Rogers, hümanist psikolojinin kurucusu ve danışan odaklı terapinin öncülerindendir. İnsanı, kendi kendini geçekleştiren sürekli bir oluş sürecinde görür ve buna değer verir. Rogers’ın çalışmalarında hassas bir empati ve diğerini kabul etme dehasını içeren benzersiz bir vizyon, incelikli bir “yaşamı ve insanı anlama” sanatı görüyoruz.

“Kendi benliğine sadık ol..” diyor Shakespeare, çünkü “insanın içinde yalnızca insan var..”

Carl Rogers, Kişi Olmaya Dair

Oluş Sürecinde İdeal Benlik

Rogers’a göre değişmesi gereken şey “ideal benlik” değildir, kendini algılama tarzıdır. Çünkü bireyin ideal benliği; kendisine yeten içsel yaşamında, ne ise o olmaya yaklaştığı, oluş sürecinin nihai noktasındadır. Bu nedenle kişinin ideal benliği, aslında gerçekten kendisi olan benliğidir. İnsanın yaşamdaki en anlamlı sorumluluğu da, gerçekten kendisi olan o benliği seçmek istemesidir.

Bu düşünceler ekseninde, Rogers’ın; empatik anlayış, koşulsuz olumlu bakış, samimiyet ve duygusal yoğunluğun uyum derecesine önem verdiğini anlamak zor değildir. Tüm bunları, yaşamın yapıcı bir şekilde gelişme olasılığı için gerekli ve yeterli koşul olarak görür. “Kendimi olduğum gibi kabul ettiğim zaman değişiyorum” paradoksunu ortaya atar ve bu değişimi ideal benliğe doğru, oluşa giden bir akış olarak tanımlar.

insan

Büyük ve anlamlı değişimler, ancak kendini araştırma özgürlüğünün var olduğu durumlarda ortaya çıkar. Bu noktada bireyin varoluşsal niteliğinin gelişiminde kişisel bir sorumluluk, değişimin kendini dayattığı anlarda şimdi ve burada olma durumu, bireyin her şeyde olduğu gibi kendisine karşı da duyacağı refleksif farkındalığı içeren fenomenolojik bir yaklaşım ve sürekli değişen potansiyeller grubunun zirve yaptığı kişisel gelişim söz konusudur.

Koşulsuz Olumlu Bakış Ve Öz Saygı

İdeal benliği, bireyin aslında “Gerçekten kendisi olduğu benlik” durumu olarak tanımladık. Bu noktada, kişinin kendisine yönelik algılarının oluşturduğu bir benlik durumu, “şu anki benliği” de söz konusudur. Birçok benlik kuramcısı şu anki benlik tanımında, “gerçek benlik” kavramını kullanır. Bireyin ideal benlik ile gerçek benliğinin uyum derecesi de; gerçekten kendisi olduğu benlik ile şu anki benliğinin uyum derecesidir.

Bu bağlamda öz saygı düzeyi, bireyin ideal benlik ile gerçek benlik arasındaki uyuşmazlığa yönelik duyduğu kaygı ve stres durumları ile ilgilidir. Öz saygı aslında, kişinin kendisiyle ilgili olumlu izlenime duyduğu gerçekçi saygıdır.  

Koşulsuz olumlu bakış ise, bireyin tüm yaşamı boyunca öz saygısını oluşturan ve geliştiren bir faktördür. Geliştiren Disiplin serimizde bu kavrama birçok kez değinmiştik. Bu yazımızda ise oluş sürecindeki koşulsuz olumlu bakış yaklaşımına yer vereceğiz.      

Oluş Süreci Ve Koşulsuz Olumlu Bakış

Oluş süreci, varlığını ortaya koyan potansiyelin gerçeğe dönüşmesi sürecini ifade etmektedir. Keşfetme becerisinin üst noktalara ulaştığı, eureka durumu söz konusudur. Bu nedenle oluş süreci, yaratıcı olmayı da gerektirir.

“İnsan’a” İnsancıl Bakış-4: Carl Rogers 1

Rogers, yaratıcılığın motivasyonel eğilimini; kendini gerçekleştirme sürecinin başlangıç noktası olarak görür. Bu eğilim tüm insanlarda vardır, dışa vurulması için ise uygun koşullar beklemektedir. Yeterli ve gerekli koşullardan biri de, bireyin kendisine karşı duyacağı koşulsuz olumlu bakıştır. Aslında bu yaklaşımı öz anlayış kavramı ile ilişkilendirmek de mümkündür.  

Büyük bir esneklik ve doğallığın olduğu, katı algıların yumuşadığı ve deneyimlere karşı açıklığın oluştuğu bu içsel süreçte birey, savunmacı olmayı da tercih etmeyecektir. Çünkü benlik artık bir nesne olarak algılanmaz, öznel olarak var olunan o anın bir parçası olarak algılanır. Bu nedenledir ki, her an yepyeni bir an gibi yaşanmaya başlanır. Birey her yönüyle işlevseldir, tüm potansiyelini tam anlamıyla kullanmaktadır. Bu noktada deneyim ve farkındalığın bir aradalığı söz konusudur.

Kaynaklar:

Carl R. Rogers, Kişi Olmaya Dair/ Okuyan Us Yayınları