Bedri Baykam, 1957 yılında Ankara’da doğmuş bir Türk ressam, çağdaş sanatçı, yazar, politik aktivist, IAA Dünya Başkanı. İki yaşında resim yapmaya başladı ve altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre’de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960’lı yıllarda Avrupa ve Amerika’nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. 1987’de atölyesini İstanbul’a taşıyan Baykam, bugüne kadar 100 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajlı film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam’ın yayınlanmış 23 kitabı bulunuyor. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev’in “This Has Been Done Before” isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak yayınlandı. Boyut Yayın Grubu da Baykam’ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, “I’m Nothing But I’m Everything” isimli geniş monografiyi yayınladı.

Bedri Baykam’ın Sanat Tanımı

Yeni dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multimedya enstalasyonları (Livart) ve kolajlı siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. Bedri Baykam 1987 yılında yayımladığı Manifesto adlı metninde sanatı şu şekilde anlatıyor:

SANAT… Kirli ellerini pantolonuna silmek. Yaramaz olmak. Düzeni korkutmak. 51 yıl sonra burjuvaların hoşuna gitmek. Her günü cumartesiymiş gibi yaşamak. Mavi bir güneş bulmak. Teota adında yepyeni bir renk bulmak. Sevişirken yaratmak. Küfredilmenin onur, hücum edilmenin üstünlük ve iktidar olduğunu bilmek. En iyi olduğunu düşünüp kendini yine de yetersiz hissetmek. Cesaret etmek. Olayların üzerine gitmek. Kendi kendinin esiri haline gelmemek. Geçici anları belgelemek. Güzel kızları, akıllı insanları etkilemek. Eleştirmenleri okşamak, tokatlamak. Çıkışı olmayan bir labirentte sürekli çıkış aramak. Okyanusun üzerine dev bir resim yapmak. Okyanusun üzerinde yürüyüp iz bırakmak. Silahlarını yarına saklamamak. Büyük galibiyetlere, büyük mağlubiyetlere hazır olmak. Alışılmamak. Şeytanı aldatmak. Varılan hedefleri imha etmek. 102 yıl sonra bir aşk öyküsü yaşamak. Standartları tespit etmek. Dedikodu yaratmak. İnatçı olmak. Küstah olmak. Tarihi yaratmak. Tarihi yoğurmak. Dinozorların zorunlu arkadaşı olmak. Irkçıları temizlemek. Arkanda fatura bırakmamak. ‘Çeşit’ olmak. Parayı gününe göre oksijen ya da tuvalet kağıdı olarak kullanmak. Kalın iplerin inceldiği yerden kopuşunu seyretmek. Boyayla zehirlenmek. Zamanın içinden dışına taşmak. Kendi düşüncenin genetik evrimini seyretmek. Karın doyurmak. Bir mandalina ya da bir kızı soyar gibi tuvali giydirmek. Andan bahsederken, yaşanan olayda zamanın değil mekandaki hareketlerin esas olduğunu bilmek. Tatilden vazgeçmek. Dünyaya yeniden gelmeyi reddetmek. İmza atmak. İmzasını sevmek.

En önemli ve riskli olarak tanımladığı kavramsal çıkışlı sergisi (Newyork, 2013) hakkında Duchamp’ın “Ben bir endüstriyel üretim parçasına ‘sanat eseri’ diye bakarsam o andan itibaren galeri mekanında o parça sanat eseri statüsüne geçmiş olur.” sözünün son yıllarda yarattığı sanatsal tıkanıklığa Baykam’ın önerdiği çıkış, nesneyi terk edip çerçeveyi uzama çekerek gözün bu aktif alanda yaşayacağı sonsuz görüntü selinin farkına varmak. Baykam bu öneri için şu sözleri de ekliyor: Böyle sanat olur mu, bu ne saçmalık!” sorusunu sordurabiliyorsam, ne mutlu bana. Bunu yapamayan hiçbir sanatçı sanat tarihinde bir kapı açamadı.

Diğer en malum tepki olan “Bunu ben de yaparım!”a gelince iki yanıtı var: “Evet doğru, yapabilirdin ama yapmadın. Başkası yaptı. Paul Klee veya Mondrian resimlerini de yapabilirsin rahatlıkla. Ama taklit olur, hepsi bu.”. “Çerçeveyi uzama özgür olarak taşımak ve her görüntüyü ‘o anın eseri’ ilan etmenin ne ilginçliği var ki?” diyenler olabilir. O yanıt da kolay: 100 yıldır ellerine geçirdikleri her şeyi “Hazır Yapım” teziyle ortaya bırakıp giden furyanın içinde bir fark ortaya koymayı hedefliyor bu yaklaşım.

Bedri baykam
“Bizim sorunumuz dâhilerimizin kimler olduğuna karar vermekte.”

Bedri Baykam’ı takip ettiğim süreç boyunca kendi gözlemim ise Baykam kalıpların dışına çıkmayı seven, sanat tarihine ismini yazdırmayı hedefleyen ve bunu başardığını düşündüğüm bir isim. Fransız Le Monde gazetesinde yayımlanan makalede Baykam’ın çalışmalarının Avrupa ve Amerika’daki insanların Türkiye hakkındaki sabit fikirlerini altüst edebilme niteliği taşıdığını belirtiyor ve sanatçının şu sözlerine yer veriyor: ”Sanat çalışmalarımda kolaj, graffiti, dev boyutlu resimler ve ses kayıtları gibi gereçlerle beş duyuya seslenen işler yapıyorum.”