Çocukluktan beri birçok güzel prenses masalları dinlemişizdir, hani şu mutlu sonla bitenlerden. Gerçek hayata baktığımız zaman da karşımıza prensesler kraliçeler çıkıyor peki onların hayatları da masallardaki gibi mi? Prensleriyle krallarıyla camdan topuklu ayakkabılarla dans edip mutlu sonlu bir hayatları var mıdır? Yoksa o görkemli hayatların arkasında koca bir dram mı yatıyor?

Mahzun Bakışlı Prenses Süreyya

prenses

Kırmızı Oda dizisi başladığından beri büyük yankı uyandırdı. Son bölümünde mahzun bakışlı Prenses Süreyya’yı ele aldıklarında google’da en çok aranan kişi haline geldi Süreyya. Ben de sizler için  İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin ikinci eşi olan ve erkek çocuk doğuramadığı için hükümet kararıyla zorla boşatılan Prenses Süreyya’nın hikayesini ele almak istedim. İyi Okumalar 🙂

Asıl ismi Süreyya İsfendiyari Bahtiyari olan Süreyya 22 Haziran 1932 yılında Isfahan’da dünyaya geldi. 1950’li yıllarda Batı Almanya’nın İran büyükelçisi ve asilzade Halil İsfendiyari’nin ve Moskova doğumlu Alman eşi Eva Karl’ın en büyük çocuğu ve tek kızıydı. Amcası Sardar Esad, 20. yüzyılın başlarında İran anayasal hareketinin lideriydi.

Süreyya İsfahan’da ve Berlin’de büyümüş, Londra ve İsviçre’de eğitim almıştır. Hayali hep artist olmaktı, 15 yaşına geldiğinde Ascona’da Avrupalı arkadaşları ve aileleriyle çıktığı tatilde bu hayalini babasına söyledi fakat babası buna Bahtiyari sülalesinden birinin artist olamayacağını net bir şekilde belirterek karşı çıktı. “Bu dünyada asil olan yalnız bizler miyiz? Kibar ailelerden gelen bir sürü insan bugün filmlerde oynuyor” diyerek ısrar etti ancak konunun kapandığını şu cümlelerle anladı: “Kendini bilen İranlılar arasında bana bir tane sayamazsın.” 

Süreyya, Paris’teyken İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin kız kardeşi Prenses Şems tarafından İran’a davet edildi. Tatilde olan annesine tanışmayı istediğini haber verdi. Annesinin “Böyle bir evliliği istiyor musun?” sorusuna da kaderini belirleyen şu cümleleri aktardı: “Şah’ı tanımıyorum. Ama resimlerine bakılırsa hiç de fena bir erkek değil. Akıllı, sportmen. Tanıştığımda beğenirsem neden evlenmeyeyim?” (Süreyya kitabı kapağına göre yargılayıp hayatının zor dönemine girmesine sebep olacak o kararı vermişti)

prenses

Şah’la tanıştıktan hemen sonra kararını verdi ve 1950 yılının Ekim ayında nişanlandılar. 12 Şubat 1951’de de tüm dünyanın konuştuğu bir düğünle evlendiler. (Yıldırım aşkı mı dersiniz?) Süreyya’nın Tahran´daki mermer sarayındaki Şah Rıza Pehlevi´yle olan evlilik düğünleri dünya basınınca birinci haber olarak yazıldı. Düğün resimleri tüm mecralara verildi. Paris´teki aristokratların terzisi Dior´un 30 kilodan fazla ağırlıktaki gelinliği özel uçakla getirildi. O ağırlığındaki ihtişamlı Christian Dior gelinliği ona ağır gelmişti çünkü omuzları çok zayıftı ve bu yükü taşıyamazdı. İncilerle süslü elbise onu rahatsız etmişti, başı dönmüştü.  Sarayın terzisi (dizide bahsi geçen nedime) gelinliğin eteğinin altındaki katları keserek yükü yarıya indirdi ve Süreyya da gelinliği taşıyabilmek için olağanüstü bir çaba sarf etti. 

prenses

“Yaşadığım hayatı tasavvur edemezsin anne. Bilemezsin bu yalnızlık nasıl canımı sıkıyor. Sarayda hiçbir kadınla konuşamıyorum, dertleşebileceğim kimse yok.”

