Selamlar KreatifBiri okurları. Geçen haftaki yazımı okuyanlar kısmen de olsa ambivalant eğilimin tanımını anımsayacaktır. Duygularımızda ve eylemlerimizde aslında her daim bir diyalektik değer sirkülasyonunda davranmaya meyilli olduğumuzdan bahsetmiştik. Bugün bu durumun içgüdüsel davranışlarımızla bağlantısından çıkıp istemli hareketlerimizdeki boyutunu tartışacağız.

Kadınlara yönelik yapılan ayrım içerikli tutumların, sadece olumsuz söylemlerle ve davranışlarla değerlendirilmesinin yanıltıcı olduğunu düşünen Glick ve Fiske, “ambivalent sexism” kuramını geliştirmiştir. Türkçe karşılığı “çelişik duygulu cinsiyetçilik” olarak geçmektedir. Bu konuyu, üniversite bazında yapılmış anketlerden ve akademik makalelerden faydalanarak şahsi yorumlarımla birlikte değerlendireceğim. Başlayalım.

cinsiyetçilik

Hangisi Daha Tehlikeli? Benevolent Mi Hostile Mi?

Öncelikle kavramlarımızı açıklayalım. Hostile sexism, “düşmanca cinsiyetçilik” olarak tanımlanmaktadır. Benevolent sexism’den ise “iyiliksever/korumacı cinsiyetçilik” olarak söz edilir. Düşmanca cinsiyetçilik bildiğiniz gibi alenen söylenen cinsiyetçiliktir. Kadınları küçültücü söylemlerin direkt olarak iletimidir. “Kız gibi vurma.” “Kadın halinle sen nereden bileceksin?” “Kadın halinle şu…” “Kadın halinle bu…” söylemleriyle kadının erkekten aşağıda bir birey olduğunu vurgulayabilecek her durum dahil edilir. Günümüzde bu olguya verilen tepkiler gün geçtikçe arttığından bireylerin bilinçlenmekte olduğunu düşünebiliriz. Ancak bu tepkilerin zıttı olarak görülebilecek bazı tutum ve davranışların, düşmanca cinsiyetten çok daha tehlikeli bir pozisyonda olması söz konusudur. İşte bunu karşılayan tanıma geçeceğiz şimdi: Korumacı cinsiyetçilik nedir?

Korumacı Cinsiyetçilik Ve İlk İlke: Güç

Araştırmalar bu tanımı birçok alt kategoride değerlendirir. Yani asıl temennimiz bu olguya giriş kapılarını görebilmektir. Bu bileşenlerden birincisi güçtür. Kas oranı gibi biyolojik faktörlerin erkeklerde kadınlara nazaran daha yüksek olması ve fiziksel olarak iri ve uzun görünüm yüzyıllardır bir güçlülük algısı yaratmıştır. Bu durum düşmanca cinsiyetçilikte saldırgan bir tutumla kadına gösterilmeye çalışılırken ataerkil topluluklar kadınların güçsüz olduğu yargısıyla onları korumaları gerektiği fikrini benimsemiştir. “Ah sen ne kadar narinsin, safsın, dupdurusun.” gibi söylemlerin temeli bu değil midir zaten?

“Çok sağol karşı cins bireyim. Ne kadar da tatlı sözler bunlar? Çok kırılganım. Çok hassasım. Masumum. Çünkü sen güçlüsün, saldırgansın ama ben öyle miyim? Senin hikmetin karşısında bir bebek gibi saf, duyarsız, bilinçsiz bir aşağı varlığım ben.”

Okurken durumu abarttığımı söylemeniz muhtemel ama feminizm algısını bilmeyen yersiz tepkiler, bu durumun ciddiyetini geri plana atmaya devam ediyor. Burada duyulması gereken şey sitem olmak zorunda değil. En gelişmiş toplumlarda bile hala yıkılmayan bu durumun önüne geçmek için iltifat adı altında toplanılan her durumu değerlendirmek gerekir.

Cinsiyetler Arası Farklılaştırma

Cinsiyetler arası farklılaştırma ilkesi tarafından değerlendirilen kısım ise ataerkil yapıdaki statü ve geleneksel norm faktörleridir. Tarihten gelen eğitimsizliğin, cahilliğin modern çağda hala atlatamadığı kısım burası: kadına dayatılmış roller. Kadın annedir. Anne kadındır. Anne böyle kıymetlidir, anne kutsaldır diye diye olumlu gibi görünüp kazıtılan şeylerdir. Kimi anneler gününde “Geleceğin annesi, anneler günün kutlu olsun.” tadında karşı cins bireyden mesaj alan hanımlar vardır muhakkak. Ne kadar da sevimli. Şu beyefendinin naifliğine de bakın. Daha olmak istediğime karar vermediğim bir rolü şimdiden hoop yüklüyor omuzlarıma. Erkek yapısındaki kas oranı onu yüceltiyorken fizyolojimdeki uterus beni sadece anneyken yüksek bir statüye taşıyabiliyor sanırım. “Ben annelik vasfıyla yetineyim, eşim bize baksın.” mantalitesiyle sosyal hayatımıza yıllar yılı müthiş bir hızla ket vurduk. Her iki tarafın da halinden memnun göründüğü bu gelenekçi aile hayatlarının koca bir dünyaya yaşattığı şu yaptırıma da bakın…

