Gözlem sonucu hipotez, hipotez ispatlanınca teori, teori ispatlanıncaysa kanun oluşmuyor mu? Teoriler bilimsel geçerliliği olmayan, temelsiz, emin olunamayan ve gerçeklik barındırmayan kavramlar değil midir?

Gelin bugün birlikte bu sorularımıza cevap bulalım. Bilim gerçekten böyle mi çalışır öğrenelim.

Bilimsel Metot Nedir ve Nasıl İşler?

Hipotez

İlk olarak kısaca bilimsel metodolojinin nasıl çalıştığını ve bilim insanlarının teoriye giden yollarındaki uğraşlarını inceleyelim. Günümüz modern bilim insanları etraflarındaki olayları sürekli yüksek dikkatle gözlemlerler ve literatür taramaları yaparak diğer bilim insanlarının gözlemlerini, bu gözlemlerden vardıkları sonuçları öğrenirler. Bu uğraşlarının sonucunda ise doğada var olan bazı gerçeklere ulaşırlar.

Hipotez

Bu gerçekler bizim onları keşfetmemizden, kabul etmemizden, reddetmemizden, keyfi olarak görmezden gelmemizden tamamen bağımsız ve ilgisiz olarak gerçektir. Bunlara bilimde yasa (kanun, ilke, doğa yasası) denir. Doğa yasaları, içinde bulunduğumuz evren bu şekilde var olmayı sürdürdükçe kendini devam ettirecek yanlışlanamaz ya da çürütülemez olgulardır. Bir elmayı belirli bir yükseklikten yere bıraktığınızda daima düşecektir.

“Yasalar, doğa olaylarının bağlı oldukları ve evrenin dokusu değişmedikçe dışına çıkamadıkları düzendir.”

Bilim insanları yasaları keşfettiklerinde sadece “Ne?” sorusuna cevap bulmuş olurlar. Hala merakları körelmemiş “Nasıl?” ya da “Neden?” olduğunu kavrayamamışlardır. İşte burada devreye teoriler giriyor. Ancak günlük hayatta kullandığımız terminolojideki teori ile bilim terminolojisindeki teori çok farklı. Arkadaşınızla konuşurken “Yarınki olacağımız matematik sınavında çıkabilecek sorularla ilgili süper bir teorim var” cümlesinde bahsettiğiniz teori ile “Evrim Teorisi günümüzdeki canlı çeşitliliğini açıklamayı başaran tek, rakipsiz bilimsel teoridir” cümlesinde bahsedilen teori baştan başa farklıdır. Günlük hayattaki kullandığımız teori “Sağlam temellere dayanmayan, test edilmemiş, tahminler sonucu gelişen iddia.” olurken bilim terminolojisindeki teori şöyledir:

“Teoriler, doğa yasalarının “Neden?” ve “Nasıl?” olduğunu, çalışma biçimlerini izah eden çok yoğun sınama basamaklarından başarıyla geçerek bilimsel açıklama gücünün doruğuna ulaşmış bilgi bütünleridir.”

Newton’un Yerçekimi Teorisi, Einstein’ın Görelilik Teorisi, Kuantum Kütleçekim Teorisi; Kütleçekim Yasası’nın “Neden?” ve “Nasıl?” olduğunu, çalışma biçimini anlamamızı sağlayan teorilerdir. Yani bu teorilerin bazı bölümleri zaman içinde iyileştirilip güncelleştirilse de Kütleçekim Yasası çürütülemezliğini, yanlışlanamazlığını, gerçek bir olgu olma özelliğini muhafaza edecektir(Bu Evrim gibi tüm diğer doğa yasaları için de geçerlidir). Elmanın belirli bir yükseklikten yere bırakıldığında düştüğü olgusu daimiliğini koruyacaktır. Sadece biz Kütleçekim Yasası’nın işleyişini anlamamız konusunda bir adım daha öteye gitmiş olacağız.

Sonuç

Hipotez

Görüldüğü üzere: “Bir hipotez ispatlanınca teori olur, teori daha da ispatlanıp genel kabul görünce kanun olur.” anlatımındaki türden bir hiyerarşi çok eskide kalmıştır, tamamen yanlıştır. Bilimde bir teorinin daha güçlü ya da daha zayıf bir teori olmaktan başka seçeneği yoktur. Hiçbir teori, kanun olmaz! Ve evet Kütleçekim Teorisi, Evrim Teorisi, Büyük Patlama Teorisi, Levha Tektoniği Teorisi, Hücre Teorisi, Moleküler Orbital Teori gibi niceleri “sadece” teoridir, hep öyle kalacaktır.

Ne yazık ki bu hiyerarşi nesillerce öğrencilerimizin bilimi ve teorileri yanlış anlamasına “Evrim teorisi sadece bir teori, ispatlanmamış bir şey, kanun değil.” gibi argümanlar öne sürerek evrimi bir doğa yasası, gerçek, olgu olarak öğrenememesine sebep olup inanıp inanılmayacak bir inanç meselesi haline getirmiştir.

Bir insanın kendine karşı en büyük ödevi, gerçeği keşfetmektir.

-Friedrich Nietzsche

Gelecek yazımda görüşmek üzere;

Bilim ve mutlulukla kalın.

Kaynaklar:

1, 2, 3, 4, 5, 6,