Arapça bir kelime olan liyakat, layıktan (lyk) gelmektedir. Anlamı bir kimsenin bir işe yetkisi, elverişliliği, becerisi, yetkinliği ve layık olmasıdır. İnsanoğlunun hayatında kendisini adadığı bir şey üzerinde, ona ne kadar layık ve yetkin olduğunu göstermesiyle başlar serüven. İlk olarak eğitimle başlar. Daha sonra çabalayarak onu geliştirir ve o işi yapan başka kimselerle iletişim kurarak süreç devam eder. Böyle yaparak işini sistemleştirir. İşte bu sistemin en önemli unsuru liyakat, yetenektir.

Kişi, işin ustası olur. Usta çırakta da olduğu gibi usta kendisini geliştirmiş olan, çırak ise ustasının yanında pişen, işi öğrenmek için çabalayan ve sonra işin zanaatın devam etmesi için ustasının yerini alan ve yeni çıraklar yetiştiren kişidir. Bazı mesleklerde hala devam ettiği gibi bazı meslekler de ise daha farklı uygulamalar ile elemanlar seçilir, tercih edilir. Bu tercihte genelde ilk söylenen de “yönetimde liyakat esas alınmalıdır” olur. Bu yazımızda önemli örnekler vererek liyakat üzerinde duracağız.

Liyakat

Liyakat, Layık Olmak:

Machievelli- Hükümdar

Machievelli’nin ünlü “Hükümdar” adlı eserinde üç tür insandan bahsedilir. İlk tür insan kendiliğinden her şeyi öğrenir ve çok akıllıdır. İkinci tür insanın daha az akıllı olduğunu ama onun da bir başkasından anlayarak öğrendiğini yazar. Üçüncü insan tipinin ise işe yaramaz olduklarını ne kendisinin öğrenmek için çabaladığından ne de başkasından öğrenebildiğini yazar. Biz bir işe yeteneği doğrultusunda getirilen insanların daha çok birinci ve ikinci tip olmasını isteriz. Öğrenmek için çabalamayan ve kendisini geliştiremeyen birinin, o işte bulunmasını istemeyiz. Hem zaman boşuna harcanmış olur hem de işe katkı sağlanmamış olur ve emekler boşuna gider. Tarihte de özellikle hükümdarlara yönetimde olan sorunlar konusunda hazırlanan raporlarda liyakat konusunda birçok tavsiye verilmiştir.

HER İŞE BİR BAŞ, HER ŞEYE BİR SÖZ…

Nizamü’l-mülk- Siyasetname

Selçuklu veziri Nizamü’l-mülk “Siyasetname” adlı eserinde iyi bir hükümdarın işi ehlilerine vermesi gerektiğini, iki meşguliyeti aynı kişiye, bir işi iki ayrı şahsa vermemelerine, kişiyi altın sahibi değil hüner sahibi olduğu için görevlendirmeleri ve yanlarından tutmalarına, din ve dünya işlerinin uyumlu yürümesi için, herkesi liyakatlerince istihdam etmelerine, herkese yeterliliği ölçüde iş buyurmalarına bunun dışında görülen uygulamalara ise hükümdarın müsaade etmemesi ve işleri adalet ve idare kılıcıyla yönetmesini söyler. Memleketteki herkese kolay veya zor olan işlerde, fazilet, kifayet ve liyakatince görev verilmelidir. Büyüklerin de dediği gibi her işe bir baş, her yere bir söz, der.

Liyakat

Hükümdarın çevresinin becerikli ve sadık kişilerce çevrilmiş olması, hükümdarın bilge kişiliğinin göstergesidir. Devlet erkanından olan Koçi Bey, hazırlamış olduğu risalesinde, padişah makamları layık olana verdiği zaman, herkes hakkıyla elde ettiği bir şey için çabalar ve yönetimdeki problemler, en önemlisi de rüşvet ortadan kalkacaktır, der. Çünkü kişi istediği ve layık olduğu iştedir.

Sonuç olarak toplumda insanlara gerçekten ehli oldukları konuda çalışma imkânı sağlamak hem o toplumu her açıdan ileriye götürecek hem de insanlar oldukları yerde mutlu olduklarından dolayı toplumun refah seviyesi daha çok artacak ve toplum açısından sağlıklı olacaktır. Bu yüzden hak edene hakkını vermek adalet zincirinde önemli bir temel unsurdur. Ek olarak Mevlana’nın dediği gibi “Bütün cihanı araştırdım ama güzel ahlaktan daha üstün bir liyakat bulamadım.”

Çok çalışmak ve iyi birer insan olmak dileğiyle. Sevgiler.

KAYNAKÇA:

  1. Nizamü’l-mülk, Siyasetname, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 12. Basım, Mayıs 2017, İstanbul
  2. Niccolo Machiavelli, Hükümdar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 13. Basım, Mayıs 2017, İstanbul
  3. Koçi Bey Risaleleri, Kabalcı Yayınevi,2008, İstanbul