Din ve bilimin kutuplaştığı, birbirini eleştirmek için kullandığı konuları ele aldığım yazı dizim olan “Okültist Konular”ın 2.konu başlığıyla bugün sizlerleyim. Bu hafta dünyanın çeşitli yerlerinde aynı hikayelerin anlatılmasının dini bir emare mi yoksa bilimle açıklanmış bir fenomenin sonucu mu olduğunu konuşacağız.

tipton mitoloji

En azından 1’den fazla mitolojiye ilgiliyseniz bazı hikayelerin benzer olduğu dikkatinizi çekmiştir. Mesela Sümerlerin Gılgamış’ı ile Semavi dinlerin Nuh’u neredeyse aynı karakterdir bile denecek seviyede benzer hikayelere sahiptir, dahası Yunanlıların Typhon ile Sümerlerin tayfunu da belli noktalarda benzer, biri canavar biri olay olsa da… Semavi dinlerin buna doğrudan bir açıklaması yoktur ama birçok din insanı (özellikle müslüman olanlar) her kavme ve ulusa bir peygamber gönderildiğini vurgular yani dine göre tüm medeniyetlere bu kıssaların anlatılmış olabilir. Bilimin bu duruma bakış açısı ise ortak hafızaya ya da kültür etkileşimine dayanıyor. Mesela Sümerlerde ortaya çıkan Gılgamış Miti, Sümerlerden sonra o bölgede yaşamış insanlarca unutulmamış, Arap kervanlarıyla güneye, Yunan filolarıyla batıya geçmiş olabilir. Başka bir yorum yapmak gerekirse belki de Akdeniz Havzasında olan büyük bir afet tüm Akdeniz halklarınca gözlenip benzer şekilde mitleştirilmiştir.

Birazcık Da Mitolojik Dinsel Konu

konu

Başka bir durumu ele alalım. Ölümden sonra yaşamın olduğu her din ve mitolojide karşılığı olan cehennem, -gariptir- birçok kültürde farklıdır ama cennetler bir hayli benzer. Cennetler genel olarak maddi yaşamda yasak olan her şeyin yapılabildiği hatta bazen teşvik edildiği bir yerdir. Çoğunlukla cennet tasviri aşırı aydınlık, bahçelerle süslenmiş, kadınlarla dolu bir yerdir. Neredeyse her kültürde bu aynıdır ve cennetin sıcaklığı ılıktır. Gelin görün ki cehennemde işler karışır. Tüm semavi dinler sıcak iklimlere gelmiştir ve cehennemleri aşırı sıcaktır. Ama İskandinavya gibi soğuk iklim bölgelerindeki eski dini inançlar, cehennemi (bknz. Hel) soğuk ve izbe olarak tanımlar. Bunun sebebine de iki yönden bakarsak din, cehennemin kişinin günahlarıyla yüzleşmesi olduğunu ve kişiye göre değişebileceğini savunabilir ama her ulusa gönderilen peygamberin onların korkularına göre bir tasvir yaptığı daha güvenilir bir seçenektir. Bilimin eli ise biraz daha kuvvetlidir bu konuda.

Bilim bunu kitlelerin rüya ve kabuslarının sıkışarak dinleri oluşturduğu yönünde bir argüman olarak sunup, insanların rüyalarının temel ihtiyaçların bolluğundan geldiğini ve kabuslarının yaşamda gördükleri tehlikelerin uç noktası olduğunu söyleyerek bu argümanı destekleyebilir. Mesela sınırsızca üremek ve tıkanana kadar yemek eski çağlardaki biri için imkansıza yakındır. Hatta herhangi bir etkene bağlı olmadan sınırsız üremek, biyolojik olarak mümkün değildir. Bu yüzden insan bunun gerçek olduğu bir ütopya kurar, diyebilir, bilim. Bu şüphesiz ki dine karşı agresif bir tutum gibi gözükebilir ki öyledir de. Ama dinle bilim arasındaki ilişkinin bir savaş olarak algılanmasındaki en büyük etkenlerden biri de bu tarz cümlelerdir.

Bu metin gördüğünüz üzere kaynaksızdır ve herhangi bir deneye dayanmaz yani aslında bu yazıda bilime ait hiçbir içerik yoktur aynı şekilde kutsal kitaplara da atıfta bulunmadım sadece değindim, bu yüzden dine dayalı da bir kesinlik yoktur. Bazen insanların özellikle dini hikayelerle ilgili keskin fikirleri olabilir ama unutmayın, bugüne kadar ne din bu hikayelerin benzerliğinin tamamını kapsayacak kesin bir fikir sunabilmiştir, ne de bilim bu benzerlikleri bilim basamaklarını kullanarak yaptığı bir araştırmayla açıklayabilmiştir. Yani çoğu okültist konu gibi bu konu da cevapsızdır. Önemli olan dinin mi bilimin mi haklı olduğu değildir, önemli olan bunu savunurken dinin de bilimin de bunu ne kadar iyi savunduğudur.