Günlük yaşantımızda sık sık karşımıza çıkan ID, Ego ve Süperego kavramlarını duymuşuzdur. Hepimizin bu kavramların anlamları konusunda farklı fikirleri vardır ama bunların doğruluğundan emin olamayabiliriz her zaman.

Bu kavramların ortaya çıkışı ise psikanalizin kurucusu 1856 yılında Avusturya’da doğan Sigmund Freud’un Psikoanalitik Kişilik Kuramı’nda olmuştur. Bu kavramlar bize insanların neden bencil, mantıklı ya da başkalarını düşünecek şekilde davrandığını açıklar. Bu üç kavram kişiliğimizi oluşturur.

ID

En basit haliyle içgüdüsel davranışlardır. Alt bilinç. Doğuştan var olan içgüdüsel bileşendir.  En ilkel, basit ve evrimsel süreçlerden etkilenmemiş davranışlarımızı ifade ederken kullanırız.  Tüm bedensel ihtiyaç ve isteklerimizin, duygusal dürtü ve arzularımızı gerçekleştirerek tatmin olmamız için bizleri tetikler. Bunun içerisinde yemek için avlanmakta vardır üreme isteği de. Zevk idaresine göre hareket ve zevk noktalarını uyarmak için çalışır. Sosyal durum, ahlaksız olarak görülen davranışlar, hayatın gerçekleri ve mantıklı düşüncenin tamamen dışında olan bir içgüdüdür.  Etrafınızdaki en mantıklı insanlarda dahi bu içgüdü mevcuttur. Herkes ID ile doğar. Gelişimsel olarak ID, egodan önce gelir.

EGO

Birçok insanın yanlış olarak yorumladığı bu kavram aslında bilinenden çok daha farklıdır. Freud, ego kelimesini bir benlik duygusu anlamında kullanmış, ancak daha sonra onu yargılama, hoşgörü, gerçeklik testi, kontrol, planlama, savunma, bilgi sentezi, entelektüel işleyiş ve hafıza gibi bir dizi psişik işlev anlamına gelecek şekilde yenilemiştir. Benlik olarak adlandırılabilir. Bizim de kullandığımız anlamı Freud’un kullandığı ilk tanımladığı şekline daha yakın. Gerçeklik ilkesine göre hareket eder; yani, kimliğin dürtüsünü uzun vadede keder yerine fayda sağlayacak gerçekçi yollarla memnun etmeye çalışır. ID’in yapmak istediği ama mantık dışı ya da üzücü bir durumun yaşanmasını engeller.  Aynı zamanda Freud, Egonun ID ile gerçeklik arasında aracılık etmeye çalıştığı için, çoğu zaman ID’in gerçeklikle çatışmalarını gizlemeye, itiraf etmeye mecbur kaldığını kabul eder şeklinde ifade eder. Egoyu çalıştıran gerçeklik ilkesi, bireyin tatmin edici acil ihtiyaçlarını ertelemesini ve gerçek dünyada etkin bir şekilde işlev görmesini sağlayan düzenleyici bir mekanizmadır. Örnek olarak ID bize sinirlendiğimizde bağırıp küfretmemizi söylerse Ego bunu neden yapmamamız gerektiğini bize hatırlatır. Bu noktada dengeleyici bir unsurdur. Bu demek değildir ki ego tamamen bilinçli hareket eder. Yine de bilinçli farkındalık egoda bulunur. Egonun işi zordur. İçgüdüleriyle hareket eden ilkel birini sürekli kontrol etmeye ve sakinleştirmeye çalışır.

SÜPEREGO

Ego, ID’i kontrol altına almaya çalışırken Süperego ise Ego’nun işini yaptığından emin olan denetleyici bir mekanizma olarak çalışır. Üst benlik olarak adlandırılabilir. Kimi tanımlamalara göre “vicdan” denebilir. Ego’nun daha iyi olmasını ister. Ebeveyn davranışları Süperego’yu geliştirir. Sosyal normlar ve ahkali ilkeler ile şekillenir. SüperEgo ile ID çatışma halindedir. Süperego, sosyal olarak uygun bir şekilde hareket etmeye çabalarken, ID sadece anında kendini tatmin etmek ister. Karşılıklı istekler sürekli bir zıtlık halinde olduğundan Ego aradaki arabulucu görevini üstlenir.  Süperego, doğru, yanlış ve suçluluk duygumuzu kontrol eder. Ego’nun bir üst versiyonu diyebiliriz bunun için. Her ne kadar kontrol mekanizması desek bile Süperego her zaman bizim için iyi şeyler yapmayabilir. Mantık çerçevesi içerisinde olan davranışları reddedebilir. En azılı suçluların işledikleri suçları haklı görmeleri buna örnek verilebilir.

süper

Bunları en iyi buzdağı metaforu ile anlatabiliriz. Ego, ID ve Süperegoyu bilinçli ve bilinçsiz zihinle ilişkilendirmeye çalışırken yaygın olarak kullanılan bir görsel metafordur. Buzdağı metaforunda hem Süperegonun hem de Egonun tamamı ve bir kısmı, bilinçaltı zihni temsil eden sualtı kısmına batırılır. Egonun ve Süperegonun geri kalan kısımları, bilinçli zihin alanında suyun üzerinde gösterilecektir.

Kaynaklar: 1 2 3

Editör: Efe Şen