Merhaba KreatifBiri okuyucuları. Kitap okumak hakkında ne düşünürsünüz bilmem ama benim için kitap okumak ruhumun en özgür olduğu andır. Bir kuş gibi bilmediğim diyarlara özgürce kanat çırptığım, sonsuzluğu tattığım yegane zamanlardır. Size ruhuma iyi gelen ve uzun bir süre etkisinden çıkamadığım bir kitabı tanıtmak istiyorum:

Merhamet Ve Metanet

Merhamet ve metanet


Kitabımızın orijinal adı Grace and Grit. Ken Wilber tarafından kaleme alınmış ve ilk Türkçe baskısı 2001 yılında yayımlanmış gerçek bir öyküdür. Kitap, Ken Wilber ve Treya Killam’ın arkadaş ortamında tanışıp iki hafta içinde evlenmeye karar vermesiyle başlar. Wilber, doktor olmak isteyen fakat daha sonrasında tıbbi bilincin hakim olduğu bir alanda entellektüel merakı doğrultusunda yeterli yaratıcılık imkanı bulamayacağını düşünüp bunun tümüyle bilgi ve mutlak gerçeğin ezberletilip mekanik bir biçimde ”sevimli” ve ”sorgulamayan” insanlara sunumundan ibaret olduğunu anladıktan sonra biyokimya alanında araştırma yapmaya başlamış, bir şeyler keşfetmeye çalışmış, yeni fikirler ve teoriler üretebileceği bir alana geçmiştir. Kitabın bu kısmını bilim sosyolojisi eleştirisi olarak da okuyabiliriz çünkü Wilber, ”Bütün hayatımı bilim çalışmaları için harcamıştım ve sonuçta şu üzücü gerçekle karşılaştım: Bilim tamamıyla yanlış bir şey değildi ama sınırlı ve sığ bir kavrayışın uzantısıydı.” der.

Ken ve Treya meditatördür. Her ikisi de mistik ya da derin bir dünya görüşünü paylaşır. Fizik; sınırlı, ölçülebilir, göreceli ve gerçekliğin sınırlı bir alanıyla ilgilenir. Fizik örneğin biyolojik, psikolojik, ekonomik, edebi ya da tarihi gerçeklerle ilgilenmezken mistisizm bunların hepsiyle daha doğrusu ”bütün” ile ilgilenir. Platon’un mağara benzetmesini kullanırsak fizik bize mağaradaki gölgelerin ayrıntılı bir görünümünü sunarken mistisizm bizi doğrudan mağara ardındaki ışık ile buluşturur.

“Sonsuz ve daim olan sadece şimdidir. Tek ve değişmez şimdi. Şu an, sonu olmayan tek şeydir.”

Metanet

Sağlık, Hastalık Ve Rahatsızlık

Treya evlendikten 1 ay sonra göğüs kanseri olduğunu öğrenir. Size hemşire ile geçen sadece hakkımızda daha çok bilgi toplamak için sorduğunu düşündüğümüz soruların ne kadar önemli olduğunu göstermek adına hemşire ile geçen diyalogu aktarmak istiyorum.
”Adet görmeye kaç yaşında başladınız?”
”Sanırım on dört. Biraz geç.” (Adet görmeye geç başlayan kadınlar, göğüs kanseri olma ihtimali en fazla olanlardı.)
”Hiç çocuğunuz oldu mu?”
”Hayır. Hiç hamile kalmadım.” (Otuz yaşına kadar hiç çocuğu olmamış kadınlar göğüs kanseri olma ihtimali en fazla olanlardı.)
”Ailenizde göğüs kanserine yakalanmış biri var mı?”
”Bildiğim kadarıyla hayır.” (Nasıl olduysa unutmuşum -annemin kardeşi beş yıl önce göğüs kanserine yakalanmıştı ama bunu atlatmıştı. Ailesinde göğüs kanseri vakası görülmüş kadınlar, kanser olma ihtimali en yüksek olanlardı.)
”Yumru canınızı acıtıyor mu? Ya da daha önce hiç acıttı mı?”
”Hayır, hiç.” (Kanserli yumrular hemen hemen hiç acı vermezmiş.)
“Operasyon hakkında ne hissediyorsunuz? Eğer sinirliyseniz ya da korkuyorsanız bunun için bir şeyler verebiliriz.”
”Gerekli olduğunu sanmıyorum. İyi hissediyorum.” (Araştırmalar göstermişti ki operasyondan önce korkuya kapılmayan kadınlarda, operasyon öncesi korkuya kapılan kadınlara oranla kanser olasılığı daha yüksekti.)

Herhangi bir tıbbi vakada kişi birbirinden çok farklı iki şeyle karşı karşıyadır. Birincisi bu tıbbi vakanın kendisiyle kırık bir kol, gribal enfeksiyon, kanserli bir tümör gibi. Biz buna hastalık diyoruz. Örneğin kanser tıbbi ve bilimsel bir ”hastalıktır”. Değer yargıları içermez, iyi ya da kötü değildir. Sadece kanserdir. Ama ikincisinde kişi sadece hastalıkla değil aynı zamanda içinde bulunduğu toplum ya da kültürün hastalığa bakışıyla toplumun hastalıkla ilişkilendirdiği bütün değer yargıları, korkular, beklentiler, mitler, öyküler, erdemler ve anlamlandırma biçimleriyle karşı karşıyadır. Tıbbi vakalara bu şekilde bir yaklaşma biçimine ”rahatsızlık” diyoruz. Hasta olup olmadığımızı bilim, rahatsız olup olmadığımızı toplum belirler.

Kitapta sağlık ve hastalık farklı açılardan incelenmiş ve irdelenmiştir. Yaşanılanlar hem açıklayıcı hem de bütünsel bir yaklaşımla anlatılmıştır. Eğer siz de hastalığa dair bir kitap okumak isterseniz ya da anlattıklarımdan sonra merak ederseniz size hastalığın ne olup – olmadığını en net şekilde anlatan bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Sağlıcakla kalın. 🙂

Kaynakça: Merhamet ve Metanet, Ken Wilber, İnsan Yayınları

Editör: Berfincan Doğan