Kendini gerçekleştiren insanların, kültürel sınırlarının ötesinde birbirlerine daha çok benzediğini biliyor muydunuz? Öyleyse “kendini gerçekleştirmek”, evrensel bir sorumluluk olabilir mi? Peki, sizce neden kendini gerçekleştirebilen insan sayısı, yetişkinlerin %1’inden daha azını oluşturuyor? Maslow’a göre bunun nedeni, kendi içsel doğamıza uzak kalışımız ve onu yanlış tanımlamamız olabilir.

Maslow Ve İnsanın İçsel Doğası

İnsan, değiştirilemez bir içsel doğaya sahiptir. Bu içsel doğanın bir bölümü bireye özgüdür, bir bölümü ise tüm insanlıkla ortaktır. Kendini gerçekleştirmek üzere doğal ve sürekli bir eğilimi vardır, aynı zamanda zayıf ve hassastır.

Maslow, kötücül davranışların içgüdüsel değil tepkisel olduğunu savunur. Bu noktada şiddete eğilimli tepkiler, insanın temel özelliği değildir. Hepimizin yaşadığı öfke, kızgınlık gibi duygular ise boyun eğmememiz için vardır; bir şeyleri yıkmamız için değil.

insan

Yüzeysel yaşam, doyurucu olmadığı zaman sorgulanır. Değerlerin gerçek kaynağına ulaşabilmek için ise tek yol, iç benliğe yönelik arayışların başlamasıdır.  Bu süreçte temel ilkelere yönelik arayışlar, yaşamdaki bazı trajedilerin iyileştirici etkisini ortaya çıkarır. Bu noktada açığa çıkan yaşamı denetleme, geliştirme ve daha iyi bir insan olma çabaları; insanlığa özgü erdemlerden uzak düşmemizi de engeller.

Maslow, denge ve uyumluluk durumlarına ise şüpheyle yaklaşır; “Gerilimi azalttığı için iyi olabilir” der, “ama belki de, daha yüce bir ideale doğru ilerlememizi engellediği için olumsuzdur da..” Çünkü gelişme ve ilerleme, ancak yapıcı bir çatışmanın varlığı ile sağlanabilir.

Gelişime Güdülenmek Ve Bilgi Gereksinimi

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini hepimiz biliyoruz. Ancak bu piramidi, sadece gereksinimlerin giderilmesi sonucu çıkılan basamaklar kavramıyla değerlendirmek ve sınırlandırmak büyük bir haksızlık olacaktır. Çünkü amaç bir gereksinimin karşılanması olduğunda, eksiklik güdülenmesi yaşanır. Eksiklik güdülenmesi ise, kendini gerçekleştirme çabasının yüksek amacına taban tabana zıt bir durumdur.

“İnsan’a” İnsancıl Bakış-3: Abraham Maslow 1

Söz konusu piramidin her bir basamağı, kendini gerçekleştirme sürecinin gelişimine öncülük eder. Ancak en üst noktası, bir kere ulaştığımızda hiç ayrılmayacağımız bir nokta olarak da düşünülmemelidir. Çünkü gelişim sürekli, az ya da çok ilerleyen ve yükselen bir devinimdir.  Gelişimin ödülü ile teşvik edeni birbirinden ayırmak olanaksızdır. Bu nedenle gelişim güdüsü; bir eksiliğin giderilmesine değil, kendi içindeki hedefine yöneliktir. Ve kendini gerçekleştirmek kişiye özgüdür, farklı süreçler gerektirebilir.

Gelişime güdülenme durumunda bir gerilim yaşanırsa bu, kendini gerçekleştirme sürecindeki birey için çoğu zaman hoşa giden bir şeydir. Çünkü bunu gelişim için bir fırsat olarak görür, sorunu alır ve basamak yaparak bir adım daha ileriye gider.

Üstelik her bir basamaktaki hedefin gelişimle karşılanması, gelişme isteğini köreltmez, keskinleştirir. Bu nedenle gelişime güdülenmiş insanlar yaşamı hemen her yönüyle severken, diğerleri yalnızca başarı anlarını ve en üst deneyimleri sevmektedir.

“İnsan’a” İnsancıl Bakış-3: Abraham Maslow 2

Maslow’a göre gelişime güdülenen insan; “kendisini, evreni ve insanlığı daha yoğun anlamak, hangi alanda olursa olsun yaratıcılığını geliştirmek ve en önemlisi iyi bir insan olmayı istemek” ile ödüllendirilir.

