Milgram’ın Otoriteye İtaat Deneyi

20. Yüzyılın en tartışmalı deneylerinden birisi olan deney, psikolog Stanley Milgram tarafından, 1960’lar da Yale Üniversitesi’nde yürütüldü. Özellikle İkinci Dünya Savaşında naziler tarafından işlenen savaş suçları ve suçlularının psikolojilerini anlayabilmek için gerçekleştirilen deneyin amacı; insanların, altında bulundukları otoritenin istekleri vicdanları ile çeliştiğinde, ne dereceye kadar itaat edeceklerini görmekti.

deney

Deney üç kişiden oluşuyordu. Bir öğrenci, bir öğretmen ve bir gözlemci. Öğretmenler tamamen rastgele deneye katılan insanlar, öğrenciler ise aslında işbirlikçi olan aktörlerdi. Deney, öğretmenin öğrenciye sorduğu sorulara karşılık yanlış cevap alması durumunda, öğrenciye her yanlış cevapla birlikte artacak şekilde elektrik vermesini kapsıyordu.

Elektrik şoku veren makinede 15’den 450’ye kadar çeşitli voltaj seviyelerine ait düğmeler vardı. Ayrıca bu düğmeler de ‘hafif şiddetli’, ‘şiddetli’ gibi etiketlerle gruplandırılmıştı.375 volt ile 420 volt arası ‘tehlikeli’ diye gruplandırılırken, en yüksek şok seviyesi olan 435 – 450 volt arası ‘XXX’ şeklinde etiketlendirilmişti. 

Sonuçlar ise şok edici oldu. Milgram’ın deneyi gerçekleştirmeden önce psikoloji öğrencileri ve meslektaşları arasında yaptığı ankette, sadece birkaç sadist eğilimli deneğin en yüksek voltajı uygulayabileceği düşünüyordu. Ancak deneklerin %65’inin, bundan rahatsızlık hissetmiş dahi olsalar en yüksek voltajı verdiği görüldü. Hepsi deneyin bir noktasında durup, deneyi sorgulamış olsa da hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütçe vazgeçmedi. Ve sonuçlarıyla birlikte Milgram Deneyi en rahatsız edici deneylerden birisi olarak tarihe geçti.

New York Times gazetesi, Milgram deneyini duyurduğu haberinde, ‘’Kim bir köle gibi kendine her emredileni yapıp, milyonları gaz odalarına gönderebilir?’’ diye soracak ve ‘’Herhangi birimiz’’ yanıtını verecekti. “İnsanların çoğunun muhakeme yeteneğinin olmaması, muktedirler için ne büyük bir nimettir’’ diyen Hitler bu gerçeğin farkındaydı belki de…

Vanderbilt Üniversitesi’nin Vitaminli Karışımları

İkinci Dünya Savaşını takip eden yıllarda, Vanderbilt Üniversitesi araştırmacıları 800’den fazla hamile kadına, içerisinde vitamin olduğunu söyledikleri gizli bir karışım verdi. Kadınlara içeceklerin doğmamış bebeklerin sağlıklarını iyileştireceği söylendi ancak kokteyl radyoaktif demir içeriyordu. Kimse onlara ne içkinin içeriğinden ne de deneyden bahsetmedi.

deney

Paul Hahn başkanlığındaki araştırmacılar, radyoizotopun plasentaya ne kadar çabuk geçeceğini bulmak ve hamilelik sırasında demir emilimini incelemek istedi. Deney, kanser ve lösemiden en az yedi ölü bebeğe neden oldu ve kadınların kendileri de döküntü, morluk, anemi, saç ve diş kaybı ve kanser yaşadı. 1994’te neredeyse 40 yıl sonra, Vanderbilt Üniversitesi’ne dava açıldı ve verilen zararlar için 10 milyon dolar ödenmeye mecbur edildi.

Stanford Hapishane Deneyi

Zimbardo ve meslektaşları (1973), Amerikan cezaevlerinde gardiyanlar arasında bildirilen vahşiliğin, gardiyanların sadist kişilikleriyle mi yoksa hapishane ortamıyla mı daha fazla ilgisi olup olmadığını öğrenmek istediler.

İnsanların cezaevi durumunda oynadıkları rolleri incelemek için, Stanford Üniversitesi psikoloji binasının bodrumu sahte bir hapishaneye dönüştürüldü.

deney

Hapishane hayatının psikolojik etkileriyle ilgili bir araştırmaya katılmalarını istedikleri gönüllüleri bulmak için reklam yayımladılar. Reklama cevap veren 75 kişinin arasından fiziksel ve zihinsel olarak en istikrarlı, en olgun ve antisosyal davranışlarda en az rol alan 24 erkek katılım için seçildi.

Katılımcılar rastgele mahkum ve gardiyan rollerine atandılar. Çok kısa bir süre içinde hem gardiyanlar hem de mahkumlar yeni rollerine yerleşti ve gardiyanlar çok hızlı ve kolay bir şekilde role adapte oldular. Gardiyanların mahkumlara karşı olan insanlık dışı davranışları daha ikinci günden isyana yol açtı. Deney öngörülen sınırların dışına çıkıp tehlikeli ve psikolojik olarak hasar veren bir duruma geldi. Birçok mahkum duygusal olarak travma geçirirken gardiyanların üçte biri “gerçek” sadistik eğilim sergilemekten yargılandı. Mahkumların ikisi daha deneyin başında çıkarılmak zorunda kalındı. Kendisi dahil herkesin rolüne iyice kaptırdığından emin olduktan sonra Zimbardo altıncı günün sonunda deneyi bitirdi.

Deneyin sonucunda insanların, özellikle rolleri cezaevi gardiyanlarınınkiler gibi klişeleştirilmişlerse, oynaması beklenen sosyal rollere nasıl kolayca uyacakları görüldü.

Milgram ve Stanford Hapishanesi deneyleri gibi deneylerin sonuçlarını gördükçe insan psikolojisinin özündeki vahşilikten hala hiç uzaklaşmadığını anlıyorum. Davranışlarımızın yalnızca elimize verilen fırsatlarla alakalı olduğunu kabul etmek bu deneylere rağmen oldukça zor. Ve elbette bugün bilimin geldiği seviyeyi geçmişte yapılan deneylere borçluyuz. Ancak Vanderbilt Üniversite’sinde ki deney gibi insanların ve daha doğmamış bebeklerin dahi hayatlarıyla hiç düşünmeden oynayabilir ve bunu bilim adına yaptığınızı düşünüp kendinizi ikna edebilir miydiniz?

Kaynakça;

  1. https://onedio.com/haber/bir-gun-tanidiginiz-herkes-acimasiz-bir-iskenceciye-donusebilir-428017
  2. https://www.tbglobalist.com/tag/vanderbilt-nutrition-study/
  3. https://www.youtube.com/watch?v=0EtEFf6Bm_I
  4. https://www.youtube.com/watch?v=Fb5bndqA_F0&list=WL&index=46&t=0s
  5. https://www.simplypsychology.org/zimbardo.html