Her iktidar öldürür! Kimi daha az, kimi daha çok.

Zülfü Livaneli – Serenad

Adolf Hitler’in Ari Alman ırkı yaratma projesiyle fitilin ateşlendiği II. Dünya Savaşı başta Yahudi kökenli vatandaşlar olmak üzere birçok insanın hayatını kaybetmesine, evlerini, ailelerini bırakıp kaçmalarına ve tüm ailelerde derinlerde yatacak acılar bırakmıştır. Bu olaylardan en acısı da sadece yaşamak için tüm servetini toplayıp umutlarıyla birlikte bindikleri Struma gemisidir.

Umuda Yolculuk Başlıyor

II. Dünya Savaşı’nın en çalkantılı olduğu dönemde Alman Orduları Avrupa ülkelerinde hakimiyet sağlamaya başladılar. Hakimiyet sağladıkları tüm ülkelerdeki Yahudileri öldürüyor ve kamplara gönderiyorlardı. Polonya’nın işgal edilmesiyle başlayan baskı aynı şekilde Romanya’nın işgal edilmesiyle de Romanya’daki Yahudileri öldürme ve kamplara gönderme şeklinde baskılar yapılıyordu. 1941’de, Romanya’nın Yaş şehrinde yaklaşık 4 bin Yahudi’nin Naziler tarafından katledilmesi sonrasında bu olay Yahudileri bir an önce bu ülkeden ayrılmaya itti.

Romanya’nın zengin ve entellektüel Yahudileri Campania Mediteranea de Vapores Limitada isimli acenteden Struma adlı gemiyi kiraladılar. Struma, 1830 model bir motora sahip, 46 metrelik Panama bandıralı bir Bulgar kömür gemisiydi. 1867’de İngiltere, Newcastle’daki bir tersanede inşa edilmişti, 100 yolcu kapasitesi vardı. Balkan Savaşları’nda görevlendirilmiş, savaş sonrasında hayvan nakliyesinde kullanılmıştı.

Daha sonra gazetelerde bir ilan yayımladılar. İlanda bir transatlantik gemi resmi kullanılarak Romanya’nın Köstence Liman’ından kalıp Filistin’e hareket edecek olan bir gemi yolculuğunun olduğunu, biletlerin 1000$’dan satışa çıktığı yazıyordu. Varını yoğunu satan Yahudiler bu gemiden bilet aldılar. Bazılarının sadece bir bilete parası yetiyordu. O zaman en zor kararı vermek zorunda kaldılar: Hangi çocuklarını gemiyle göndereceklerdi…

struma

Struma Yola Çıkıyor

Ahırları kamaralara dönüştürülmüş Struma gemisi 12 Aralık 1941’de yaklaşık 790 yolcu ve 10 mürettebat ile birlikte Köstence Limanı’ndan hareket etmiştir. Gemiyi ilk gören yolcular tepki gösterseler de yolculara gerçek gemiye daha sonra geçecekleri söylenip kandırılmışlardır. Romanya’dan kalkan gemi İstanbul Boğazı’ndan geçerek Filistin’e ulaşacaktı. Fakat gemi o kadar eskidir ki, denizde bile zor durmaktadır.

100 kişilik gemiye 800 kişi sığdırılmaya çalışılmıştır. Lavabolar kamaralar insanlara yeterli değildir. Temiz ortam yoktur ve gemide hastalıkla kol göstermeye başlamıştır. Zar zor yolcuğuluğa devam eden gemi İstanbul Boğazı’na ulaşasıya kadar 2 kez arızalanır. İlkinde başka bir gemiden destek alırlar. Yolcular ellerindekileri geminin tamir edilmesi için satar. İkinci arıza İstanbul Boğazı’na geldiklerinde yaşanır. Römorklar ile gemi Sarayburnu açıklarına demir atar. 15 Aralık 1941’de İstanbul’a ulaşan yolcular, ölüme daha da yaklaştıklarını bilmeden çaresizce motorun tamir edilmesini beklerler.