Sosyal görevler ve Şah’la çıktığı geziler dışında sarayın içinde esaret hayatı yaşıyordu. O görkemli hayatların ardında Süreyya içten içe mahvoluyordu. Dünya basını tarafından yakından izlenirken ve dergilere kapak olurken veliaht sesleri yükselmeye başlıyordu. (ee taht savaşlarında erkek egemenliği yoksa kim sürdürecekti) Süreyya’nın bir erkek bebek doğurması ve soyu devam ettirmesi gerekiyordu ama Avrupa’nın en ünlü doktorlarına görünmesine rağmen derdine bir çare bulamıyordu. 18 yaşında İran kraliçesi olmak için İsviçre´den Tahran´a giderken 12 Şubat 1951 yılında uçağa binerken annesi ona Şah´ın ilk eşi Mısır Prensesi Fevziye´yi niçin boşadığını hatırlatarak, “Kraliçe olarak kalmak istiyorsan, Saray´a bir veliaht hediye etmelisin yoksa bu peri masalı biter kızım” demişti.

Fevziye güzel bir kadındı. Eski Mısır kavminin yani piramitlerin son kraliçesiydi. Şah´tan ayrılıp Mısır´a döndüğü zaman Fevziye anılarını yazması için batının en büyük siyasi dergileri Time´nin büyük paralar teklifini reddetmişti. Hanedanlıktan ailesi düşüp İtalya´ya sürgüne gittikleri zaman bile bu soylu yapısını sürdürdü. Ee durum böyle olunca Şah’a erkek çocuk veremeyen Süreyya aşağılandı ve adına karar verildi. Ya üzerine kuma gelecekti ya da prenses sürgün edilecekti. Sevdiği adam “Süreyya ben çocuk yapan bir kadınla evlenmek zorundayım. Sen yine benim kadınım olarak sarayda kal” diye öneri getirmişti. “Ben asla ikinci kadın olmaya tahammül edemem. Seni seviyorum ama seni başka bir kadınla yaşarken görmektense İran´ı terketmeye razıyım. En kısa zamanda medeni şekilde ayrılalım. Sayın Şah hazretleri. Benim için artık rüya bitmiştir” cevabını veren Süreyya’ya Şah’ın ailesi tarafından zorla boşanma ve saraydan uzaklaşma kararı verildi. Aslında Süreyya Şah´ı sevmişti, ondan bir çocuğu olması için tüm gücünü ortaya koymuştu ama şah tahtı uğruna sevdiğini harcamıştı.

“Biz 7 yıl önce Tahran’a yaşamayı, eğlenmeyi seven, hayat dolu bir genç kız yollamıştık. Geriye mahsun, yaşından beklenmeyecek kadar ciddi bir kadın geldi.”

prenses

Annesi Eva İsfendiyari, kızının hayatını anlattığı kitabında boşanma sürecinin ardından neler yaşadığını da tüm netliğiyle aktardı. Gazetecilerin kuşatması altında tam üç hafta odasından çıkmadı. Kardeşi Bijan’ın gazetecilerle yaptığı anlaşma sonrası tek bir fotoğraf için kabuğundan ayrılsa da baskıların hedefi oldu ve gazeteciler o andan itibaren ölene kadar peşini bırakmadı. Ailesiyle birlikte bir transatlantiğe binip yeni bir hayat kurmak üzere Amerika’ya yerleşti. Süreyya Şah´tan ayrıldıktan sonra tüm yaşamını teşhir etti ve geçmiş şöhretini kullanarak bir filmde bile oynadı. Film, kişiliği üzerine yapılmıştı. Çocuğu olmayan Prenses´e artık ´mahsun kraliçe´ deniyordu.

Ünlü aktör Maximilian Schell ile doludizgin bir aşka yelken açtı, hatta 1963 yılında İstanbul’da sevgilisiyle buluştu ancak mutluluğu uzun sürmedi. Daha sonra da İran şahının ardından ikinci kez aşık olduğunu açıklayan Prenses Süreyya, Evli yönetmen Franco Indovina ile büyük bir aşk yaşarken, sevgilisini bir uçak kazasında kaybetti ve hayatının geri kalanında yalnızlığı ile baş başa kaldı. Ve 25 Ekim 2001 günü Paris’teki evinde ölü bulundu.

Bir taht uğruna sevdiğini sürgün etmek.. Oysa aşık olduğu kadın için her şeyinden vazgeçen Kral VIII. Edward bizler için ne güzel bir örnektir. Ya da günümüzden bir örnek vereyim Kraliçe 2. Elizabeth’in torunu prens Harry’i tanımayan yoktur. Düşes Meghan Markle için o da soyundan vazgeçmedi mi? Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda aşk için nelerden vazgeçerdiniz?

Kaynak ve İleri Okuma: 1 , 2