Hepimiz Çernobil Nükleer Santralini ve patlamanın ardından gelen felaketi biliriz. Bir şehrin yok oluşundan ve bu yok oluşun gelecekte yarattığı hasardan hepimizin haberi var. Peki sizlere en büyük nükleer felaketin Çernobil olmadığını söylesem ne derdiniz?

Majak ve Karanlık Geçmişi

mayak

Soğuk Savaş döneminde SSCB ve ABD arasında bitmek bilmeyen bir yarış vardı. Her iki blokta sıcak savaşın getireceği büyük sonuçlardan kaynaklı ideolojik olarak savaşmayı daha mantıklı buluyordu. Uzak menzilli silah üretimiyle başlayan soğuk savaş daha tehlikeli olan nükleer silah üretimine doğru evrildi. Soğuk Savaşta zaman kavramı kısıtlı sayılırdı. Karşı blok bir şey yapıyorsa çok vakit kaybetmeden harekete geçilmeliydi ve SSCB de tam olarak bunu yaptı ve gizli bir tesis olan Mayak Nükleer İşletme Tesisi’ni kurdu. Başka devletlere ve insanlara zarar vermek için kurulan bu tesis herkesten çok SSCB halkına zarar vermişti.

İlk Kirlilik

mayak

Mayak Nükleer Santrali Techa Nehri yakınlarına kurulmuş bir tesisti. Ne yazık ki Techa nükleer santralden en çok zararı gören oldu. 1949 yılında tesiste plütonyum üretimi ve bununla beraber ilk başarısız denemeler başlamış oldu. Tesisin buharlaştırıcıları durdu ve korozyon sebebiyle tahrip olma tehlikesine girdiler. Bununla beraber nükleer santraldeki atıklardan sadece düşük ve orta seviyedeki atıkların Techa Nehri’ne boşaltılma izni vardı fakat bu da istenilen gibi olmayıp yüksek seviyedeki radyoaktif atıklar doğrudan nehre atıldı. Şu anda nükleer atığın sızdığı nehirlerin kenarındaki radyasyon seviyesi normalden 150 kat fazla!

Kyshtym (Kiştim) Kazası

29 Eylül 1957’de Mayak’da yıllarca gizli tutulacak bir patlama gerçekleşti. Yüksek yoğunluklu nükleer atığın bulunduğu bir tank aşırı ısınma sonucu patlamıştı. O gün nükleer santralde vardiyası olan Anna Sharova yıllar sonra o günü şöyle anlattı: “Aniden şimşek gibi bir ses duyduk ve ardından bir şey patladı ve kapıların camları kırıldı. Dışarı baktığımızda dev bir bulut gördük.”

Dev radyoaktif bulut yüzlerce kilometre uzağa kadar yayıldı. Nükleer tesiste çalışan onlarca işçi ile çevredeki 200’den fazla kişi akut radyasyon sendromu nedeniyle yaşamını yitirdi. Yaklaşık 250 bin kişiyi etkileyen patlama sonrası bazı bölgeler tahliye edildi. Ancak dünya, Zhores Medvedev anlatana kadar bu patlamadan habersizdi. Biyokimyager ve tarihçi Medvedev, 2016 yılının Eylül ayında BBC ”Witness” programında kazayı şöyle anlattı: “Reaktörlerdeki ısının ölçülmesi için yeterli bir sistem yoktu. O sırada tanklardan birindeki regülasyon sistemi durdu ve ısı belli bir seviyeye ulaştığında tank patladı.Patlamadan tam olarak kaç kişi etkilendi ve kaç kişi öldü, bunlara ilişkin sayılar hiç açıklanmadı.”

Kiştim-Kazası

Müslümovo

Müslümovo, Müslüman Tatarların yaşadığı ve Techa Nehri’nden akan zehirden en fazla etkilenen yerlerden biri. Gusman ve Greenpeace’in nükleer uzmanlarının rehberliğinde yapılan ölçümlerde daha ırmağa ulaşmamışken bile radyasyon saatte 0.15 mikrosievert gösteriyordu. Nehre yaklaştıkça ölçüm cihazı korkutucu sesler çıkarmasının yanı sıra inanılmaz derece yüksek dereceleri de gösteriyordu. Nehre ulaşıldığında ölçüm cihazı 30 mikrosieverte ulaştı. Üstelik bu rakam, Fukuşima çevresinde boşaltılan merkezde 2011 Eylül’ünde yapılan bir ölçümdeki radyasyon seviyesiyle neredeyse aynı! Çernobil’in yasaklı alanında bile cihaz hiç bu kadar yüksek bir rakama ulaşmamıştı.

Zarar gören sadece Müslümovo köyü değil. Techa Nehri’ni çevreleyen ve inşa edilen barajlara en yakın köyler; Brodokalmak köyü (68 km), Russkaya Techa (97 km) ve Nizhnepetropavlovskoye (107 km) köyüdür. Bütün bu köylerde çok fazla radyasyon seviyesi var ancak burada yaşayan insanlar kronik radyasyon hastalığının korkunç sonuçlarından yaşamaya ve ölmeye devam ediyor. 

Kaynaklar

Kaynak: 1

Kaynak: 2

Kaynak: 3