“Gerçekliğin şiirsel olmayan hiçbir betimlemesi, eksiksiz olamaz.”

John Myhill

Hepimiz gerçekliği farklı yönleriyle deneyimliyoruz. İnançlarımız, tecrübelerimiz ve önyargılarımız tarafından yönetiliyor gerçekliğe bakış açımız.

Gerçekliğin yapısı hakkında en çok kafa yoran bilim insanları için de durum farklı değil. Bilimsel teşebbüsün saldırısı altında olan çoklu evrenler teorisi hakkında pek çok faklı varsayım bulunduğu gibi buna karşıt olan düşünceler de mevcut.

Bilimsel teorilerin doğruluğunda iki merkezi faktör vardır: test edilebilirlik ve açıklanabilirlik. Çoklu evren karşıtı bilim insanlarına göre bu hipotezlerin geçersizliği onların test edilmelerinin mümkün olmayışında yatıyor. Ancak kozmolojik bağlamda, teorik fiziğe olan yatkınlıktan dolayı bu iki faktör bir çatışma halindedir. Buna göre; bir teorinin test edilebilirliği eğer diğer bilimsel teorilere ikna edici bir açıklama gücüyle uyuyorsa çoklu evren savunucularının arasında önemli değildir gibi bir ifade söz konusudur. Teorilerini meşru kılmak için bilimsel kanıtların etkisini azaltmayı öneren bilim insanlarını uyaran teorik fizikçi Paul Davies, bunun sakıncalı bir taktik olduğunu belirtir. Sakıncalıdır çünkü bu bağlamda değerlendirilmesi gereken şey, bilimsel doğruculuğun özünde ne olduğunu yeniden kararlaştırmak gibi bir probleme yol açar.

Kozmolojik Sınırlar

Sonsuz evrenler teorisine göre, uzay-zamanın yapısı düz bir şekilde sonsuza uzanmaktadır. Tegmark sınıflandırmasındaki bu teori, sınırlı sayıda konfigürasyona sahip olan parçacıkların sonsuz bir evrende bir noktadan sonra kendisini tekrar etmesinin kaçınılmaz bir durum olacağını öne sürmüştür.

Çoklu evren

Bu teoriyle ilgili ortaya çıkan iki önemli problem vardır: gözlem sınırları ve sonsuzluk. Kendisini tekrar eden bu öteki evrenler, kozmik ufkumuzun ötesinde uzanmakta ve hiçbir astronomik ölçüm aleti bu ufkun ötesine geçememektedir. Dolayısıyla bu evrenlerin varlığını herhangi bir şekilde göstermemiz olanaksızdır. Neticede evreni ancak bize izin verdiği ölçüde gözlemleyebiliriz.

Evren

Söz konusu diğer bir problemse sonsuzluk kavramıdır. Burada gözden kaçırılan nokta, sonsuzluğun çok çok büyük bir sayıdan ziyade ulaşılamaz bir durumu temsil ediyor olmasıdır. Dolayısıyla fiziksel sonsuzlukların varlığı şüphelidir. Sonsuzluk fiziksel bir gerçekliğin değil, matematiksel bir ifadenin tanımlanmasıdır.

Buradaki bir başka sıkıntı da sonsuzluğun gözlemlenmesi problemidir. Evrende sonsuz galaksinin bulunduğu ve bunların hepsini gözlemleyebildiğimiz bir durum hayal edelim. Söz konusu durumda sahip olduğumuz sonlu zamanda bunları saymanın olanaksız olmasından dolayı sonsuzluğun kanıtlanabilir bir durum olmadığını gözlemleriz. Tüm bu tespitler dikkate alındığında sonsuz evren teorisinin bilimsel nitelikten yoksun olduğu açıkça görülebilmektedir.

Sonsuz

Kozmolojik bakış açısının yanı sıra, parçacık fizikçileri tarafından sunulan M-kuramı da tanımladığı sicimli evren tablosuyla, çoklu evrenlerin varlığını işaret eden bir başka teori olma niteliğindedir. Ancak sıklıkla “her şeyin teorisi” olarak takdim edilen M-kuramı, sağlam matematiksel modellemesine karşın (henüz) ispatlanabilir bir kuram konumunda değildir. Dolayısıyla da bugünlerde sicim kuramcılarının dahi şüpheyle yaklaştığı M-kuramına, çoklu evrenlerin ispatı için başvurmak pek de mümkün gözükmemektedir.

Çoklu evren savunucularının diğer bir iddiası ise evrenin ince, hassas ayarlarını açıklamak için kullanılabilecek tek fiziksel açıklamanın çoklu evrenler olduğu yönündedir. Çoklu evrenler teorisi, evrende gözlemlediğimiz ince ayar fiziksel sabitleri açıklamada gerçekten de faydalıdır, örneğin M-kuramı farklı fiziksel sabitlere sahip olan 10^500 olası evren bulunabileceği çıkarımında bulunur. Buna benzer olarak sonsuz enflasyon teorisinin bir sonucu olan “kabarcık evrenler” teorisi de birbirinden bağımsız ve farklı fiziksel sabitlere sahip evrenlerin var olduğunu ifade eder. Ancak bu açıklamalar, bizi yukarıda tartıştığımız bir konuya geri götürmektedir. Kozmoloji için hangisi daha önemlidir: gözlemsel kanıtlar mı, açıklanabilir teoriler mi?

Sonuç

Çoklu evrenler gerçekten de var olabilir ancak bunu kanıtlamak mümkün değildir. Felsefik çerçevede güçlü ve açıklayıcı bir  gerçeklik resmi çizen çoklu evrenler teorisi, henüz bilimin sınırları içerisinde değildir. Sonuç olarak, gerçekliğin doğasını yalnızca düşüncelerimizle belirleyemeyiz ve bilimsel konsensüse varabilmek için gözlemsel kanıtlara, test edilebilir teorilere ihtiyaç duyarız. Dolayısıyla bu teoriler doğru olabilir ancak doğrulukları ispatlanamaz.

“Paralel evrenler hakkında anlamamız gereken ilk şey … onların paralel olmadıklarıdır. Ayrıca onların, sözcüğün tam anlamı ile, evrenler de olmadıklarını anlamamız önemlidir. Ancak, biraz düşünüp, o ana kadar anladığımız her şeyin yanlış olduğunu anladıktan sonra, en kolayının bu olduğunu anlarsınız.”

Douglas Adams

Yararlanılan Kaynaklar:

1- Olanaksızlık : Bilimin Sınırları ve Sınırların Bilimi – John D. Barrow

2- A Brief History of the Multiverse – Paul Davies

3- Does the Multiverse Really Exist? – George Ellis

Editör: Berfincan Doğan