Erich Fromm; bir düşünürdür, sosyologtur ve Yeni Freud’çu bir psikanalisttir. İnsana karşı sevgi ve akıl ekseninde geliştirdiği düşünceleri, psikanalize de insancıl bir temel sağlamıştır. Yaşamı yüzeysel ve kaba bir biçimde yorumlamayı reddetmiş ve böylece insan psikolojisini, çok farklı disiplinler açısından zengin bir şekilde değerlendirebilmiştir.

İnanmak; Kendine, İnsana, İnsanlığa

Erich Fromm tüm insanları “idealist” olarak tanımlar ve bireylerde farklı olan şeyin yalnızca inanılan ideal çeşitlerinden kaynaklandığını açıklar. İnsan kendi yaşamında, insani niteliklerinin gelişimini sağlayacak bir sistem seçebilir veya bir şeylere bağımlı olmasına neden olan, ilkel ve akıldışı sistemlere geri dönüş yapabilir. Her iki durumda da birey, bir değerler sistemine sahiptir ve yaşamını buna göre biçimlendirir.

Öyleyse benlik kavramı; “Sahip olduğum şey neyse, ben oyum” veya “Nasıl olmamı istiyorsanız, ben oyum” gibi kaba ifadelerin çok daha ötesindedir. Benlik, “Ne düşünüyorsam ve ne yapıyorsam ben oyum.” anlamını taşır. Birey, kendisiyle özdeşlik kurabilme yeteneğini de bu öze dayandırır ve bağımlı olma, onay arama ihtiyacından bu şekilde vazgeçer. Kendini kendi güçleriyle bütünleşmiş, yaratıcı bir insana dönüştürür. Yaşama karşı geliştirdiği inancı ve mutluluğu da giderek artar; onun için hayat, “erdemli bir döngü” haline gelir.

Bu durum zorlu bir çaba gerektirir ve fakat bu çabanın en önemli ürünü de bireyin kendi kişiliğidir. İnsan ancak kendi yaşamı, mutluluğu, özgürlüğü, düşünme ve sevme yetenekleri karşısında olumlu bir tutuma sahip olduğunda kendi güçlerini ve imkanlarını gerçekleştirebilir. Kendine inanan bir bireye dönüşebilir.

Bu noktada birey; insanlardaki alçak gönüllülük, sevgi, merhamet, adalet ve cesaret davranışları karşısında da hayranlık duymaya başlar. Çünkü bunlar kendi hayatının temelinde bulunan, aşina olduğu duygulardır ve diğer insanlarda bu niteliklerin varlığını da daha kolay görebilir. Evet, aslında birey kendini nasıl görüyor ve değerlendiriyorsa, başkalarını da o şekilde görmekte ve değerlendirmektedir. Bu nedenledir ki, kendi benliği için duyduğu sevgi ile başka bir insan için duyduğu sevgi arasında kopmaz bir bağ vardır. Bu sayede bir başka kişinin, kişiliğindeki özüne inanma durumu da gerçekleşebilir.

Başkalarına inanmanın doruk noktası ise insanlığa inanmaktır. Birey kendi imkanlarını geliştirebildiğinde, düşünce ve sevgiyle içsel bir kavrayışa ulaştığını deneyimler. Kendisinin, insanın ve insanlığın gelişimine de inanır. Herkesle bir olma deneyimini yaşar. Onun için “evrensel ahlak” ve “toplumsal ahlak” kavramları arasında da bir fark yoktur, bu iki kavram bütünleşmiştir.

insan

Hümanist Vicdan

“Evrensel” ahlak, insanın gelişmesini, kendi güçlerini ve imkanlarını gerçekleştirmesini amaçlayan davranış kurallarıdır. “Toplumsal” ahlak ise, belirli bir toplumun ve o toplum içerisinde yaşayan insanların hayatta kalabilmeleri ve fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri için gerekli olan kurallardır. Bu noktada evrensel ahlak davranışları hümanist vicdanı temsil ederken, toplumsal ahlak davranışları ise çoğu zaman otoriter vicdanı temsil etmektedir.

Hümanist anlamda ahlakla bir ilgisi olmayan bir davranış, otoriter anlamda bir “görev” olarak kabul edilebilir. Çünkü otoriter vicdan çoğu zaman bireyin “çevreye uyması” ile ilgilenir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki otoriter ve hümanist vicdan gerçekte birbirinden ayrı da değildir. Bir insanda birinin var olması, diğerinin varlığını imkansız hale getirmez.

