Kübizm, 20. yüzyılda ortaya çıkarak sanatta büyük değişimler meydana getirmiş bir akımdır. Bu akım sayesinde sanatta eski fikirlerin yerini farklı bir sanat anlayışı almıştır. Kübizmin etkileri ilk olarak resim ve heykel gibi sanat dallarında görülse de daha sonradan edebiyat ve mimari alanlarında da yoğun bir şekilde hissedilmiştir.

Kübizm, 1907 yılında Pablo Picasso ve Georges Braque tarafından başlatıldı. Picasso ve Braque’ın yarattıkları bu yeni görsel dil Fernand Léger, Robert and Sonia Delaunay, Juan Gris, Roger de La Fresnaye, Marcel Duchamp, Albert Gleizes, Jean Metzinger ve hatta Diego Rivera gibi birçok sanatçı tarafından benimsendi ve geliştirildi.

Cezanne’in doğayı geometrik cisimlere ayırma düşüncesi ve bu tür çalışmaları, kübistlere yol göstermiştir. Kübistler nesneleri geometrik şekiller olarak görmüşlerdir, duygulardan çok akla dayalı resimler yapmışlardır. Cisimler parçalanır, dışa katlanıp açılır, değişik yönlerden gösterilir. Bu sanat akımında tabiat farklı bir açıdan ele alınmıştır. Kübist ressamların çalışmalarında nesneler normal biçimlerindedir fakat konuya ve tabloya göre değişen geometrik bir düzen içinde parçalanmış haldedir.

Kübizm
Kübizmin öncüsü Pablo Picasso’dur. Küçük yaşlardan itibaren resim yapmaya başlayan Picasso’nun ilk resimlerinde Uzakdoğu ve Japon ressamlarından etkilendiği görülmektedir. Empresyonizmin etkisini yitirmeye başladığını fark eden Picasso, sanata dinamik bir akım gelmesi gerektiğini düşünmüştür.

Kübizmin en belirgin özelliği, varlığın dış görünüşü ile birlikte iç dünyasının da yansıtılmaya çalışılmasıdır. Kübist ressamlar yaptıkları resimlerde bir insanın sadece dış görünümünü değil duygu ve isteklerini de yansıtmaya çalışmışlardır. Nesneleri de üç boyutlu ve geometrik olarak ele almışlardır. Kübizmde amaç bir varlığı dış ve iç görünümü, duyguları, geçmişi ve geleceği ile yani tüm boyutları ile vermektir. Bu akımı savunan sanatçılar meydana getirdikleri eserlerde akıl ve mantıktan ziyade söylenmemiş ve görünmemiş olanı ele almaya çalışmışlardır.
Bu sanatçıların eserlerinde anlatımı canlı tutmak için duygularla olaylar karıştırılarak yansıtılmıştır.

Kübizm sanat akımı, sanatın her dalında etkisini hissettirse de resim ve mimari dışındaki alanlarda varlığını pek fazla sürdürememiştir. Kübizm bir yüzey sanatı olduğu için tabloda ışık – gölge oyunlarına başvurularak derinlik duygusu uyandırılmak amaçlanmaz, tablo sadece iki boyutu içinde ele alınır. Bu özelliğinden dolayı kübizm, mimari alanda Kübik mimarinin oluşmasını sağlamıştır. Bu akımın etkileri süsleme alanında da kendini yoğun bir şekilde göstermiştir.

Kübizmin Empresyonizme Tepkisi

Empresyonizm; konunun doğrudan doğruya kendisini değil de belli bir ışık altındaki görünüşünü, yarattığı duyumları saptamaya çalışan bir sanat metodudur. Kübizme göre empresyonizm duyumların, yani sürekli olmayan gelip geçici şeylerin tasviridir. Kübizm ise sürekli olan ve değişmeyen özün tasvirine çaba göstermektedir. Eşyanın dış görünüşüyle birlikte özünün de gösterilmesi gerektir. Örneğin insanın yalnız dış görünüşünü ele almak, onu sadece bir madde olarak düşünmek olur. Halbuki o, birtakım fikirlerin ve duyumların da sahibidir. Sanat onun bu tarafını da göstermek zorundadır. O halde olaylarla duyguları birbirinden ayrı olarak düşünmek doğru değildir. Objeyi, yani konuyu bir bütün halinde tutmak gerektir.

Kaynakça: 1 , 2

Editör: Berfincan Doğan