Bu noktada, anlamaya yönelik bilişsel bir gereksinim de vardır. Birey, belirli doğrultuda yaşayacağı değerler düzenine ihtiyaç duyar. Bu aşamada bireyde kendi içinde haz verici olan “erdem” bir ödül niteliğindedir, daha yüce olana yönelme söz konusudur.

İlgi, öğrenme, keşfetme isteğinin olmaması ise kaygı ve korkunun dışavurumudur. Bu noktada sorumluluktan kaçmak için, bilgiden uzak durma söz konusudur. Dünyayı anlamaya çalışmamak, dünyadan bağımsız olma isteğinin zıttır.

Sonuç olarak eksikliğe güdülenmek, savunma mekanizmaları ile ilgilidir ve gerilimi dindirmeye yöneliktir. Gelişime güdülenmek ise, başa çıkma mekanizmaları ile ilgilidir ve güçlükleri aşmaya, başarılı olmaya yöneliktir. Kendini gerçekleştirme sürecinin bir parçası olan flow durumunda ise birey, güdülenmenin de ötesindedir ve doruk deneyimler yaşamaya eğilimlidir.

Doruk Deneyimler

Flow durumu, yaratıcılığın taştığı zamanlardır. Birey, geçen zamandan habersizdir. Keşif, en üst düzeye çıkmıştır. Birey daha yaratıcı, kendiliğinden, dışavurumcu, kendine özgü ve özgürdür. Yaşam, yaşanmaya daha değer bulunur.

Doruk deneyimlerde, sanki varlığın doğal diliymişçesine; anlatım daha şiirsel, düşsel ve coşkusaldır. Özgün insanların neden şair, müzisyen, sanatçı, öncü olmaya eğilimli olduğu da buradan çıkarılabilecek bir sonuçtur.

Estetik ve entelektüel yaratıcılığın zirveye ulaşması, içgörü deneyimleri ile aynı sonuçları doğurur. Birey artık kendine karşı savaşım vermeyi bırakmış, kendisi ile daha barışık olmuştur. Bu nedenle duyarlılık ve algılayış da en üst düzeydedir.

V-Bilişi, Zıtlıkların Bütünleşmesi Ve İkinci Saflık

V- Bilişi; kendini gerçekleştiren insanların dünyayı, kendi benliklerinden ve diğer insanlardan farklı bir biçimde algılamasıdır. Kavrayışları daha duyarlı ve algılayışları daha güçlüdür.Somutu bırakmadan, soyutlayabilme yetenekleri ile soyuttan vazgeçmeden somutlama yetenekleri eş zamanlı olarak gerçekleşir. Aynı anda hem bireyseldir hem toplumsaldır, hem ussaldır hem usdışıdır, diğerleri ile hem birliktedir hem de bağımsızdır.  Zıtlıklar ve çatışmalar birbiri içinde çözülür. V- Bilişi, aslında bireye “seçimsiz bir farkındalık” kazandırmaktadır.

“İnsan’a” İnsancıl Bakış-3: Abraham Maslow 3

Algılamanın, kavrayışın ve duyarlılığın bu denli yüksek olması takdir edersiniz ki; kendini gerçekleştirme sürecindeki bireylerin, diğer insanları ve yaşamı sevmesinin de daha saf ve özel olması anlamına gelir. Biz buna V-Sevgisi diyeceğiz.

Bireyin kendi varlığına yakınlaşması, bilinçdışına açıklık ve yakınlığı sağlar. Birey artık ikinci bir saflık durumuna geçmektedir. Bu durumda V-Sevgisi kendiliğinden gelmektedir. Birey hem zayıflığını hem güçlü olma durumunu benimsemesini içeren varoluşsal bir an yaşar. Kendini artık bir bütün olarak görebilmektedir. Yaşamı kucaklayan bir sevgi duygusu dışa vurulur. Dünya daha güzel ve iyi olarak algılanır. Bu durum bireyde yaşama yönelik bir gönül borcu duymaya da yol açabilir. Tüm bu güzel varoluşsal anların karşılığını vermek ister, hatta kendini bunu yapmakla yükümlü hisseder.

V-Sevgisinin getireceği bu yükümlülük, aslında evrensel bir sorumluluk halini alır. Derinlere doğru yapılan gönüllü inişler artık sona ermiştir. Yaratıcılık ise hala devam etmekte ve yayılma eğilimindedir. Yaşamın tüm yönlerine, sorunlardan bağımsız bir şekilde, bir gün ışığı gibi etki eder.

Kaynaklar:

● Abraham Maslow, İnsan Olmanın Psikolojisi/ Kuraldışı Yayıncılık