Her kaybediş bir hikaye yaratır. Bazıları için başarı ve azmin hikayesini, bazıları içinse ne yazık ki hüznün hikayesini. Hepimiz biliyoruz ki hayatımızda bir şeylerin değişmesi, yalnızca kendi çabamıza bağlıdır. Küçük kaybedişlerin, içinizde ki o başarma ve dünyadaki değişikliğin, siz olma inancını törpülemesine izin vermeyin. İçinizde ki o ışığı keşfetmek için dünyanızın kararmasını beklemeyin. 

Herkesin hayatı biraz mutluluk, biraz üzüntüden oluşur. Yanına çokça inanç eklerseniz işte o zaman fark yaratabilirsiniz. 

İnsanlar hayalleri ve amaçları olmadan yaşayamaz. Yaşasa da buna yaşamaktan çok bir kabul ediş denir.

Gözlerini hayata açtığı andan başlayarak ne ailesinden ne de kendi vücudundan, yani sağlığından gelen zincirleme ihanetlere rağmen yine de başaran insanların hikayelerini paylaşacağım sizlerle. Yalnızca başarmak olsa pekte etkilemez sizi belki. Bu kişiler dünyaya adını bırakabilmiş, unutulmamış insanlar.

Ve unutmayın mağlubiyetlerin ve galibiyetlerin hikayeleriyle dolu bu dünya. Fakat yalnızca galibiyetlerin hikayeleri anlatılır. Paylaşacağım hikayelerse mağlubiyet diyeceğiniz yaşamlardan çıkan galibiyetliklerin hikayesi.

Dostoyevski

Sarhoş Baba, Hasta Anne, Yalnız Bir Çocukluk

Hayatındaki ve eğitimindeki en büyük yardımcısı olan annesini 15 yaşında kaybetti. Babası acımasız ve sert bir adamdı. Üstelik alkolik ve sürekli sarhoştu. Devlet düzenini yıkmaya çalıştığı gerekçesiyle tutuklandı. Hakkında idam kararı verildi. Hapishanede günlerce idam kararının uygulanması için bekledi. İdam kararı kürek cezasına çevirildi. Hapishanede sara hastalığına yakalandı. 

İlk kitabı “İnsancıklar” yazabilmek için askerliği bıraktı. Eseri bitirir bitirmez bir arkadaşına okuttu. Eserden çok fazla etkilenen arkadaşı, romanı hemen gecenin bir yarısı döneminin önemli şairlerinden Nikolay Nekrasov’a götürdü. Romanı “başyapıt” olarak tanımladı. Yorumu şöyleydi: “İki gündür kendimi bu kitaptan uzaklaştıramıyorum. Yeni bir yazar, yeni bir yeteneğin kalemi bu. Onu tanımıyorum, kimdir, neye benzer bilmiyorum ama bu roman Rusya’da hayatın sınırlarını öyle kahramanlara veriyor ki bize, bundan önce hiçbir yazar bu kadarını düşlerinde bile göremezdi. Rusya yeni bir Gogol kazandı.”

Bu kişi Dostoyevski.

Franz Kafka

Nazi Zulmünde Ölen Kardeşler, Baskıcı Bir Baba

Babasıyla hiçbir zaman iyi anlaşamadı, hatta ona duyduğu nefreti ileride kendini de bir hiç olarak görmesine yol açacak kadar büyükdü. Eserlerinde babasıyla olan ilişkisini hem acı hem de nefret dolu sözlerle sık sık dile getirdi. Verem olduğunu öğrendi. Geçirdiği ağır gripten dolayı hastaneye kaldırıldı. Maddi durumu kötüydü ve sağlığı gittikçe bozuluyordu. Ömrünün son 6 haftasını sanatoryumda geçirdi. İki erkek kardeşi bebekken öldü. Kız kardeşleri ise Nazi zulmünde can veriyor. Bu kişi Franz Kafka.

Kafka eserlerinde insanın gizli kalmış korkularını, burjuva yaşamının sahte aile ilişkilerini, bürokrasinin çıldırtan işleyişini gözler önüne serer. Karamsar mizacı eserlerindeki karakterleri çaresizlikle donatmıştır.

