Hepimiz modern zamanda bir yere gidebilmek için en konforlu ve en hızlı aracı kullanmak isteriz. Bu durum mesafeye bağlı olup metro, vapur veya uçak olarak değişebilir. Hızdan sonra o araçtan beklentimiz ise güvenli olmasıdır. Uçak veya otobüs bileti alırken hepimiz en çok bilinen firmadan almak isteriz. Çünkü en iyi firma hem hızlıdır, hem konforlu hem de güvenli. Peki bu kararımızda yanılırsak? Şimdi size biraz sürrealist biraz da realist bir olaydan bahsedeceğim.

Esrarengiz Uçuş 401 Olayı

uçuş 401
L-1011 Tristar Uçağı

Eastern Airlines (aynı zamanda ABD’nin o zamanki en efsanevi uçak şirketi) daha 4,5 ay önce fabrikadan çıkan, o zamanki en modern ve geniş gövdeli devasa yeni uçağı L-1011 Tristar ile 27 Aralık 1972 tarihinde yapılmak üzere bir uçuş kararı alır. Uçakta toplam 163 yolcu ve 13 mürettebat ile Miami’ye gitmek için başarılı şekilden kalkan uçak belli bir süre sorunsuz ilerlemiş.

Everglades yakınlarında uçuş takımlarını açmak isteyen pilot, uçuş takımlarının açıldığını konfirme eden 12 dolarlık bir tuşun sinyal vermediğini fark eder. Sinyalin tuştan mı kaynaklandığını yoksa mekanik bir sorun mu olduğunu anlamak isteyen pilot, yardımcı pilotu hell hole denilen uçağın uçuş takımlarının olduğu bölüme inip kontrol etmesini ister. Kokpitte 3 kişidirler ve aşağıya inen yardımcı pilot uçuş takımlarında bir sorun olmadığını fakat yinede pilotun da bakmasını ister.

Pilot, uçağı otomatik pilot konumuna getirip uçuş mühendisi ile hell hole’a iner. Pilot ve yardımcı pilot uçuş takımlarını dikkatle incelerken aynı zamanda uçuş mühendisi ise ön tekerleği gösteren teleskopik vizörden bakmaya çalışmaktadır. Fakat onlar hell hole’da bunlarla uğraşırken uçağın alçaldığını hatta yere çok yakın konumda olduklarını anlamazlar.

Söylentilere göre pilot ve uçuş mühendisi hell hole’a inmek için kalkarken yanlışıkla otomatik pilotu devre dışı bırakmışlar ve uçak alçaldığında verilen sinyal sesini duymamışlar. Artık yapacak hiçbir şeyleri kalmadığı zaman pilot, yardımcı pilota “Halâ 2000 feetteyiz değil mi?” diye sorduğu söylentiler arasında.

Kara kutunun parçalanması bu tür söylentilerin doğruluğunu maalesef bulanıklaştırmıştır. Okyanusun derinliklerine gömülen L-1011 Tristarın parçalarının %98’i okyanustan çıkarılmıştır. Parçaların çıkarılması tam tamına 15 ay sürmüştür.

Garip olan söylentiler ise tam da kazadan sonra başlıyor aslında. Eastern Airlines L-1011 Tristar’dan çıkan sağlam parçaları atmak istememiş, birkaç uçakta yedek parça olarak kullanmak istemiş. Asıl gariplik ise bu olaydan sonra başlıyor. L-1011 Tristar’ın okyanustan çıkarılan parçalarının; yedek parça olarak takılan uçaklarda L-1011 Trsitar’ın pilotu Bob Loft ve uçuş mühendisi Don Repo’nun hayaletlerinin görüldüğü iddia edilmiştir.

Onları tanıyan havalimanı mürettebatları ile birlikte bir kez de uçağın first class bölümündeki 12 yolcuya görüldüğü iddialar arasında. Uçuş mühendisi, Repo’nun hayaletinin birkaç uçakta mürettebata dikkatli olmalarını ve uçuş esnasında kule ile irtibatı koparmamaları gerektiğini belirtmiş. Fakat dediğimiz gibi kara kutunun parçalanması sonucu bulanıklaşan ihtimaller ve hayalet iddialarının gündeme gelmesi sadece birer iddiadır. Bu söylentileri duyan Eastern Airlines bu iddiaları “gülünç ve komik” olarak adlandırıp geçişstirse de sonradan L-1011 Tristar’ın tüm yedek parçaları uçaklardan sökülmüştür. Fakat bu anlattıklarım birer iddia olmaktan ileriye gidememekle birlikte kafalarda soru işareti bırakan bir kaza olarak insanlık ve uçuş tarihinde yerini almış gibi görünüyor.

Kaynakça: https://www.airlinehaber.com/havacilik-tarihindeki-supheli-vakalar/