi hissederiz. Anılarımız, duygularımız, eylemlerimiz, inançlarımız ve mevcut farkındalığımız çeşitli ve kimi zaman tutarsız da olsa, kendiliğimizi biçimlendirmek amacıyla uyum içerisinde gibidir.

Duyular aracılığıyla edinilen bilgiler, normalde kendimize ve dünyaya dair inanç sistemi oluşturmak amacıyla var olan anılarla birleştirilir. Eğer bu sistemin büyük resmiyle uyum göstermeyen bir kural dışılık mevcutsa sol beyin, kendiliğin tutarlılığını ve davranışın sabitliğini korumak adına bu çelişkileri yumuşatmaya çalışır, gerekirse yeni bilgi ürettir. Bu noktada konfabülasyon durumları yaşanabilir. Serimizin 1. Yazısında bu konuya değinmiştik.

2. Süreklilik

Yaşamımız boyunca çok farklı olaylar deneyimlememize rağmen, kimlik duygusu sürekliliği yaşarız. Zihinsel zaman yolculuğumuzda geçmiş ve şimdi hakkında düşünebilir, kendimizi geleceğe yansıtabiliriz. Zihinlerimize taşıdığımız otobiyografilerimiz, kendilik algımızla doğrudan ilişkilidir. Bu durum yalnızca insana özgüdür.

Serimizin 1. Yazısında, kendilik tasarımının süreklilik yönüyle ilişkilendirdiğimiz, amnezi sahibi bireylere değinmiştik.

3. Bedenleşme

Zihnimizde oluşan beden imgesi, fiziksel kendiliğin gerçek zamanlı birleşik bir temsilidir. Bedenleşme algımız, şaşırtıcı bir biçimde esnektir ve yanılabilir.

Geçici bir süre için de olsa, hepimiz bedenimizi terk ettiğimiz ve kendimizi başka bir mekanda algıladığımız konusunda optik olarak kandırılabiliriz. Bu durumu  kendimizin gerçek zamanlı canlı videosunu izlerken veya aynalarla dolu bir koridorda ilerlerken çok kısa süreli de olsa yaşayabiliriz.

Kendilik algımızın bedenleşme yönünü açıklamak için apotemnofili rahatsızlığına değineceğiz.

Apotemnofili yaşayan birey, bedenini fazla eksiksiz veya bedeninin bir kısmını örneğin kolunu kullanışsız olarak tanımlayabilir ve kesilmesini isteyebilir. Bu durum, beyin birimlerinden gelen veriler arasındaki uyuşmazlığın; yabancılaşma, huzursuzluk, yanılgıya neden olabileceği ile açıklanabilir. Aynı şekilde, beyin görüntüleme sırasında, beden haritaları tam aydınlanmaz. Bu noktada söz konusu beden imgesinin, beyin haritasında mevcut olmadığı sonucuna ulaşabiliriz.

Beynin Öykücü Tarafı-6: Kendilik Farkındalığı 2

4. Mahremiyet

Herkesin zihinsel yaşamı kendisine aittir, başkaları tarafından gözlemlenemez. Empati yeteneğimiz de bu durumu değiştirmez. Ayna nöronlarımız geçici bir süreliğine başkasının bakış açısını yakalamamızı sağlasa da, kendi kimliğimizi yitirmeyiz.

Ayna nöronları, frontal loblar ve duyusal reseptörlerin dinamik etkileşimi; hem kendi zihnimizin, hem de karşımızdaki kişinin zihninin eşsizliğini korur.

5. Sosyal Varlık Olarak Bedenleşme

Neredeyse tüm hislerimizin sadece diğer insanlarla ilişki halindeyken mantık kazanması tesadüf olabilir mi? Gurur, sevgi, korku, merhamet, tevazu, acıma.. Aynı şekilde kişiler arası ortak geçmişimize dayanarak insanlara karşı minnet duymak veya sempati beslemek evrimsel olarak da tamamen anlaşılırdır.