Hümanist vicdan,  gerçek benliğimizin ve hayattaki ahlaki yaşantılarımızın özünü oluşturan şeyleri kapsar. Hümanist vicdan, kendi kendimize bulduğumuz ilkeler kadar, başkalarından öğrendiklerimiz ve doğru olduğunu anladığımız ilkelerden de etkilenir.

Erich Fromm hümanist vicdanı, sosyal ve kültürel çerçeve içerisinde gelişebilen konuşma ve düşünme yeteneklerine benzetmektedir. Bu nedenle hümanist vicdan ile otoriter vicdanın bütünleştiği, hümanist ahlak prensibine dayanan bir toplum mümkündür. Hayatın en yüce amacının insan ruhu için duyulan kaygıyla, insanın sevme ve düşünme yetilerinin ortaya çıkarılması olduğu düşüncesine sahip bir toplum ütopik değil, normatiftir. Bir toplum için bu durum, ussallığın en ileri aşamasıdır.

insan

Hakikat Ve Psikanaliz

Erich Fromm, modern psikolojinin ve özellikle psikanalizin hümanist ahlakın gelişmesi için en güçlü etkenlerden biri olacağı görüşündedir. Çünkü psikanaliz, başlı başına insanın içsel görüngesine ait gerçeği araştırma yöntemidir. Hakikatin insanı özgürleştireceği düşüncesi de insancıl inanç sistemlerinde ve psikanalizde ortak bir görüştür. Çünkü insan, kendi türündeki yaşam örneklerini model alarak yaşayamaz. “Kendisi için, kendisi olma” cesaretini gösterebilmelidir. Bu da ancak kendine yönelik içsel bir kavrayışla mümkündür.

Erich Fromm, bilinçaltı kavramına da tam olarak Freud veya Jung’un tanımladığı şekliyle yaklaşmaz. “Bilinçaltına kendimizin öteki parçası gibi, derin bir mizah anlayışı ve alçak gönüllülükle bakmalıyız çünkü böyle bir farkındalık vicdanımıza karşı duyarlılığımızı arttırır.” görüşündedir. Erich Fromm’a göre birey, psikanaliz sürecinde benliğine karşı bir hayret yeteneği kazanır. Herkesle bir olma duygusu açığa çıkar. Böylece sınırlı bir güce sahip olduğunu gerçekçi bir biçimde kavrayarak, diğer insanlara da bilgelik ve alçak gönüllülükle yaklaşır.

Aynı zamanda sınırlı gücünün yanında, kendi içindeki ve dışındaki kuvvetleri değiştirme ve etkileme; yaşamında etkili olan şartları, hiç değilse bir dereceye kadar denetleme gücüne de sahip olduğunu da anlar. Duyarlılığı ölçüsünde tüm insanlık için düşünme ve sevme yeteneklerini geliştirme yönünde etkin bir çaba harcamaktan vazgeçmez.

insan

3’lü Güç: Akıl, Hayal Ve Sevme Güçleri

İnsanın herhangi bir alandaki yaratıcı düşünce süreci, çoğu zaman, “akla uygun bir hayal” olarak tanımlayabileceğimiz bir hayalle başlar. Ve bu hayal de bir hayli ön çalışmanın, derin düşüncenin ve gözlemin ürünüdür.

Gerçeği keşfetmenin ve görünenin ötesine geçerek olayların özünü kavramanın bir aracı olarak akıl ve sevgi en değerli yeteneklerimizdir. Bu yetenekleri gerçek bir iyiliğin gelişmesi temeline dayanan erdemli ve yaratıcı süreçler için kullanmak; hümanist ahlakın bir gereğidir. Öyle ki hümanist vicdan da bireyden en güç görevini yerine getirmesini, yaratıcılığını tam olarak geliştirmesini ister.

insan

Yaratıcı Sevgi Yeteneği

Erich Fromm’a göre bir insanı yaratıcı bir şekilde sevmek demek, onda insan olarak var olan özü sevmek demektir. İnsanın birisi tarafından sevilmesi de rastgele bir olay değildir; sevgi, bir insanda var olan sevme yeteneğinden kaynaklanır. Sevilen kişinin gelişmesine ve mutluluğuna yönelik sorumluluğu da beraberinde getiren etkin bir çabayı ifade eder. Bununla birlikte yaşama dair gösterilen herhangi bir sanatsal, düşünsel bir çaba; insanlığın gelişimine, gücüne, özgürlüğüne ve mutluluğuna katkıda bulunduğunda karşı karşıya olduğumuz şey sevginin ürünleridir.

Kaynaklar:

Erich Fromm, Erdem Ve Mutluluk/ Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

● Erich Fromm, Psikanaliz Ve Din/ Say Yayınları

●Engin Gençtan, Psikanaliz Ve Sonrası/ Metis Yayınları