Büyüklüğüyle hayal gücümüzün sınırlarını dahi aşan bir evrende yaşadığımız tartışmasız bir gerçek. Bu gerçek yüzyıllar boyunca insanoğluna evrendeki yerini sorgulatmış ve ‘evrende yalnız mıyız?’ sorusunu defalarca kez sordurtmuştur. Evren gerçekten çok büyük, sadece gözlemlenebilir evrende 10^24 (septilyon) yıldız ve 50×10^21 (sekstilyon) dünya benzeri gezegen bulunmaktadır. Sayılara baktığımızda gerçekten de dünya dışı yaşamı sorgulamakta çok haklıyız; fakat bunu doğrulayacak herhangi bir kanıtın ya da temasın yokluğu bir çelişkiyi ifade eder. Dünya dışı yaşamın yüksek olasılığı ve bizim henüz onlarla temas kuramamış olmamız arasındaki bu çelişki “Fermi Paradoksu” olarak isimlendirilmiştir.

Enrico Fermi Nobel ödüllü bir nükleer fizikçidir, 1950 yılında çalıştığı Los Alamos National Laboratory de arkadaşları Emil Konopinski, Edward Teller ve Herbert York ile öğle yemeği yemekteyken gözüne bir karikatür ilişmişti, New York caddelerinden topladıkları çöpleri uçan dairelerine taşıyan uzaylılar çizilmişti. Bu karikatür üzerine Fermi arkadaşlarına döndü ve şu soruyu sordu: “Eğer Samanyolu dahilinde yüksek sayıda ileri dünya dışı uygarlık mevcutsa, neden uzaylılara ait herhangi bir kanıta rastlamıyoruz?” Basitçe ifade edecek olursak Fermi “Herkes nerede?” diye soruyordu.Hiç ziyaret edilmemiş olmamızı yıldızlar arası yolculuğun imkansızlıklarına bağlıyordu Enrico Fermi. Her ne kadar bu paradoksa adı verilmiş olsa dahi Fermi için ortada bir paradoks yoktu aslında. Paradoksun barındırdığı düşüncenin gerçek sahibiyse gök bilimci Michael Hart idi. Hart’ın 1975 tarihli bir makalesi bu paradoksun daha detaylıca tartışılmasına yol açtı. Bu nedenle paradoksun Fermi-Hart Paradoksu olarak adlandırıldığı da oldu.

Bu paradoks çerçevesinde sormamız gereken iki soru var:

Bu sorulara cevap vermeden önce söylemem gereken bir şey var, gözlemsel bir veri veya kanıt olmadığından bu konuda verilen cevapların hepsi varsayımsaldır. Bu hususu göz önünde bulundurmakta fayda var.

1-Neden dünya dışı canlılara ait herhangi bir teknoloji tespit edemedik veya iletişim kuramadık?

Işık hızına ulaşmak mümkün değil. Yıldızlar arası yolculuk mümkün olsa dahi bu oldukça yavaş bir yolculuk olurdu. Öyle ki kolonileştirilmek istenen bir gezegene ulaşmak 5-50 milyon yıl arası sürebilir. Konuyla ilgili Scientific America şöyle diyor:

10 ışık yılı uzaklıktaki bir gezegene ışık hızının %10’luk dilimiyle yolculuk yapılır ve burada koloni kurulmasını takiben 300-400 yıl içerisinde bu yeni koloniden başka yıldızlara da gemiler gönderilirse, bu kolonizasyon dalgası yılda 0.02 ışık yılı hızıyla (yılda 190 milyar km) hareket eder. Yani bu uygarlık sınırlarını yıllara bölündüğünde her yıl 0.02 ışık yılı genişletmiş olacak şekilde yayılır. Galaksinin bir ucundan diğerine 100.000 ışık yılı olduğunu düşünürsek, bütün yıldızlara 5 milyon yıl içerisinde ulaşılmış olunur. Bizler için çok uzun bir süre olsa da astronomik, coğrafik ve biyolojik olarak çok kısa bir süredir. Burada ki en büyük değişken bir koloninin kurulması için gerekli olan zamandır ve 5.000 yıl üst limit olarak kabul edilir. 5.000 yıl kabaca insan ırkının ilk şehirleri kurmasından, uzaya çıkmasına kadar geçen süredir. Koloni başına 5.000 yıllık bir gelişme süresiyle hesaplanırsa, Samanyolu’nun kolonizasyonu 50 milyon yıl sürer.

2-Evrenin ne kadar yaşlı olduğu düşünüldüğünde ikinci sorumuzun sorulması gerekiyor: Galaksimiz neden şimdiye kadar kolonize edilmedi?

Verilen en basit cevap gelişmiş uygarlıklar için kolonileşme fikrinin gereksiz bulunduğu şeklindedir. Fakat bu uygarlıkların evreni keşfetmek için en azından robot araçlar yollaması mümkün değil midir?

Drake denklemi

Frank Drake uzayda yaşam ihtimalini sistematik bir şekilde ifade edebilmek için 1960 da Drake denklemini geliştirdi. Carl Sagan ve Otto Struve gibi önemli bilim insanlarının da destekte bulunduğu denklemin parametreleri şunlardır:

Drake
N:iletişim kurmayı umabileceğimiz uygarlık sayısı, R*:galaksimizdeki yıllık yıldız oluşum miktarı, fp: bu yıldızların kaç tanesinin gezegene sahip olduğu, ne: gezegene sahip yıldız başına düşen toplam yaşama elverişli gezegenlerin ortalama sayısı, fl: bu gezegenlerin arasında herhangi bir şekilde yaşama uygun bir ortamın oluştuğu gezegen sayısı, fi: bu yaşama uygun gezegenlerin kaçında akıllı hayata geçildiği, fc: bu tür uygarlıklardan uzayda varlıklarına dair tespit edilebilir sinyal bırakabilecek olanlar, L: bu tür bir uygarlık tarafından uzayda yayınlanan sinyalin tespit edilme süresi.