İstanbul’da Bekleyiş

struma

İstanbul’a varmanın belki de limana inmenin umudunu yaşayan yolculara tüm kapılar kapatıldı. Almanya Büyükelçiliği, yolcularda salgın hastalık ihbarında bulunarak geminden indirilmemesi için baskı yapıyordu. O zamanlar Filistin yönetimi İngilizler’deydi ve Araplar’la ilişkileri iyi tutmak ve kurduğu yönetimin bozulmaması adına Yahudilerin kesinlikle Filistin’e gelmelerini istemiyor ve Türkiye’ye baskı yapıyordu. Almanya müttefiki olan Romanya’da geminin gelmesini istemiyordu.

Tüm bu olaylar 9 haftalık bir süre içerisinde yaşanıyordu. Gemidekiler, zor şartlarda hayatlarını sürüyorlardı. Pankartlar açıyorlar, Türkler’in onları kurtarmalarını bekliyorlardı. Tarihi geçmiş Filistin vizesi bulunan birkaç yolcu İngiliz hükümetinin onayıyla, Martin Segal ve ailesi de ABD’nin ricası üzerine Vehbi Koç’un aracı olması ve Türk hükûmeti nezdindeki girişimleriyle gemiden indirildi. 

Segal, Standard Oil Company of New York isimli bir Amerikan petrol şirketinin Romanya müdürüydü. Vehbi Koç ise aynı şirketin Türkiye temsilcisi idi. Koç, Segal ailesi için İçişleri Bakanı Faik Öztrak ve İstanbul Emniyet Müdürü İhsan Sabri Çağlayangil ile bir dizi görüşme yapmıştı. Bu kişilerle birlikte kanaması olan hamile bir kadın tedavi için hastaneye kaldırılarak bu gemiden çıkmıştı.

Struma’dan kurtulmak için denize atlayıp kaçmayı deneyenler de vardı. Bir genç kaçarken yakalandı ve tekrar bindirildi. O esnada gömleğini satıp, ailesine bir kart gönderdiği de bazı kaynaklarda geçmektedir.

Bu bekleyişte gemideki yiyecek ve içecekler tükenmeye başlamıştı. Gemiye yardım için Kızılay ve Türk Yahudi cemaatleri tarafında yiyecek ve içecek yardımı yapılmıştır. Hatta gemidekilere moral olması açısından Yahudiler tarafından liman önünde ateş yakılmış ve çeşitli gösteriler düzenlenmiştir.

Ölüme Giden Yolculuk

9 haftanın sonunda süren müzakerelerden bir sonuç alınamayınca Türkiye, 23 Şubat 1942’de motoru bozuk olan gemiyi römorklarla Karadeniz’in Şile açıklarına getirdi. Arızalı gemi kendi başına Karadeniz sularına terk edildi. 24 Şubat sabahı, büyük bir patlama ile batan gemi, 103’ü çocuk olmak üzere 768 kişiye mezar oldu. Kurtulmayı başaran iki kişiden birisi David Stoliar isimli bir yolcu ve diğeri ise geminin ikinci kaptanı Ivanof Diko oldu. Bu yolcular, ölmek üzereyken Türk kurtarma kayıkları tarafından bulunmuş ve kıyıya çekilmiştir. 

Uzun bir süre kimin batırdığını bulunamayan geminin akıbeti 1960 yılında araştırılmaya karar verildi. Frankfurt Savcılığı’nın görevlendirdiği bir Alman araştırmacı yaptığı araştırma sonucunda Sovyetler’e ait SC 123 adlı denizaltısının gemiyi torpillediği ortaya çıktı. Sovyetler’in Almanlar’a gidecek yardımları engellemek amacıyla tarafsız ve düşman gemilerinin batırılması emrini verildiğini o gün SC 123’ün Teğmen’i Dejnenko ateşleme emrini vermişti.

Bütün Umutlar Sadece Yaşamak İçin: Struma Olayı 1
Struma Anıtı – Ashdod İsrail

Bugün İsrail’in Ashdod kentinde bulunan Struma Anıt’ı, 24 Şubat 1942’de hayatını kaybeden yüzlerce kişinin anısını yaşatmaya devam ediyor. Hala bu olayda kim suçlu diye tartışılmaya devam edilmektedir. Fakat Serenad kitabında Prof. Maximillian Wagner kimin suçlu olduğunu çok iyi açıklamaktadır:

“Görüyorsunuz değil mi” dedi, “Hiçbir iktidar masum değildir.”