“Müzik, ruhun gıdasıdır.” – Mendelson

Son araştırmalara bakarsak müziğin sadece ruhun gıdası olarak değil, dolaylı yoldan yenilen şeyi etkilediği için bedenin de gıdası olabileceğini görebiliriz. Çünkü bedene gıda takviyesi yaparken bile etkili olabiliyor. Başlığı okuduktan sonra “bu olabilir mi?” dediğinizi duyar gibiyim. İşitme ve tatma duyularımız birbirini nasıl etkileyebilir ki? Açıkçası ben de referans aldığım araştırmaları okurken bu bağlantının mümkün olup olmayacağını düşündüm. Öncellikle, olaya tıbbi açıdan baktım nedense. Tıp alanında kulak-burun-boğaz bölümünün tek bir alanda toplanılması gerekildiğini düşününce, bunun doğruluğuna olan inancım da kuvvetlendi.

Yapılan araştırmalara göre, ses bileşkelerinden oluşan müziğin, türünden şiddetine kadar tat alma duyumuza etki ettiği gözlemlenmiştir. Gözlemlenen araştırmalarda ses seviyesinin yüksek olduğu ortamların, yediğimiz yemeklerin tadını almada azalmaya yol açtığı belirtilmiştir. Genel ortalama üzerinden konuşursak, daha sakin bir ortamda hafif müzik eşliğinde yenilen yemekler kişilere daha çok zevk vermiştir. Yani, yemek yerken dinlediğiniz müziğin yemekten aldığımız tat ile çok yakın bir ilişkisi var. Aslında bununla ilgili duyular arasındaki iletişimden kaynaklanan bir hastalık bile var. Ama son araştırmalara göre, bu bağlantıyı sağlayabilmeniz “Sinestezi” hastası olduğunuzu göstermez. Araştırmalar gösteriyor ki, bir şey yerken etrafımızdaki en ufak sesler bile yiyeceklerdeki acı, tatlı, tuzlu ve ekşi düzeyini değiştirebiliyor. Ses tonlarının seviyelerindeki artış ve azalış yediğimiz yiyeceğin tadında acıdan tatlıya hızlı bir geçiş için yeterli olabiliyor.

Müzik
Coffee and Music

Deneylerden biri kahve ile yapıldı. Yüksek frekanslı ses ortamında kahvenin tadı daha tatlı bir hal alırken, düşük frekanslı bir ortamda kahve daha acı bir tat deneyimi sunabiliyormuş. Oxford Üniversitesi’nde Crossmodal Araştırma Laborutavarı’ndaki araştırmacılara göre “ Tat ve ses perdesi arasında örtük ilişkiler olabilir. Yüksek perdeli sesler çoğunlukla tatlı ve ekşi tadı olan yiyeceklerle ilişkilendirilirken, düşük perdeli notalar daha yaygın olarak daha acı ve umami tadı ile eşleştirilir. Örneğin, belirli bir deneyde Spence’in katılımcıları görünüşte farklı iki şekerleme örneğini tattıkları zaman, biri tiz sesleri dinlerken, diğeri ise düşük frekansları dinlerken izlenildi. Örnekler aynı nesneyi tatmış olsa da, denekler “şekerlemeyi daha yüksek perdelerle eşleştirildiğinde daha tatlı ve daha düşük perdelerle birlikte kullanıldığında daha acı buldular.”

Tat deneyimi ağızdan şekillenen bir durum olsa da, aynı zamanda kulaklardan etkilendiği de böylece ortaya konulmuştur. Bir yiyeceği yerken ısırma sesleri ve çiğneme sesleri bile yiyeceğin lezzet algısında arttırıcı veya azaltıcı bir etkiye sahip olabilmektedir. Bir ortamda yüksek perde dediğimiz ses tonunun olması tatlı ve ekşi lezzetini, düşük perdedeki seslerin ise acı ve tuzlu algısını değiştirebiliyor. Yapılan araştırmalarda gürültülü bir ortamda yenilen tuzlu yiyeceğin, katılımcılara tuzuna kıyasla daha tatlı geldiği gözlemlenmiştir. Sonradan yapılan deneylerde araştırmacılar, yüksek sesin stresi artırdığını ve şeker arzusunu tetiklediğini iddia etmiştir.

Katılımcılara, acıklı bir film müziği eşliğinde verilen çikolatalar, daha acı çikolata tadı verirken, arka plandaki hoş bir müzik eşliğinde verilen çikolatalar olduğundan daha tatlı algısını oluşturmuştur. Böylece arka fonda çalan müzik, yiyeceğin tadını değiştirme özelliğine sahip olabiliyor diyebiliriz. Her yediğimiz yiyeceğe etki ettiği henüz ispatlanmasa da, bir bibere kıyasla çikolata gibi daha duygusal yiyecekler için daha çok bir etkiye sahip. Bu araştırmalarda, yiyecekler aralarında ikiye ayrılmıştır: duygusal yiyecekler ( çikolata vb.) ve duygusal olmayan yiyecekler (dolma biber vb.). Bu ayrımın önemi müziğin duygusal olmayan yiyecekleri pek de etkilemediğidir. Çikolata gibi tatlı ve yağlı yiyecekler için müziğin duygusal değişimde etkisi daha fazla olabilmektedir.

Müzik türleriyle kıyaslanınca araştırmacılar caz müzik ve hip-hop müziği arasında bir izlenim sağlamak istedikleri zaman, caz müziği dinlerken yenilen yemeğin hip-hop müziği dinlerken yenilenden daha hoş bir tat bıraktığı gözlemlenmiştir. Spesifik olarak, caz müziğinin diğer müzik türlerine oranla lezzet yoğunluğuna, aroma hoşluğuna ve genel izlenime katkı sağlayacak bir konuma sahiptir. Herkes için değil ama genel ortalama için bu öngürülebilmektedir.

Müzik
Music and Food

Deniz dalgalarının sesi eşliğinde tüketilen balıkların tadı diğer seslerde tüketilmesine oranla damakta daha hoş bir tat verebilmektedir. Restoranlarda çalınan müzik türünün değişimi bile yemeğin tadını değiştirebilmektedir.

Müzik ve yemek arasındaki diğer bir bağlantı ise hızlı müziğin bizi daha hızlı yemeğe teşvik ederken, yavaş bir müziğin ise yemek hızımızın yavaşlamasına yol açtığı gözlemlenmiştir. Kabul edersiniz ki, farkında olmadan biz de bu deneye tabi tutuluyoruz. İyi bir çalma listesine sahip olan bir restoranda yediğimiz yemekten zevk aldığımız için daha çok yeme arzusunda olabiliyoruz. Bu da restoranın daha iyi işlemesine yardımcı olan bir husus oluyor.

Cinsiyet ve yaş ortalamalarına bağlı değişen bir durum olsa da araştırmaların geneli arka fon müziğinin etkisini göz ardı etmemeniz gerektiğini belirtmektedir.

İnsan ruhunun anlayabileceği yegane dil olan müziğin, ne kadar etkili bir gıda olduğunu bir kez daha anlamış olduk. Müziğin yediğimiz şeyler üzerindeki etkisini anlatmaya çalıştığım bu yazıyı okuduğunuz için teşekkür ederim. 🙂

“Müzik; esrarengizliğin içinde yaşayabileceğimiz en güzel deneyimdir.” – Albert Einstein –

Kaynak: 1, 2, 3, 4

Editör: Cansu Köse