Sanat üretmek bir ihtiyaç mıdır?

Bilimsel açıdan bakıldığında; sanat  ne açlığımızı giderir ne susuzluğumuzu ne bizi tehlikelerden korur nede soğuk havada bizi sıcak tutar. Sanat kısaca ne bizi hayatta tutar nede türümüzün devamlılığını sağlar. Bu açıdan bakıldığında belkide evrendeki en gereksiz şeydir fakat konu insan olduğunda neredeyse ekmek su gibi bir ihtiyaçtır bizim için. Bana kalırsa konu insan olduğunda bilim yetersiz kalıyor çünkü insan beyni indirgenimci (bilimsel) bir yaklaşımla sorunlara yaklaşabildiği gibi resmin tamamını ve arkadaki kaotik (aşırı karmaşık) örüntüyü de görme becerisine sahip.

Beynimizin hangi kısmı sanat yapar?

Beynimizin bir çok bölümünün olmasına karşın kabaca sağ ve sol diye ayırabiliriz. Bu açıdan bakıldığında beynimizin sol kısmı insan oğlu bilim adına ne yaptıysa onlardan sorumlu kısım diyebiliriz. Sol lob analitik düşüncenin ve indirgenimci yaklaşımın kaynağıdır. Bir maddeyi anlayabilmek için onun en küçük yapı taşını ele alarak başlar. Beynimizin bu kısmı bizi atomlardan galaksilere kadar bundan yakın zaman önce hayal dahi edemeyeceğimiz şeylerle tanıştırdı.

Neden Sanat Yaparız? 1
Şekilden de anlayacağımız üzere sol beyin matematik ve fizik gibi bilimsel alanlarda uzmanken; sağ kısım bize hayatı sorgulatan ve bize sanat yaptıran kısımdır.

Sağ kısmın gündeme gelmesi

Modern fiziğin başlangıcına kadar dünyaya beynin bu kısmı hakimdi ve sağ kısımda gerçekleşen deneyimler bilim dışı birer safsata olarak ele alınıyordu. Bu gün biliyoruz ki bizi hayatta tutan beyimizin mantılı kısmı değil beynimizin otomatik çalışan kısmıdır. Nasıl çift yarık deneyinde fotonun hem dalga hem parçacık hareketi yaptığını görüp şok olduk yahut ışığın esir de değil de boşlukta ilerlediğini büyük bir hüsranla kabul ettikse; bizi yöneten beynimizin ne kadarına hakim olduğumuzu ve gün içinde bu kısmı ne kadar kullandığımızı yine bilimsel yöntemlerle ölçüp farkına vardığımızdan beri artık sağ kısıma hak ettiği değeri vermeye başladık.

Heisenberg belirsizlik ilkesi yahut Schrödinger in kedisi gibi belirsizlikler bilim insanlarının her şeyi bilebiliriz algısını yerle bir etmiş ve insan oğlunu yöntemlerini sorgulamaya zorlamıştır. Bunun beyindeki yansıması olarak sağ beyindeki muhteşem örüntü algısı da indirgenimci bilimle açıklanamıyor. Bunun en belirgin ve en popüler deneyi hiç kuşkusuz civcivlerin cinsiyetini belirleyen uzmanlarla yapılanıdır.

Örüntü tanıma sistemimiz ve sağ beyin

Civcivlerin cinsiyetini çıplak gözle tayin etmek neredeyse imkansız gibidir fakat bunu yapan uzmanlar var. Bunu nasıl yaptıkları sorulduğunda bilmediklerini veya tarif edemeyeceklerini söylerler. İşin ilginç kısmı yanlarına verilen çıraklar hiçbir bilgi almadan sadece üstadı izleyerek  bir kaç ay sonra bu alanda uzmanlaşmaları ve onlara nasıl öğrendikleri sorulduğunda bilmediklerini öylece birden bire öğrendiklerini savunmalarıdır.Bu veriler bir bilim adamına saçma sapan gelebilir fakat bu tamamen beynimizin o kaotiklik içerisindeki örüntüyü yakalayabilme becerisinin bir sonucudur.

Beynin düşünen analitik kısmı ancak hayatın rutin akışı bozulduğunda yani bir problemle karşılaşıldığında veya yeni bir şey öğrenilmesi gerektiğinde devrededir. Bunun dışında kalan zamanlarda beyin daha önce öğrendiği bilgileri otomatik olarak kullanır. Bu durum size bilinçsizlik gibi gelmesin bu beynimizin enerji tasarrufu modudur. Bilinçli kısmın çalışması çok yüksek enerji tüketir bu vesileyle eğer her yaptığımızı düşünseydik bütün gün yemek yesek dahi bu enerji ihtiyacını karşılayamazdık. Bu yüzden beyin ilk seferinde yüksek enerji harcayarak  bilgiyi öğrenir ve bir daha ki sefere bunu daha az enerjiyle yapmaya çalışır. Bu sebeple bizler beynimizin duygusal kısmıyla karar veririz.