Bundan dolayıdır ki tamamlayıcılık ilkesi bu sebeplerin içinde belki de en yüksek etkiye sahip, en korkunç faktördür. Peki nedir bu tamamlayıcılık? Kadına, erkekte var olmadığı düşünülen her durumun atfedilerek bu iki cinsiyetin ancak birbiriyle bütün olabileceği yanılgısıdır. Bunu size güzelleştirmeye çalışan bir takım güruh vardır bir de. “Bence kadınlar bizden üstün varlıklar. Ahlaken hem daha iyi hem daha nazik.” gibi fuzuli cümlelerle başlarlar gevelemeye. Ne kadar da doğru söz, karşı cins birey dostum! Döktürdün yine! Aynı türün iki bireyi olarak durduk yere üstünlük mertebesi verdin bana. Neden ben bir anda aynı koşullarda senden üstün oldum? Neden birimiz birinden üstün oldu? Durumun aslında bir hiyerarşi üçgeninde ilerlediğini düşündüğün için olmasın?

Cinsiyetçiliğin Alenen ve Sinsice Yansıtılışları: Benevolent ve Hostile Sexism 1

Cinsellik

Bu sınıflandırmaların sonuncusu cinsellik kavramında incelenmiştir ve iki alt dala ayrılmıştır. Heteroseksüel düşmanlık altında değerlendirilen kısmı, kadını bir seks objesi olarak gören erkeğin, kadının bu durumu manipüle etmede aracı olarak kullanacağını düşünür ve kadına karşı bir fobi oluşturur. Heteroseksüel yakınlık ise bize ortak olarak empoze edilmeye çalışılan bir kavramdır. Dünyadaki tek hakikatin aile, aşk olduğu görüşünün dayatılmasıyla başlar. Tüm tarih sürecindeki olumsuz koşullarla kadınlardan daha yüksek mevkilere gelmiş erkek bireyin, dünyevi rollerini tamamlamasında tek eksiği kalmıştır. İyi bir eşi olmalıdır. Güzel bir karısı olsun, onu sevsin, sadık olsun. Duygusal boşluğunu da onunla gidersin. Tamamdır artık. O bütünüyle bir bireye dönüşmüştür. Biriyle tanışır bu erkek kişisi. “Ben seni koruyup kollayacağım, elini sıcak sudan soğuk suya sokmayacağım.” sözlerinin ardı arkasını kesmemeye başlar. Aman ne kadar da tatlı bir bey değil mi ama? Beni koruyup kollayacak bebek gibi bakacak. Ne kadar da harika bir erkek. Ben bir kadın birey olarak eksik ve korunmaya muhtaç aşağı halimle hayatımı sürdürmeye devam edebilirim. Bundan daha güzel ne olabilir?

Cinsiyetçiliğin Alenen ve Sinsice Yansıtılışları: Benevolent ve Hostile Sexism 2

Yazımın başında incelediğim anketlerden söz etmiştim. Yazı bitimindeki kaynakçalardan, anketlere/makalelere ulaşabilirsiniz dostlarım. Anket değerlendirmelerinin özetinden bahsedecek olursak günümüzde kadın bireylerin düşmanca cinsiyetçiliğe gösterdiği tepkiyle beraber korumacı cinsiyetçiliğe bir o kadar olumlu bakması korkunçluğu sonucunu gözler önüne sermişler.

Pozitif ayrımcılık adı altında yapılan “centilmen” yaptırımlara gereksinim duymayı bırakalım artık sayın hemcinslerim. Kimse bize kapı açmak zorunda değil. Kimse otobüste bize yer vermek zorunda değil. Kimse bizim çantamızı, eşyalarımızı taşımak zorunda değil. Kimse bizi eve bırakmak zorunda değil. Kimse bize iltifat etmek zorunda değil. Karşı cins ile ilişkilerimizde iki taraf da birbirinden bir şey beklemek zorunda değil. İlişkiler zorunluluk değil. Yalnızlık kötü bir husus değil. Olduğumuz haliyle bütün olduğumuzu, yeterli olduğumuzu anlama sürecine girmedikçe hayatın hiçbir alanında cam tavanı kırmayı başaramayacağız.

Beklentisiz yaşamayı öğrenmemiz temennilerimle…

Kaynakça: 1, 2, 3

Editör: Berfincan Doğan