Tarih boyunca insan beyni, doğada bulunan birçok şeyi kendi yararına kullanmayı bilmiştir. Doğru bir göz ve bilinçli bir zihinle bakabilmekle sağlanan bilimsel fayda, bu kez Slovenya Bilim ve Sanat Akademisi’ndeki ekoloji araştırmacılarından geldi. Bilim insanları, biyoçeşitlilik araştırmalarında kullanılan eDNA kaynaklarına, örümcek ağı yardımıyla daha işlevsel bir şekilde ulaşabildiklerini kanıtladı.

Çevresel DNA’nın Yeni Kaynağı: Örümcek Ağları 1

Biyoçeşitlilik Araştırmalarında Çevresel DNA Yaklaşımı

Çevresel DNA (eDNA), doğadaki canlıların yaşamsal faaliyetleri sırasında çevreye bıraktıkları genetik materyallerdir. eDNA’da bulunan eşsiz baz çiftleri ve tekrarlayan modeller; çevrede bulunan tür ve popülasyonları tanımlamada birer bilgi kaynağıdır.

Deri kalıntıları ve tozlaştırıcı türler eDNA örneği sağlamaktadır. Biyoçeşitlilik araştırmalarında kullanılan ve şimdiye kadar hava süzme araçları ile elde edilen eDNA örnekleri, türleri belirleme yöntemine yeni bir yaklaşım sağlamaktadır.

Çevresel DNA yaklaşımında; eDNA analiz çalışmaları ile bireyin ait olduğu tür bilgisi için veri tabanındaki eşleştirmeler kullanılabilmekte ve böylece tür sınıflandırma bilgilerine ihtiyaç duyulmamaktadır. Tamamlayıcı bir metot olarak görülen bu yaklaşımda; yerli türlerin dağılımı ve istilacı türlerin erken teşhisi için, türlere ait bireylerin yakalanmasına gerek kalmadan, kendilerine ait DNA analizleri kullanılabilmektedir.

Matjaž Gregorič liderliğindeki araştırma ekibi, 2020 Temmuz ayında yayınladıkları bir makalede örümcek ağlarına takılan prokaryot ve ökaryot hücre düzeyindeki eDNA’ların ekosistem biyoçeşitliliği araştırmalarında kullanılabileceğini açıkladılar.

çevresel

Çevresel DNA Kaynağı Olarak Örümcek Ağları

Matjaž Gregorič liderliğindeki araştırmada örümcek ağlarının doğal hava filtresi işlevi sayesinde çevrede bulunan böcek, mantar ve bakterilerden eDNA elde edilebileceği tespit edildi. Yapılan araştırmada 25 örümcek ağı kullanıldı ve çeşitli canlıları kapsayan 50 farklı hayvan ailesine ait eDNA örneklerine ulaşıldı. Takibi zor türlerin belirlenmesinde, bu yöntemin oldukça kullanışlı olduğu ifade ediliyor.

“Alışıldık sorulara yanıt ararken alışılmadık yöntemler araştırmaktan kaçınmamalıyız.”

Kaynaklar: 1, 2, 3