Bir galaksideki yıldız oluşum hızı, etrafında gezegenlerin bulunduğu yıldız sayısı, bu gezegenlerden yaşama uygun olanların sayısı, yaşama uygun gezegenlerde yaşamın ortaya çıkma oranı, yaşamın ortaya çıktığı gezegenlerde iletişim kurulabilecek bir medeniyet seviyesine ulaşılma ihtimali ve bu türde uygarlıkların muhtemel ömrü. Buradaki temel sorun, son dört faktörün tam anlamıyla bilinmiyor oluşudur. Yani elde edeceğimiz sonuç iyimserliğimize göre değişkenlik gösterecekti.

SETI

SETI

 

 

 

 

 

 

 

Yıldızlar arası bir yolculuk için henüz hazır değiliz fakat radyo astronomi sayesinde galaksimizi keşfe çıkabiliyoruz. Yıldızlar arası uzaklıklardan tespit edilebilecek etkileri gözlemleyebilecek radyo teleskop teknolojisi eğer dışarıda birileri varsa bulmak için en iyi yöntem(en azından şimdilik). SETI(Search for Extra-Terrestrial Intelligence) bir dünya dışı akıllı yaşam araştırmasıdır ve paradoksumuzu çözüme erdirme yolunda atılan en önemli adımdır. Fakat ünlü bilim insanı Carl Sagan’ın da büyük destek verdiği proje ne yazık ki pek bir başarıya ulaşamadı. Proje 15 Ağustos 1977’de tespit ettiği, tekrarlanmayan “Wow! sinyali” ve kaynağı kesinleşmeyen, doğal olduğu kabul edilen radyo kaynağı SHGb02+14a haricinde kayda değer bir bulgu bulamamıştı. 2011 de iptal edilmesine rağmen proje 2012 yılında tekrar aktif hale getirilmiştir.

Paradoksun Olası Çözümleri

SETI gibi radyo teleskop teknolojisiyle deneysel sonuçlar elde etmeye çalışan projeler olduğu gibi paradoksumuz hakkında teorik olarak da birçok açıklama yapılmaktadır. Son olarak bu teorik açıklamalara değineceğiz:

1- İnsanlar yalnız yaratıldı, bizden başka kimse yok. Bu pek desteklenmeyen ve en düşük ihtimalli açıklama olarak kabul edilir.

2- Zeki canlılar doğası gereği kendi kendilerini yok etmektedir. Sanırım kendi ırkımıza baktığımızda ne demek istediğim daha iyi
anlaşılacaktır. Nükleer savaş, biyolojik savaş, kötü programlanmış bir yapay-zeka gibi etkenler sonucu zeki yaşamın kendi sonunu getirmesi çok da olasılık dışı değildir; öyle değil mi? Carl Sagan bu maddeyle ilgili teknolojik olarak gelişmiş uygarlıkların ya yıldızlar arası iletişim yeteneğine eriştikten sonraki yüz yıl içinde kendilerini yok edeceklerini ya da kendilerini yok etmeye yönelik bu eğilimi baskılayarak milyarlarca yıl boyunca hayatta kalacaklarını öne sürmüştü.

3- Belki bir tür galaksi korsanları veya uzay avcıları vardır ve belli bir düzeye ulaşan tüm uygarlıkları yok ediyorlardır.

4- Çok uzaktalar, uzayı yeterli ölçüde dinlememiş olabiliriz.

5- Hayvanat bahçesi hipotezi: Gelişmiş uygarlıklar tarafından gözlemleniyoruz fakat doğal biçimde evrilmemizi istediklerinden dolayı kendilerini göstermiyorlar.

6- Belki bizimle iletişime geçmeye çalışan pek çok uygarlık vardır fakat teknolojimiz bu sinyalleri yakalayabilecek ölçüde gelişmemiştir. Ya da yanlış yıldızları yanlış frekans aralığında dinliyoruzdur.

7- Galaksimiz çoktan kolonize edilmişdir fakat bizler galaksinin tenha, ıssız bir bölgesinde yaşıyor olabiliriz.

8- Fiziksel kolonileşme fikri gelişmiş medeniyetler için geri kafalılık, çağ dışı bir düşünce olabilir.

9- Bu madde komplo teorisi severlere gelsin. Uzaylı uygarlıklarla temas halindeyiz fakat hükümetler bunu gizliyor.

10- Gerçekliğin yapısı hakkında tamamen yanılıyoruz. Belki de aşırı gelişmiş bir uygarlığın yaptığı simülasyon evrende yaşıyoruzdur. Simülasyon evren hipotezini güzel bir şekilde anlatan bu yazıyı da  okumanızı tavsiye ederim.

Sayın okurlar siz ne dersiniz, evrende yalnız bir ırk mıyız yoksa hayal dahi edemeyeceğimiz bir yap bozda ufacık bir parça mıyız?

KAYNAKLAR:

1-Kozmos-Neil deGrasse Tyson & Donald Goldsmith

2-The Fermi Paradox

3-What Is the Fermi Paradox?