Merhaba, bu; kadına şiddet hakkında bir yazı ve aynı zamanda bir utanç metnidir. İster okuyun ister okumayın ama şunu bilin: Siz bir insan evladısınız.

Size aslınızı yani “insan”ı anlatmak istiyoruz. ‘Eeee ben de insanım, desenize seni sana anlatacağız’ dediğinizi duyar gibiyiz. Eğer bir kadınsanız evet haklısınız ancak sevgili erkek okurlar, size Neşet Ertaş’ın şu sözü ile cevap vermek istiyoruz; Kadınlar insandır, biz insanoğlu. Evet, size kadınlardan bahsetmek istiyoruz. Oturup saatlerce insan’oğlu’nun ötekileştirmelerine rağmen nasıl hayata karşı dik durduğunu anlatmayı inanın çok isterdik. Maalesef, bu dik duruşu bir başkaldırı olarak gören güya eşi, oğlu, babası, dayısı, amcası olan kişiler tarafından nasıl ve neden öldürüldüklerinden söz edeceğiz.

Bir ağaç düşünün, kökleri cennete bağlı bir ağaç, onu kesmeyi düşünür müsünüz? Ya da meyvelerini ziyan eder misiniz? Korur, kollar, düzenli olarak kontrol eder kimi zaman dallarına dokunmaktan dahi çekinir kırmaktan korkarsınız. Peki ya, Cennet annelerin ayakları altındadır dememize rağmen nasıl olur da her türlü şiddete maruz bırakabiliyoruz. Anne olsun olmasın, her kadın özeldir. Evet fıtratları gereği narin ve kırılganlardır ancak bu ezilmeye müsait ve güçsüz oldukları anlamına gelmez.

Derin Yara: Kadına Şiddet! 1

Rüzgar Mira Okan’ın Tabiri İle; Korkma Küçüğüm Korkma

Araştırmalara göre, kadınların karşı cinse ekonomik faktörlerden ötürü bağlı bırakılması her türlü sıkıntıya, çoğu zaman ise kadına şiddetin en büyük nedenlerindendir. ‘’Aman canım o da gidip çalışsın, yazık değil mi adama? Bir başına koca eve bakıyor, çocuk okutuyor’’ öyle değil mi? Değil tabii ki.

Sıradan bir kadının bebekliğine inelim sizinle. Eğer eğitimsiz bir ailede dünyaya gelmişse hayata bir sıfır yenik başlamış demektir. Bu eğitim okula gidip sayısız diploma sahibi olmak değil, bireyin iç ve dış faktörlerden ne denli ve nasıl etkilendiğinin, hayatına neler kattığının en önemlisi kültürel bağlamda nasıl bir süreçten geçtiğinin göstergesidir. Peki eğitimsiz bir aile, o bebeği nasıl yetiştirir? Eğer halinden memnun bir aile ise o bebek de tıpkı onlar gibi bir hayata maruz bırakılır. ‘’Hayır efendim kadınlar kendi ayaklarının üstünde durabilen varlıklardır, yok öyle bir dünya’’ diyen kesim size sesleniyoruz: Evet kadınlar kesinlikle kendi ayakları üstünde durabilen varlıklardır. Ancak o eğitimsiz ailede büyüyen çocuğun (tabii, büyüyebilmiş ise) kendinden çoğu zaman büyük bir kimse evlendirildiğini düşününce kadın demeye utanıyoruz, biz kadınlar(!). 

İşte o çocuk-kadınlar doğurdukları çocuklar ile büyüyor, çoğu zaman ağladıklarında susturamayınca onlar ile oturup ağlıyorlar. Bu aciz, zavallı oldukları için değil neye mahkum edildiklerini yeni yeni anladıkları için. Evet, evlendi, çocuğu oldu eee bir hayli de çöktü (henüz 25’li yaşlarda). Ne oldu da çöktü? Ne yaşadı sanki? Eşi çalışıyor o tüm gün yiyip içip yatıyor öyle değil mi? Maalesef yine değil(!) Eşi tarafından çalışmaması için emir çıkıyor, o da bunu devletin bir kanunu gibi bunu uygulamak zorunda kalıyor. Bu kadar basit. Yoksa ceza konusunda eşinin devlet kadar merhametli olmayacağını kadın da biliyor.

Önce eğitimden yoksun büyütün sonra yaşama hakkını sınırlandırması için bir başkası ile ev’lendirin. Ondan sonra bu kadınları cahil, hiçbir şey bilmeyen, karşısına biri çıksa ağzını açıp iki kelam edemeyen biri olarak ilan edin. Fakat, eğer bunun adına yaşamak diyorsanız da lügattan çıkarın bunun adı zulüm.

kadına şiddet

Kadına şiddetin arttığı, kadın boşanmak istediğinde bunun bir ‘namus’ meselesine dönüştürüldüğü son zamanlarda sadece izliyor olmak utanç verici değil de ne? Siz, hiç o gün cinsel birliktelik yaşamak istemedi diye dövülen, öldürülen, ‘gönlü başkasındaydı, o yüzden istemedi’ diye adına hakaretler düzülen bir erkek gördünüz mü? Göremezsiniz çünkü bunlar kadına hak(!) görülmüş cezalar. Bunlar apaçık şekilde kadına şiddet uygulamaktır.

Üç Günde İki Can

Eşi tarafından şiddete uğrayıp başka erkekler ile para karşılığında beraber olması istenen Çilem Doğan’ın savunması tüm ölen kadınların savunmasıdır. Okuyun okutun. Vicdanınız o derin uykusundan uyanana kadar okuyun. Okurken Emine Bulut’un son anlarında ‘Ölmek istemiyorum’ deyişi, Tuba Erkol’un 20 bıçak darbesi gelsin aklınıza. Üç günde iki kadının ölüm haberini düşününce asıl ölenin yüreğimiz, vicdanımız, merhametimiz olduğunu fark ediyoruz. Öyleyse, Allah rahmet eylesin… Veriler, bilimsel açıklamalar hepsi bir yana, ölenlerin sayısı arttıkça mesele daha mühim olacak sanıyoruz ama sayı arttıkça ortamdaki sessizlik derinleşiyor. En kötüsü de insanlar körleşiyor…

Kadınları üstün görüp erkekleri yermiyoruz, kadını zayıf görene, haksızlık edene sitem ediyoruz. Ve diyoruz ki;

Erkekler, kadınlar sizin diğer yarınızdır. Öyle ki sizin kaburganızdan var olmuştur. Olur da kıracak, üzecek olursanız kaburganız aklınıza gelsin. Kendinizden bir parçaya zarar gelsin istemezsiniz öyle değil mi?