Göbekli Tepe, dünyanın en önemli arkeolojik alanlarından biridir. Çok geniş olması ve karmaşık yapısından dolayı keşfinden beri arkeologlar tarafından burada kazı çalışmaları yapılmaktadır. Birçok çalışmaya rağmen bölgede hala keşfedilmemiş detaylar mevcuttur. En büyük gizem ise şudur: Bu alan kimler tarafından ve neden inşa edildi?

göbekli

Göbekli Tepe, Şanlıurfa’ya yaklaşık 15 kilometre uzaklıkta olan, bir dağ sırtının en yüksek noktasında yer alan, 300 metre çapında bir alandır. Şanlıurfa Müze Müdürlüğü ile Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün ortak çalışmasıyla 1994 yılından bu yana kazılar yapılmaktadır. Kazıların başkanlığını Alman arkeolog Klaus Schmidt yürütmektedir.

Göbekli Tepe’nin Bulunuşu

Göbekli Tepe ilk olarak 1960’larda Chicago Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi antropologları tarafından incelendi ve üzerinde çalışma yapma fikri reddedildi. Tepeyi ziyaret ettiler, kırık kireçtaşı levhaları gördüler ve bölgenin terk edilmiş bir ortaçağ mezarlığından başka bir şey olmadığını düşündüler. 1994 yılında Schmidt, bölgedeki tarih öncesi alanlara ilişkin kendi araştırması üzerinde çalışıyordu. Chicago Üniversitesi araştırmacılarının tepeyle ilgili raporunun kısa bir kısmını okuduktan sonra, oraya gitmeye karar verdi. İlk gördüğü andan itibaren, buranın olağanüstü bir yer olduğunu anladı. 

İlk zamanlarda bu bölgenin bir mezarlık olabileceği düşünülmüştür. Ancak bölgede herhangi bir insan kemiğine rastlanmamıştır, sadece avlanılmış hayvanlara ait kemikler bulunmuştur. Schmidt ve ekibi, Göbekli Tepe’nin yerleşim yeri olduğuna dair hiçbir kanıt bulamadı. Ancak arkeologlar, kesik izlerine ve parçalanmış kenarlara sahip çok fazla hayvan kemiği parçası buldular. Kemikler ceylan, yaban domuzu ve geyik gibi av hayvanlarına ve akbaba, turna, ördek ve kaz gibi farklı kuş türlerine aittir. Bu durum, Göbekli Tepe’deki insanların avcı-toplayıcı olduklarına dair bir kanıttır.

“Yukarı Mezopotamya’nın bilinen ilk Neolitik yerleşim yerleriyle kıyaslayınca, Göbekli Tepe’de o zamana kadar bilinmeyen bulgularla karşılaştık. Böylece buranın bir köy yerleşkesi olmadığı sonucuna vardık.” -Klaus Schmidt

Schmidt henüz keşfedilmemiş olsa da ilk yapılan taş halkaların önemli insanların mezarlarını işaret ettiğini ve bu mezarların Göbekli Tepe’nin en eski katmanlarında bir yerde bulunduğuna inanıyor. Ayrıca, T şeklindeki sütunların insan vücuduna, T harfinin üst kısmının ise bir kafaya benzediğini de düşünüyor.

göbekli
Klaus Schmidt

Arkeolojik bulgular genelde üst üste aynı noktada oluşan farklı tarihlerde yapılmış kalıntılar içerir. Bu da demek oluyor ki bir tarihi kalıntının altında daha eski tarihli başka bir kalıntı, onunda altında daha eski bir başkası vardır. Ancak Göbekli Tepe öyle değildir. Mabetler aynı seviyededir ve 500-1000 yıl ara ile inşa edilmiştir.

