Merhaba Arkadaşlar.
Biraz gecikmeli de olsa yeni yılınızı kutlar, huzurlu ve mutlu bir sene geçirmenizi temenni ederim. Açıkçası bu serinin üçüncü yazısını yazmak için bilgisayarın başına geçtiğimde aklımda hiçbir kelime yoktu. Yeni yılınızı kutlarken aklıma geldi: Zaman kavramları; Yıl, ay, hafta ve gün. Adettendir hemen sorayım: Bu kavramlar neden bu isimleri almışlar? Hafta ne demek? Veya neden bir ay 20 gün değil de 30-31 gün? Tabii soruları daha da çeşitlendirebiliriz. Sorulara bir müddet cevap ararsanız sevinirim. Kendi cevaplarınızı bulduysanız ne ala bulamadıysanız da hadi beraber arayalım.

Zamanı Takip Etmek

Öncelikle ikisi de Türkçe olan ”Gün” ve ”Ay” kavramlarını tanımlayalım: ”Zamanı takip etmek isteyen atalarımız, Güneş’in gökyüzündeki iki belirişi arasındaki zamanı “Gün” olarak belirlediler. Gecelerimizi aydınlatan Ay’ın iki hilal evresi arasındaki süreyi ise “Ay” olarak belirlediler.” Yani zamanı takip etmenin yolu doğada sabit duran bir şeyleri saptamaktan geçiyordu. Bunun için atalarımız her gün doğup batan güneşi ve ayı kendilerine nişan alarak zamanı ölçmeye başlamışlardı. Buradan, gök cismi olan Ay ile zaman kavramı olan ay arasında bir bağlantı var mıdır? Sorusuna da bir cevap çıkarıyoruz tabii. Bu duruma İngilizce’den de örnek geçersek sanırım daha açıklayıcı olur; ”Moon” gök cismi olan Ay’ı tanımalarken ”Month” da takvimdeki ayları tanımlar.

zaman

Şimdide hafta kavramına bakalım. Farsça hafte هفته kelimesinden dilimize ”hafta” olarak evrilen kelime “yedili şey, yedi günlük süre” anlamına gelir. Farsça’da heft yedi demektir. Her 7 günde farklı bir modele (ilk dِördün, dolunay, son döِrdün, yeni ay) bürünen Ay, bu kelimeye de kaynak olmuştur. Buna göre Ay’ın evrelerine bakarak ayın yaklaşık hangi gününde olduğumuzu tahmin etmek mümkündür.

ibranice

Türkçe ”Yıl” kelimesine sahip olduğumuz gibi yine Arapça’dan aynı anlama gelen ”Sene” sözcüğüne de sahibiz. Sene, İbranice aynı anlama gelen şānāh sözcüğü ile eş kökenlidir. İbranice sözcük İbranice ve Aramice/Süryanice “tekrarlama, dönme, geri gelme” kökünden türetilmiştir.

Zaman kavramlarımızı tanıdığımıza göre kıssadan bir de hisse çıkaralım isterseniz. Hepimizin de gördüğü üzere, hayatımızın en derinine kadar işlemiş zaman kavramları dahi insan elinden çıkmadır. Dünyaya geldiğimizde hiçbir şeyi hali hazırda bulmadık ve bir şeyler yapmak için hep çabaladık. Şimdi ise elimizdeki insanlık mirasının ne kadar büyük ve değerli olduğunun farkına varmak için ona bakmamız yeterlidir. Gitmeden son bir soru daha: Peki elimizdekinin değerini bilmek gerçekten yeterli mi? Yoksa onu gelecek kuşaklara daha zengin bir şekilde ulaştırabilmek için bir şeyler de yapmak gerekir mi?