Dedikodu, dilin gelişiminden itibaren hayatımıza girmiş ve 3 kişiden fazla insanın yaşadığı her ortamda olması muhtemel bir olgudur. Filozof Julian Baggini dedikodunun “diğer insanları ahlaki olarak değerlendirme, insanların yaptıklarıyla ilgili doğru, yanlış, iyi, kötü gibi yargıda bulunma” anlamına geldiğini ifade ediyor.

Dedikodu

Dedikodu genellikle ortamda bulunmayan birilerinin olumsuzlukları hakkında konuşmak olarak algılanmaktadır ancak dedikodunun her zaman kişileri yeren konuşmalardan oluşması gerekmez. Hal böyle olunca dünyanın en prestijli okullarından Standford ve Berkeley Üniversiteleri bir araya gelmiş ve dedikodu üstünde bir dizi araştırma yapmaya karar vermişlerdir. 

Bu denli toplum tarafından yadsınan ve kabul görmeyen dedikodunun bilimsel olarak zararının kanıtlanması için çalışmaya başlayan iki araştırmacı (Matthew Feinberg ve Michael Schultz) çalışmalarının sonucunda bakalım nasıl bir sonuçla karşılaşacaklardı?

Dedikodu Deneyi

Matthew Feinberg ve Michael Schultz isimli araştırmacıların liderlik ettiği 216 denekten oluşan bu dev dedikodu platformunda denekler farklı sayılarda gruplara ayrılacaktı.

Deneyin amacı: Dedikodu yapan grubun, bu iletişim şeklinden nasıl zarar gördüklerini gözlemlemek ve dolayısıyla kanıtlamaktı.

Dedikodunun Olumlu Etkileri (Bu Sefer Bilimsel Kaynaklarla Geldik!) 1

Gelelim bu karmaşık ve bir o kadar da eğlenceli deneyin uygulanışına:

Denekler hakkında tüm bilgilere sahip olan gözlemciler bazı gruplardaki belirledikleri kişilere gruptaki diğer insanlar hakkında ufak sırlar verdiler. Kiminin eş cinsel, kiminin eski bir suçlu, kiminin psikolojik tedavi gördüğü konusundaki bilgileri alan kişilerin grup içerisindeki iletişim sırasında bu sırları başkalarıyla paylaşıp birbirlerinin arkalarından konuştukları görüldü. 

Yani plan tıkır tıkır işliyordu. Sıra (yani araştırmacıların beklentisi) dedikodu yapan deneklerin diğer deneklerle arasının açılması ve o kişilerin gruplardan dışlanmasıydı ama bilin bakalım ne oldu?

Birbirlerinin sırrını paylaşan ve birbirleri hakkında gereğinden fazla şey bilip arkalarından konuşan insanlar ilginç bir şekilde birbirlerine bağlandılar. Bunun sebebi herkesin birbirinin zaafını bilmesinden duyduğu tedirginliğin, güvene dönüşmesi sayesinde olmuştu.

Peki ya tek taraflı güvene dayalı olmayan bir ilişkide dedikodu nasıl etki yaratırdı?

Diğer denek gruplarındaki insanlara ise herhangi bir bilgi verilmedi ve birbirlerinin arkasından olumlu ya da olumsuz yorum yapmak yasaklandı. Dedikodu yapanları ihbar edenlere ödüller verildi. Böylece araştırmacılar, dürüst bir toplum oluşmasını sağlayacak ve insanların birbirine daha iyi gözle bakmasını sağlayacağını düşünüyorlardı.

Maalesef araştırmacılar yanılmıştı. Arkadan konuşamayan denekler, ağızlarına geleni birbirlerinin yüzüne söylediler ve birbirlerinin kalbini kırdılar, sonrasında kalp kırmaktansa susmayı tercih edenlerin sayısı giderek artmaya başladı. Kalp kırmaktansa susmayı yeğleyen denekler, gün geçtikçe birbirlerinden uzaklaştılar. Uzaklaşan insanlar bencilleşti ve paranoyaklaştı. Yalnız, mutsuz ve güvensiz insanlardan bir toplum olmayı bekleyemezsiniz. Hakeza toplum olmayı bırakın herhangi bir grupta güven olgusundan söz etmek mümkün bile değildir.

Dedikodunun Olumlu Etkileri (Bu Sefer Bilimsel Kaynaklarla Geldik!) 2

Her ne kadar hoşumuza gitmese de dedikodu bir iletişim şeklidir. Standford Üniversitesi’nde Sosyolog olarak çalışan Robb Willer bu durumu şöyle yorumluyor: “Dedikodu en nihayetinde bir sosyalleşme aktivitesi olarak görülebilir. Dedikoduyu bir toplumdan tamamen kaldırdığınızda asosyalleşme ortaya çıkıyor. Garip bir durum ama sanırım insanlar, haklarındaki sırların konuşulması normalleştiği zaman kendilerini daha rahat hissediyorlar çünkü insanlar genelde toplum tarafından kabullenilmekten korktukları için sır saklarlar. Eğer birileri o sır hakkında konuşuyorsa ve hala toplumun bir parçasıysanız kendinizi o topluma ait hissediyorsunuz.”

Gönül rahatlığıyla dedikodu yapabilin diye, bu konuda yapılmış birkaç araştırma ve araştırma sonucunu da sizler için özetledim.

King’s College London’dan bir araştırmacı olan Elena Martinescu’nun NPR’ye verdiği demeçte, “Dedikodu insanların neler olup bittiğini takip etmelerine olanak sağlıyor ve diğer insanlarla sosyal bağlar kurmaya yardımcı oluyor.” Martinescu, elbette, olumsuz bir söylentinin geri tepebileceğini ancak kendimizi korumamıza yardımcı olabilecek bilgiler verdiğinden evrimsel bir bakış açısıyla dedikodu yapmaya zorlandığımıza dikkat çekiyor. Yani sırra karşılık sır mı? 😊

Martinescu, dedikodunun bir başka ilginç yararını vurguluyor. İnsanlar dedikoduları duyduklarında, duyulanlar can sıkıcı olabilir ama aynı zamanda kendini yansıtma ve iyileştirme arayışına da yol açar. London College araştırmacısı şöyle diyor: “Negatif dedikodu, insanları, eleştirildikleri davranışlarının yönlerini onarma şansı verir.”

Tabii tüm bu araştırmalarda söz edilen dedikodu şekli kişiler hakkında öğrenilen doğru bilginin ondan gizli olarak başkalarına aktarılması ve yayılması. Asla bir başkası hakkında yalan bilgilerle ileri geri konuşmak dedikodu olarak değerlendirilmiyor. Dedikodu ve iftira ayrımını iyi yapmak gerekiyor.

Öyleyse sohbet edin, olabildiğince olumlu kalmaya çalışın ve dedikodunun şaşırtıcı faydalarının çiçek açmasını izleyin.

Kaynakça: 1, 2, 3

Editör: Berfincan Doğan