Bilim ve sanat ayrı kavramlar gibi dursa da aslında birbiriyle ilişkili kavramlardır. Bilimsel keşifler edebi fanteziyi teşvik etmektedir. Ayrıca sanat, bilimsel faaliyete ivme kazandırmaktadır. Örneğin Jules Verne’in 1865 de yazdığı “Aya Yolculuk”tan bir asır sonra bunun gerçekleşmesi sanatın, bilim üzerindeki teşvik edici rolü olduğunu gösterir. Aynı zamanda Einstein’in Rölatif Teori’yi ortaya koymasında “Dostoyevski bana Gauss’tan daha çok şey verdi.” diye ifade etmesi açıkça bu ilişkiyi gösterecek örneklerden bazılarıdır.

Ayrılmaz İkili : Matematik ve Müzik

Ne ilginçtir, müziğin tarihsel gelişimiyle matematiğin tarihsel gelişimi paralellik göstermektedir. Her ikisi de önce somut bir düşünceyle ortaya çıkmış daha sonra soyut-somut arasında salınıp durmuştur. Örneğin matematik nesne saymayla başlamışken, müzik, ilkel toplumlarda dinsel ayinlerde çalınan ritim olmuştur. Kim bilir belki de o zamanın müzisyenleri sayı saymayı ilk keşfedenlerdi, ne dersiniz? Dikkatimi çeken diğer önemli bölüm “LA” notasıdır. Fiziksel olarak 440 khz frekanslı ses dalgası olarak bilinen LA “doğanın sesi” olarak bilinir. Telefonu ilk açtığınızda kesiksiz düt sesi ya da elektrik tellerindeki uğultu genellikle LA notasıdır. Bunun içindir ki müzisyenler akortlarını bu değişmez referans sese göre yaparlar. Öyle ki klasik müzik konserleri başlamadan önce, baş kemancı ayağa kalkarak tüm orkestraya LA sesini vererek ona olan saygısını gösterir ve böylece orkestranın bütünlüğünü ve uyuşumunu sağlar. Kısacası matematik ve müzik tarih boyunca el ele dünyamızı  güzelleştirmişlerdir. Kimi matematikçilerin matematiğin bir çeşit sanat, kimi müzisyenlerin ise müziğin bir çeşit bilim olduğunu iddia etmeleri, sanırım birbirlerine duydukları hayranlıktan kaynaklanmaktadır.

Bilim ve sanat

 

Mona Lisa ve Altın Oran

Leonardo Da Vinci’nin en tanınmış eserlerinden biri Mona  Lisa tablosudur. Tabloda kullanılan altın oranın olup olmadığının anlaşılabilmesi için altın oran sisteminin kullanılış ve bulunuş şeklinin bilinmesi gerekir. Bu sistemin var olup olmadığı resim yüzeyinde tam orta kısma iki eşit dikdörtgen çizilmesi ile oluşturulur. Bu dikdörtgenlerin ortak olan kenarının, tablodaki karenin tabanını kestiği noktaya pergel konularak çizilecek olan daire sayesinde karenin karşı köşesine değmesi gerekir. Yani yarı çapı bir dikdörtgenin köşesi olur. sonra karenin tabanından çizdiğimiz daire ile kesme noktasına kadar uzatılır. Yeni çıkan bu şekli dikdörtgen geometrisine tamamladığınızda karenin yanında yeni bir dikdörtgen oluşmasını sağlarsınız. İşte bu yeni dikdörtgen Sizlere taban uzunluğunun yani karenin tabanın uzunluğunu da altın oran denilir. Karenin taban uzunluğu büyük dikdörtgen şeklinin taban uzunluğuna oranı da altın orandır.

Sonuç olarak elde edilen bu büyük dikdörtgen aslında altın oran sisteminin sabit sayısı 1,618 eşittir. Buda yapılan Mona Lisa resminin bir altın oran mekanizması içerisinde çizildiğini gösterir. Halen bir çok sırrı içerisinde barındırdığı düşünülen bu tablo ile ilgili araştırmalar devam etmektedir. Her yeni araştırmada farklı bir çok özelliği içerisinde barındırdığı düşünülen bu tablo aslında Leonardo Da Vincinin ne kadar ileri görüşlü bir insan olduğunun göstergesi gibidir.

Yukarıda verdiğim örnekler aslında sorumuzun bir nevi cevabını oluşturacak nitelikteler. Bilim ve sanatın iç içe olması görsel ve işitsel sanatlar içerisinde estetik katıyor. Bu estetikte bize hoş duygular yaratıyor. Bunu dünyaya bakarakta hissedebiliriz.

Sizce de dünya; fizik, kimya ve biyoloji olaylarının birleştiği harika bir sanat eseri değil mi?