Beyinde nöronlardan başka bir şeyler var mı? Modern sinir sistemi modellemelerimiz ne kadar doğru ve yakın gelecekte değişebilir mi? Bilinç beynin neresinde? Beyinde bir hafıza merkezi var mı?

Hadi Başlayalım!

Modern sinir sistemi modellemelerimiz üzerine

Sinir hücresi bugün bilindiği kadarıyla sinir sisteminin en temel işlevsel birimidir. Sinir hücreleri birbirleriyle sürekli iletişim halindedirler. Birbirlerine durmaksızın elektriksel sinyaller gönderir ve alırlar. Peki beyinde sadece sinir hücreleri mi vardır? Beyin kabuğunda ve beynin birçok yerinde nöronların 20 ile 50 katı kadar olduğu düşünülen -sinir hücreleriyle de iletişim kurma kapasitesine sahip- “Glia (yapıştırıcı)” hücreleri vardır. Nöronların birbirleriyle yaptıkları bağlantılar halihazırda haddinden fazla karmaşık olduğunu biliyoruz. Üstüne bunlardan sayıca kat kat fazla olan ve işlevini de henüz tam olarak bilmediğimiz hücreler de devreye girince artık sistem anlama kapasitemizin iyice dışına çıkıyor.

Nöron, beyin, bilinç
Nöron ağımızın karmaşıklığını anlayabilmek için onlara evrendeki kaotikliğin küçültülmüş bir modeli diyebiliriz.

Yeni bulgulardan da anlayacağımız üzere beyni anlamaktan hala çok uzağız. Bu sebeple modellemelerimizi bildiğimiz kısımlardan yola çıkarak (yani nöronlardan) yapmaktayız. Çünkü sinir hücrelerinin işleyişi elektrik devrelerine rahatlıkla benzetilebilir ve bu sayede bu karmaşık düzeni daha iyi anlayabiliyoruz. Fakat bir yandan da bu kuramlarla (glia hücrelerini devre dışı bırakarak) kendimizi kısıtlıyoruz ve belkide cevaptan uzaklaşıyoruz. Öte yandan kuramlara da ihtiyacımız var. Bu sebeplere dayanarak nöronlar laboratuvar ortamında kolayca incelenebildiği (elektrik atımlarının gerçek zamanlı izlenebildiği) için nöronlar hala sinir sistemi kuramlarımızın temelini oluşturuyor.

Burada dikkatinizi çekmek istediğim en önemli nokta bilimsel kuramların bir çoğunu (özellikle beyine ait olanları) mutlak birer gerçekmiş gibi kabul etmemeniz olacaktır. Çünkü önceki yazımda da bahsettiğim gibi (temel kanunlar hariç) bir çok kuram aksi ispatlanana kadar ya da da kapsamlısı, daha doğrusu ortaya atılana kadar geçerlidir. Belki yakın bir gelecekte nöronların dışındaki hücreleri de kapsayan bir kuram ortaya atılacaktır fakat o zamana kadar en doğrusu bu.

Bilinç beynin neresinde?

Adına sinir hücresi dediğimiz bu hücreler, vücutta işlevsel açıdan yüksek düzeyde özelleşmiş hücrelerden biridir. Özelleştiği alan ise “mesaj almak” ve “mesaj vermek”tir. Her bir hücre, çeşitli kaynaklardan gelen eksi ya da artı elektriksel sinyali gönderip gönderemeyeceğine “karar veren” en küçük karar birimidir.

nöron, beyin, bilinç

Şimdi 20 milyar hücre hayal edin ve bunları yüz milyarlarca bağlantıyla birbirine bağlayın. Sinir hücrelerinin birbirleriyle bitmek bilmez bir iletişim içinde olduğunu da göz önünde bulundurursak, adına yaşam dediğimiz o ilk kıvılcım çakıldıktan sonra beyinde geri döndürülemez bir etkileşim başlamış olur. Peki bu elektriksel faaliyet nasıl oluyor da bir zihinsel faaliyete dönüşüyor? Benliğimiz, kişiliğimiz, bilincimiz yahut diğer bütün öznel deneyimlerimiz beyinde nasıl oluşuyor?

Aslına bakarsanız adına “bilinç” dediğimiz bu öznel farkındalığın bırakın beyinde nerede olduğunu hala doğru düzgün bir tanımını dahi yapamadık. Öte yandan tanımını “geçmiş anıları ve tecrübeleri kaydetme ve gerektiğinde geri çağırıp kullanma” olarak yaptığımız “hafıza”nın da beyindeki yerini tam olarak bilmiyoruz. Hatta hafızanın ve bilincin beyinde bir yerinin olmadığını bu bileşenlerin beyine tıpkı Google Drive gibi bir buluttan elektromanyetik dalgalarla senkronize olduğunu savunan kuramlar da mevcut. Yakın geçmişte bulunan EEG cihazları sayesinde beynin elektromanyetik dalga aldığını ve yaydığını öğrenmemiz, ayrıca beynin sürekli değişim içinde olmasına rağmen karakterinizin ve hafızanızın sabit kalması gibi gerçeklikler de bu tür kuramları destekler nitelikte. Fakat hala yolun çok başındayız ve öğrenecek çok şeyimiz, gidilecek çok yolumuz var. Bu yüzden bu kuramlardan herhangi birini doğru kabul etmek için henüz çok erken.

Sonsöz

Bugün genel olarak kabul edilen modele göre bu zihinsel deneyimlerin sinir hücrelerinin arasındaki kaotik iletişimle oluştuğu düşünülüyor ve araştırmalar bu yönde devam ediyor. Kim bilir belki yakın bir gelecekte tüm sinir sistemi hücrelerini kapsayan hatta bedenimizdeki diğer hücre ve organların da bu zihinsel deneyimlere dahil edildiği bir kuram kabul görecek. Şu an içinden çıkamadığımız bu sorularımızın cevabını yalnızca zaman bize gösterecek.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Önceki yazıma buradan ulaşabilirsiniz.