Irkçılık… Bugünlerde televizyonlarda ve sosyal medyada en çok gördüğümüz konulardan biri. Dünya genelinde milyonlarca insanın sokağa dökülmesinin ve ellerinde pankartlarla günlerce yürüyüş yapmasının sebebi.  Aslına bakarsak oldukça haklı bir sebep. Doğarken hür irademiz ile seçimini yapamadığımız ancak ait olduğumuz kültür ve yöreye göre yargılanmak… Hatta yargılanmanın ötesinde biyolojik bir farklılık sebebiyle azınlık olan ırkın aşağılanarak yönetilmeye çalışılması…

Irkçılık, bir grup insanın kendi ırkını üstün görmesinden ve kendilerinde farklı ırklara karşı hükmetme hakkı olduğuna duyduğu inançtan beslenen bir kavramdır. Peki sizce ırkçılık öğrenilir mi? Yoksa ırkçı olarak mı doğarız? Siz bunu bir düşünedurun, ben de size ırkçılığı bitirmeye ömrünü adamış bir adamdan bahsedeyim.

Peki, ömrünü ırkçılıkla mücadeleye adayan ve bu uğurda büyük uğraşlar veren Nelson Mandela kimdir?

Özgürlük Savaşçısı Nelson Mandela

Nelson Rolihlahla Mandela ya da kabile adıyla Madiba, 18 Temmuz 1918’de Güney Afrika’nın Mvezo köyünde dünyaya gelmiştir. Anti-apartheid (ayrımcılık karşıtı), aktivist ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk siyahî devlet başkanıdır. 1994’te ilk defa tüm halkın katıldığı seçimlerde devlet başkanı olarak seçilmiştir. 

Nelson Mandela

Thembu kabilesinin şefi Gadla Henri Mandela’nın oğlu olarak dünyaya gelen Nelson Mandela, Fort Hare Üniversitesi ve Witwatersrand Üniversitesi’nde hukuk eğitimi görmüştür. Mezuniyetinin ardından Güney Afrika tarihinin ilk siyahi avukatı olmuştur. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başkenti Johannesburg’ta siyahilerin, ırk ayrımcılığı ile mücadele etmek amacıyla kurduğu ANC (Afrika Ulusal Kongresi) partisine katılarak gençlik kollarının kurucu üyesi olmuştur. Sonrasında ise aynı partide başkanlık yapmıştır.

1961 yılında ANC’nin silahlı kanadı Umkhonto we Sizwe (Spear of the Nation) başkomutanı olmuş ve ertesi yıl Cezayir ve Etiyopya’da askeri eğitim almıştır. Güney Afrika’ya döndüğünde, 1962 yılında polis tarafından yakalanarak işçileri grev yapmaya ve insanları, ülkeyi yasadışı olarak terk etmeye teşvik ettiği için 5 yıl hapse mahkum edilmiştir. 5 yıl mahkum edilmesine rağmen devam eden mahkemelerde farklı suçlardan da yargılanarak 1964 yılında, diğer ANC üyeleriyle birlikte (ünlü Rivonia Davası) ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştır. (Rivonia Davası, 1963 ve 1964 yıllarında Güney Afrika’da görülmüş olan ve Afrika Ulusal Konseyi’nin 10 önderinin apartheid rejimini yıkmak amacıyla giriştikleri 221 eylemi konu alan bir davadır.)

Mahkumiyetinin 27. yılında yani 1990’da, Mandela’nın salıverilmesi için uluslararası bir kampanya düzenlenmiştir. Mandela, hapishaneden çıktıktan sonra Başkan F.W. de Klerk ile 1994’te tüm halkın katıldığı ve ANC’nin büyük çoğunlukla kazandığı seçim ile devlet başkanı olmuş ve Apartheid’ın sona ermesini sağlamıştır. Devlet başkanı olarak öncelikle toprak reformu, yoksullukla mücadele, sağlığın iyileştirilmesi, geçmişte yaşanan insan hakları ihlalinin araştırılması üzerine çalışmalar ve uygulamaları gündemine almıştır.

Mandela, yalnızca ırkçılıkla mücadele etmemiştir. Başkan seçildikten sonra yoksullukla ve AIDS ile de mücadele etmiştir ve birçok hayır işinde rol almıştır.

Mandela, anti-sömürgeci ve anti-apartheid görüşü ile uluslararası beğeni toplamış ve 1993’teki Nobel Barış Ödülü, Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığı Özgürlük Madalyası ve Sovyet Lenin Nişanı da dahil olmak üzere 250’nin üzerinde ödül kazanmıştır. 

Güney Afrika’da “Ulusun Babası” olarak görülmektedir. Ulusun Babası Nelson Mandela’nın uğrunda mücadele ettiği siyahilerin aşağılanması ve ikinci sınıf insan muamelesi görmesi gibi ırkçı davranışlar günümüzde maalesef yeniden baş gösterdi. Her ne kadar bazılarımıza yabancı gelse de birçoğumuz alışık olmadığımız ya da bize benzemeyen kişilere karşı ne yazık ki önyargılıyız.

Irkçılık Doğuştan Mı Gelir? Yoksa Sosyal Öğrenme Midir?

Irkçılık doğuştan mı gelir? Yoksa sosyal öğrenme midir? Ya da bu seçeneklerin dışında ABD’de siyahların hakları için verilen mücadelenin simge isimlerinden Malcolm X’e atfedilen “Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.” önermesi midir?

Hiçbir çocuk ırkçı doğmaz ya da genetik kodlamasında ırkçılığı barındırmaz. İnsanları ırkçı davranışlara yönelten sosyal çevrenin öğretileridir ve maalesef ırkçılık, faşizm gibi bir ideolojiden farklı bir yaklaşım değildir.

Irkçılığın bir psikolojik rahatsızlık olduğu önermesinde bulunanlar ise olayın ciddiyetini anlamaktan çok uzaklar ve sorunun çözümünü yanlış yerlerde arıyorlar. Her ırkçı saldırı sonrasında “hastalık” gerekçesinin ileri sürülmesi, bu tip saldırıların tekrarlanmasına ön ayak olmaktadır. Irkçıları birer ruh hastası olarak nitelendirmek, psikolojik bir hastalık olduğu tezini ortaya atmak ırkçılığı hafife almaktır. 

Irkçılık

Yazımın başında sorduğum “Irkçılık doğuştan mı gelir? Yoksa sosyal öğrenme midir?” sorularının cevabı oldukça açık. Bu nedenle çocuklarımızı büyütürken kendi ırkını, kültürünü, dinini, toplumunu diğer toplumlardan ayırmadan eşit bakabilmesini öğretmeliyiz. Bizler çocuklarımıza neyi öğütlersek, biz bizden farklı bir topluma nasıl davranırsak gelecek nesiller de bizlerden gördüklerini yapacaklardır.

Yazarlarımızdan Edanur Çilesiz’in Bölünmüş Sınıf Deneyi, Irkçılığın Doğuşu yazısına göz gezdirerek çocuklarımızı ırkçı davranışların nasıl yönlendirdiğini görebilirsiniz.

Kaynakça: 1, 2, 3, 4, 5

Editör: Berfincan Doğan