Maksim Gorki

5 Yaşında Babasını Kaybediyor, Evden Kovuluyor

5 yaşında babasını kaybetmiş ve annesinin farklı birisiyle evlenmesi sonucu 11 yaşında tam anlamıyla öksüz kaldı. Yalnızca bir kaç ay okula gidebildi. 8 yaşında çalışmaya başladı. Gemide çalışırken kendisini okuma merakı sardı. Yoksulluk ve acı dolu bir yaşamı oldu. Çar rejimine açıkça karşı çıkmış ve bu yüzden birçok kez tutuklandı. Çarlık tarafından kontrol ve baskılara maruz kaldı. Oğlunun Mayıs 1935’teki ani ölümünü takiben kendisi de Haziran ayında öldü.

Bu kişi Maksim Gorki. Yoksullukla ve acıyla dolu bir hayat sürdüğü için Rusça’da acı anlamına gelen Gorki takma adını kullanmıştır. Aleksey Maksimoviç Peşkov, en çok bilinen adı ile Maksim Gorki, Sovyet Rus yazar, sosyalist gerçekçi yazımın öncüsü politik eylemci.

Virginia Wolf

Ruhsal Hastalıklardan Muzdarip, Okula Gidememiş

Doğduğunda şanslıydı. Çünkü maddi, manevi her şeyini karşılayacak bir aileye doğmuştu. Anne ve babasını birleştiren acılarıydı. Hissettiklerini, yaşadıklarını yazmakta buldu çözümü; kimi zaman unutmak, kimi zaman hatırlamak için yazdı. Zaman akıp giderken kaçırdığımız ne varsa yakalamayı becerdi. İşte belki de bu beceriydi onu akıl hastası eden… Çünkü ne varsa yakaladı; okyanusun dalgası gibi, düşen sonbahar yaprakları gibi, her gün batımı gibi, her bir kum tanesine dokunur gibi…Ve hepsini yazdı… 13 yaşında annesini kaybetti ve üvey abisi tarafından tecavüze uğradı. Sonrasında babasını da kaybetti. Bu ölümler ve tacizlerine etkisiyle sesler duymaya başlamıştı. Bir çok kez intihar girişiminde bulundu. Bir kadın olarak İngiltere’de kadının ikinci planda tutulduğu bir dönemde yaşadı. Bu kişi Virginia Wolf. Ruhsal rahatsızlıkları tımarhaneye kapatılacak kadar ileri seviyedeydi. Bunca yaşadığı şeye rağmen diyor ki: “Yaşamdan kaçarak huzur bulamazsın.”

Virginia Woolf, İngiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmendir.

Beethoven hayatı

Frengi Hastası Bir Anne

7 çocuktan yalnızca kendisi ve bir kardeşi hayatta kalmıştır. Çocuklardan 2’si sağır, 2’si kör, 1’i de zeka engelli. İlk öğretmeni babasıdır. 7 yaşında halka açık ilk konserini verdi. Annesini kaybeder ve aynı yıl babası alkolik olur. Yoğun bir şekilde dersler almaya başlar. Hem ailesine destek oluyor hem de beste yazıyordu. Bu kişi Beethoven. Yaşamı boyunca sağlık problemleri çeken Beethoven 1801’de işitme problemleri yaşamaya başlamış ve 1817’de tamamen sağır olmuştur. Bu dönemden sonra sağırlığı müzik yaşamını hiçbir şekilde etkilememiştir. 9. senfoniyi sağırlık döneminde bestelemiştir. 1827 yılında 56 yaşındayken dünyaca tanınan bir besteci olarak siroz hastalığı nedeniyle vefat etmiştir ve cenazesine otuz bine yakın insan katılmıştır.

Hiç birimiz bu insanları yaşadıklarından dolayı tanımadık. Hayatta ne yaşarsak yaşayalım önemli olan üstesinden gelebilecek kadar güçlü olup, yaşam için bir şeyler yapabilmek.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Kaynaklar: 1, 2, 3, 4, 5, 6