Bir düşünün karşıdan karşıya geçeceksiniz. Eğer analitik zekanızı kullansaydınız; bütün arabaların ivmelerini hızlarını ve kütlelerini bularak momentumlarını hesaplar bizim ne kadar hızla geçersek karşıya sağ ulaşabileceğimizin planını kurar bir kırmızı ışık varsa onun yanma süresiyle önceki verileri harmanlayarak bir sentez yapar ve karşıya geçmeniz saatler alırdı.Oysa biz sadece geçeriz işte hiçbir hesaplama yapmayız çünkü beynimizin örüntü tanıma sistemi hiçbir hesaplama yapmadan bu araba sana çarpacak hızda değil geç komutunu rahatlıkla verebilecek kapasitededir.

Konu insansa bilimsel yöntemlerimizi değiştirmeye mecburuz

Artık farkına vardığımız bir gerçek şudur ki; indirgenimci bilim insanda çuvallıyor. İndirgenimci bilime göre (en küçük yapı taşından yola çıkma) insan bir atom yığınından fazlası olmamalıdır. Doğadaki bir çok veriye bu yöntemle ulaştık ve bu yöntem bize birçok şey öğretti. Ben indirgenimci bilim in modası geçti demiyorum. Söz konusu insan olduğunda yetersiz kaldığını savunuyorum. Bir düşünün hiç bilgisayar görmemiş bir insan bu yöntemle bilgisayarı parçalarına ayırır birleştirir fakat hiç bir şekilde bu cihazın ne işe yaradığını anlayamaz. Ancak bilgisayarı çalıştırıp işleyişini görene kadar. İşte bu işleyişi gözlemleyen, bizi karşıdan karşıya geçiren, civcivlerin cinsiyetini ustalıkla tayin ettiren kısım bize sanat yaptıran kısımdır.

Sanat ne işe yarar

Yukarıda da bolca değindiğimiz üzere sanat bizi hayatta tutmaz fakat sanat bizi hayata bağlar. Çünkü insan bir yığın atomdan fazlasıdır. Her şeyden önce sosyal bir varlıktır. Hayata sağlıklı bir şekilde tutunmak için insan sosyalleşmek zorundadır bunun için belkide insan oğlunun ürettiği en karmaşık şey dildir. Çünkü insan karşı koyulamaz bir şekilde iletmek ister. Bir bebeği düşünün hangi kitaba bakıyor nerede kaç ay kursa gidiyor da konuşmayı öğreniyor. Cevap apaçık karşımızda; konuşmak isteyen bir insan ve dildeki karmaşık örüntüyü taklit edebilecek bir sistem. Peki insanoğlu neden taş devrinde dahi duvarlara resim çiziyor? İnsan neden somut gerçekliğin ip uçlarını kullanarak hayali bir şeyler üretiyor? Çünkü sanat; insana  verilmiş o derin “üretme” dürtüsünün karşı konulmaz sonucudur.

Neden Sanat Yaparız? 2
İnsan varoluşundan beri sanat yapagelmiştir.

İnsanı hayvandan ayıran nedir?

Bugün insanı tanımlayan en yaygın tanım: “Düşünen Hayvan”dır hiç kuşkusuz. Fakat bu gün biliyoruz ki hayvanlarda düşünür ve fikir üretir hatta problem çözebilir. Mesela bir çok avcı memeli türü bir grup halinde ve planlı bir şekilde avlanırlar. Değişen ortan şartlarına göre yeni plan üretebilirler. Hatta son deneylere göre deniz memelilerinin kendilerini aynada tanıdıklarını dahi öğrenmişken bu tanımın artık eskidiğini söylemek yanlış olmaz herhalde. Hadi bu tanımı güncelleyelim:

İnsan: sanat üreten, mizah yapabilen, bir estetik algıya sahip, öz farkındalığı olan, öleceğini bilen, zaman kavramının farkında, kelimeler arasında bağlantı kurup bir dil üreten, hayatın anlamını sorgulayan, çevresini değiştiren, ahlaki değerleri olan, bir yaratıcıya inanma-tapma dürtüsüne sahip ve aşık olabilen bir hayvandır.

Sonsöz

Sonuç olarak bu gün; bilimsel açıdan herhangi bir gereği yokken insanlık tarihinin başından beri insan oğlunun en temel uğraşı olan sanattan, beynimizin hangi kısmının bundan sorumlu olduğundan, örüntü tanıma sisteminden, insanı anlama konusunda bilim yetersizliğinden (çok sevdiğim, dinlemekten ve okumaktan zevk aldığım, üstadım “Sinan Canan”ın da dediği gibi “insanı anlamak için her türlü BİLGİ kaynağına ihtiyacımız vardır”.) bahsettik ve son olarak insanın tanımını güncelledik.

Bir sonraki yazımızda buluşmak üzere. Takipte kalın.

Önceki bölümü okumak için buraya tıklayabilirsin…