Bulunan ilk mabetler A, B, C, D şeklinde isimlendirilmiştir. Kazısı yapılmış mabetlerin en eskisi C mabedidir ve çapı yaklaşık 30 metredir. Mabetlerin 12.000 yıl öncesine ait olup olmadığı 2000li yıllara kadar tartışma konusuydu. Ancak ortaya çıkarılan C mabedinin 12.000 yıl öncesine ait olduğu kanıtlanmıştır. Kalıntıların kaç yıllık olduğunun belirlenmesi günümüzde karbon testlerini de içeren jeolojik testlerle yapılmaktadır.

C mabedinin içinde 120 cm çapında bir halka bulunmuştur. Klaus Shmidt bu halkayı “ruh deliği” olarak isimlendirmiştir. D mabedinin 11.500 yıl öncesine ait olduğu düşünülmektedir. Henüz açığa çıkarılmamış mabetlerin yapım zamanlarının açığa çıkanlardan çok daha önce olduğu tahmin edilmektedir.

T Şeklindeki Sütunlar

T sütunlarının üzerinde kabartma olarak işlenmiş figürler bulunmaktadır. Aslan, boğa, yılan, akrep, yaban domuzu ve kuşlar, en çok tasvir edilen hayvanlardır. Bu hayvanların çoğu kabartmalarda tasvir edilmiştir. Sütunların üzerindeki üç boyutlu kabartmalar geceleri daha iyi gözükürken öğle vakti kabartmalar iki boyutlu gözükmektedir. T sütunlara vurulduğunda düşük bir tınlama sesi duyulmaktadır. Düşük sesli bir tınlamanın çıkması da içyapısı boşluklu olan taşların kullanıldığına bir işarettir. 

göbekli

H sembolü, T sütunların üzerinde sık kullanılmıştır. Bazı sütunlarda yukarı bakan bir hilal, ortasında bir daire ve bunların üstünde bir H sembolü bulunmaktadır. Bu H sembolü aynı zamanda el ele tutuşmuş iki figüre de benzetilmektedir. Figüre bakılarak yapılan bir yoruma göre hilal başlangıcın, üzerindeki daire de güneşin sembolüdür. Çin mitolojisinde güneş Yang, ay ise Yin’dir. Genel bir inanışa göre de ay insan ruhunun dişi tarafıyken güneş insan ruhunun erkek tarafıdır.

göbekli

Mabetlerin Üzeri Bilerek Mi Kapatıldı?

Mabetler çok derine gömülmemiştir ve T sütunların üzeri kapatılıp bırakılmıştır. Çevrenin jeolojik yapısı, toprağının yumuşaklığı ve Göbekli Tepe’nin en yüksek noktada oluşu erozyonla birikme ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Rüzgarla aşınıp toprağın üzerinde birikmesi de ihtimal dışıdır. Bu nedenlerle bölgenin insan eliyle doldurulduğu düşünülmektedir.

“Burası insanların yaptığı kocaman bir tepe.” -Klaus Shmidth

Kadın Figürü Yoktur

Bölgede bulunan tüm hayvan kabartmaları erkek hayvan olarak tasvir edilmiştir. Kadın figürünün olmama nedeni bilinmemektedir. 6000 yıl öncesine ait, doğum yapan bir kadın figürü işlenmiş tablet bulunmuştur ve Urfa Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Mabetlerde kadın figürüne yer verilmemişken böyle bir tabletin var olması da kafalarda soru işareti oluşturan başka bir konudur.

Bölgede heykellere de rastlanmıştır. “Ketum üstat” olarak adlandırılan heykel müzede sergilenmektedir. Bu adı almasının sebebi, heykele ağız yapılmamış olunmasıdır. Gözyuvalarında obsidyen taşı bulunur ve bu taş oldukça sert bir yapıya sahiptir.

göbekli

Günümüzde henüz ortaya çıkarılmamış ve bulunanlardan çok daha eski tarihe dayandığı düşünülen mabetler vardır. Göbekli Tepe, bizlerden çok daha ileri düzeydeki bir uygarlığın mirasıdır ve o miras yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaktadır.

Kaynak ve İleri Okuma: 1, 2, 3

Editör: Efe Şen