Diğer bir noktada ise ötekilerin eylemlerine güdü, niyet veya kusur yüklemeye o kadar meraklıyızdır ki, sosyal duygularımızı insan dışı varlıklara, sosyal olmayan cisimlere veya durumlara kadar genişlettiğimiz de çok olur. Örneğin serçe parmağınızı çarptığınızda, kapıya öfkelenebilirsiniz ya da sadece kendi acınıza odaklanıp öfkelenmeyedebilirsiniz. Çünkü evet, her şey bir tercih meselesi 🙂

Kendilik algımızın, bilinç düzeyinde görsel korteksimizden gelen bilgiyle bağlantılı olduğunu biliyoruz. Öyle ki, fusiform girustan çıkan 3. görme yolağında meydana gelen hasar sonucu birey, ailesi ve sevdiklerine dair olguları ve anıları anımsayabilir. Ancak üzücü bir şekilde onların yanındayken hissetmesi gereken o huzuru bulamaz. Serimizin 2. Yazısında bu konuya değinmiştik.

6. Özgür İrade

Özgür iradenin nasıl işlediğini henüz bilmiyoruz. Ancak tam tersini seçebileceğimizden emin olarak, bilinçli bir biçimde alternatif eylem yöntemleri arasında tercih yapabilmek muhteşem bir duygu, öyle değil mi?

Beynimizin sol supramarjinal girus ve prefrontal korteks bölgeleri özgür irademizin etkin olmasını sağlıyor. Serimizin 4. yazısında belirttiğimiz üzere apraksi sahibi bireylerde bu bölge hasar görmüş olduğundan, özgür irade tam olarak gerçekleşmeyebiliyor.

farkında

7. Kendilik Farkındalığı

İnsanlarda ayna nöronu sistemi, bireyin kendi zihnini temsil etmesine olanak sağlayacak şekilde içe dönmüş olabilir. Başka bir deyişle, ayna nöronu sisteminin tam daire şeklinde kendi üzerine “kıvrılmasıyla” kendilik farkındalığı oluşmuş olabilir. Bu nokta, kendilik farkındalığı ile öteki farkındalığının bir arada evrimleştiği sonucunu da destekliyor.

Ağır bir depresyon geçiren Cotard Sendromu sahibi birey, kendisini yaşamıyor hissedebilir. Bu bireylerde görsel korteksin 1. ve 3. yolağı hasar görmüş olabilir. Niyet çıkarımları ve insulayla uyum içerisindeki duygusal empatiyle ilişkilendirdiğimiz bu yolaklar, ayna nöronu bakımından oldukça zengindir. İçe bakış ve kendilik farkındalığı ayna nöronu sistemiyle doğrudan ilişkilidir.

Serimizin 4. yazısında otizm sahibi bireylerde, ayna nöronu sisteminin hasar görmüş olabileceğine değinmiştik. Bu noktada, kendileriyle bağ kurup varlıklarını doğrulayabilmek için kendilerine vurmaları bir gerekçe olabilir.

Kendilik farkındalığını ilişkilendirebileceğimiz diğer bir konu ise panik ataktır. Panik atak, amigdala ile hipotalamus arasındaki duygusal ve özerk uyaran akışının 3. yolağı etkileyen kısa süreli mini bir nöbet olabilir. Bu noktada bireyde dövüş ya da kaç tepkisi oluşur. Ancak bu tepkiyi atfedebileceği dışsal bir etken olmadığından, birey durumu içselleştirir ve ölüyormuş gibi hisseder.

Bu durumda panik atak ile ilgili kritik bir nokta karşımıza çıkıyor. Birey atak geçirmek üzere olduğunu fark ettiği an, telefonundan korku filmi izleyebilir. Bu şekilde beyin, algıladığı psikolojik uyarını dehşet verici içsel bir nedendense, dışsal bir korkuya atfeder ve ataktan kaçınılması sağlanır. Birey gördüğü şeyin sadece bir film olduğunu, yüksek düşünsel seviyede “farkındadır”.Bu farkındalık ataktan kaçma yöntemini etkilemez. Çünkü inanç monolitik değildir, birçok katmandan oluşur.

Kaynaklar:

●Vilayanur S. Ramachandran, Öykücü Beyin/ Alfa Yayınları