Toplumsal olarak bize normal gelen şeyler iktidar biçimleriyle normalleştirilmiştir. İktidar yalnızca devlete indirgenemez. Devlet kadar medya ve reklam sektörü de iktidar ile ilintilidir. Devlet, ideolojik aygıtları kullanarak ideolojisinin doğal karşılanmasını arzular ve halkı ikna etmeye çalışır. Bunu yaparken de medyaya, kampüslere ve aydınlara ihtiyaç duyar.

Foucault, 17. yüzyılda Avrupa’da önemli değişimler olduğunu söylemektedir. 17. yüzyılda cezalandırma ve kontrol altına alma sisteminde belli bir sürede büyük bir değişim gerçekleşmiştir.

Okullar, Hastaneler ve Hapishaneler Neden Birbirine Benzer? 1

1656 yılında Paris’te “Genel Hastane’’ adında bir kurum kurulmuş. Bunu takip eden süreçte kısa bir dönemde nüfusun bir bölümü bu hastanede gözetim altına alınmış. Kapatılanlar ise hastalar, fakirler, eşcinseller, deliler gibi farklı özelliklerde olan karışık bir grup insandı. Tek ortak özellikleri çalışmamaları ve yersiz yurtsuz olmalarıydı. Kapatılanlara baktığımızda bu toplanmada tıbbi bir amaç olmadığını görebiliriz. Foucault’ya göre bu kapatılmanın ardında ekonomik ve siyasi sebepler vardır.

17. yüzyılda meydana gelen bu değişimler, uzun süreli kapatma ve cezalandırma mekânı olarak hapishane kurumunun da temellerini atmıştır. Foucault modern kapatma kurumlarının 17. yüzyıldan sonra oluştuğunu ileri sürmektedir. Bunun öncesinde suçlular cezalarının belirlenmesi veya özgürce yaşamaya devam edebilmeleri için mahkemede bekleme salonlarında beklemişlerdir. 17. yüzyılda başlayan bu değişim, 18. yüzyılda yeni bir özellik kazanmıştır. Kapatılanlar kategorize edilerek akıl hastaları tımarhanelere, gençler ıslah evlerine, suçlular ise hapishanelere kapatılmaya başlanmıştır.

“Hapishanelerin fabrikalara, okullara, kışlalara, hastanelere ve bütün bunların da hapishanelere benzemesi şaşırtıcı değil midir?”

Michel Foucault

Toplumda deliler, suçlular, hastalar, düşkünler, yaşlılar, işsizler ve asiler dışlanmıştır. Kapitalist sistemin bütün ilişkiler üzerindeki dönüştürücü etkisiyle yeni dönemde insanlar ekonomiye ve topluma katkı sağladıkları ölçüde varlıklarını sürdürebilmeye başlamışlardır. Bu sistem içerisinde üretime katılamayan bireyler ise işe yaramaz olarak görülmeye başlamıştır.

Deliler diye adlandırdığımız grubun tarihsel durumuna bakalım. İlk çağda deliler, kendilerinden korkulan bireylerdi. Toplum, delilerin doğaüstü güçleri bulunduğuna inanıyor ve onlardan ürküyordu. Orta çağda ise deliler toplumdan tecrit edilmek yerine kendi başlarına bırakılmıştı. Toplum içinde dolaşabiliyor ve serbestçe istediklerini yapabiliyorlardı. Türkiye’ye baktığımızda her köyün veya mahallenin, kasabanın bir ‘’delisi’’ vardı ve bunlar toplum içinde dokunulmaz bir statüdeydiler. Halk tarafından gözetiliyor ve serbestçe dolaşıyorlardı. Halk onlara karşı duygudaşlık besliyordu. Ancak sanayi devrimi ile birlikte delilerin toplumdaki konumu da değişti. Sanayi toplumunda ekonomiye katkısı olmayan bu gruplar için yapılacak en iyi şeyin onların ayakaltından çekilmesi olduğuna kanaat getirildi. Böylelikle önceden bir delinin kapatılması ailesinin kararı üzerineyken şimdi bu karar hekimlere ve devletin karar verdiği bir duruma dönüştü.

hapishane

Bir suçluyu kapatmanın iyileştirici bir etkisi bulunmamaktadır. Hapishane, suçlunun tekrar aynı suçu veya başka suçları işlememesi için iyileştirme ve kazanım yapmaktan ziyade onları kapatarak yalnızca cezalandırma aracı olarak kalmıştır. Elbette suçluların ceza almaması veya toplumdan tecrit edilmemesi de bir çözüm değildir. Ancak Foucault burada bu sistemi oluşturan dinamikleri ve toplumdaki kapatma kurumlarının değişimlerini ortaya çıkarmak üzerine konuşur.

Yaşlıları huzurevlerinde tutuyoruz. Suçluları hapishanelere, hastaları hastaneye, delileri tımarhanelere, gençleri ise okullara kapatıyor ve onları burada tutuyoruz. İktidar ise bize bunun normal olduğunu kabul ettiriyor. Ancak Foucault’nun da bahsettiği bu kapatma kurumları aynı zamanda gözetleme ve denetleme ile Panoptikon sistemini devreye sokuyor. Bu sayede, modern kurumlar aynılaşırken bireyler de nesneleştiriliyor. Bu sistem içerisinde bireylerin yalnızca posası kalıyor.

Okullar, Hastaneler ve Hapishaneler Neden Birbirine Benzer? 2

Okullar kapitalist sistem içerisinde üretken bireyler oluşturmak adına gençleri kapatıyor. Bu yüzden hem amaç hem de mimari açıdan hapishaneden farklı değil. Merkezi eğitim sistemi ile aynılaştırılıyor, çirkin ve ruhsuz binalara ise kapatılıyoruz. Deliler ortadan kaldırılıyor ki üretmemeye dair bir örnek bulunmasın. Yaşlılar değersizleştiriliyor ve kapatılıyor ki deneyimleri sayesinde sistem üzerine aktarım olmasın ve artık güçten düşmüş bireyler üretim sisteminden ayrılsın. Hepimiz iktidar için sayılar dizisiyiz. 11 haneli kimlik numaralarımız altında işlenmiş verilerden oluşuyoruz. Ölümler ve doğumlar kontrol altında tutuluyor. Ölüler önceden evin yanına defnedilirken şimdi toplu mezarlar ile toplumdan ayrıştırılıyor. Bu sayede ölümü dışlıyoruz ve yaşama odaklanıyoruz.

Okulda, hastanede ve hapishanede ortak olan şeylere bakalım:

  • Yetkili yapı
  • Üniformalar
  • Sessizlik ve düzene dair kurallar
  • Bireysel özerkliğin kaybolması
  • Kısıtlanmış özgürlükler
  • Yemek ve yürüyüş için ayarlanan zamanlar

Okulların, hastanelerin ve hapishanelerin sevilmemesi bu açıdan bakınca oldukça normal görünüyor. Bu sistem içerisinde toplumsal ve bireysel rahatsızlıklarımızın bulunmaması elbette imkânsız. Hatta öyle ki bu sistem içerisinde yarıştırılıyoruz bile.

Sorunu anlamak zor olduğu gibi çözüm üretmek de oldukça zor. Başlangıç olarak fark etmek ve çözümlemek oldukça etkili bir adım olacaktır.

Okullar, Hastaneler ve Hapishaneler Neden Birbirine Benzer? 3

Sizinle olmak güzeldi. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Kaynakça: 1, 2

Editör: Sena Bakı