Öldüğünüzü sanıyorsunuz ama ölmediniz. Bu mümkün olabilir mi? Yürüyen Ceset Sendromu’na yakalanan hastalar için bu durum aynen bu şekilde işliyor. Yaşarken ölmek tabiri tam olarak bu olsa gerek.

Yürüyen Ceset Sendromu Nedir?

Yürüyen ceset sendromu yani Cotard Sendromu, 1882 yılında Fransız nörolog Jules Cotard tarafından tanımlanmıştır. Bu rahatsızlığa yakalananlar kendilerini ölü gibi hissedip, çevresindeki insanlara bunu ispatlamaya çalışmaktadırlar. Öldüklerine inandırmaya çalışan hastaların bazıları intihar etmiştir. Hastalık, beynin amigdala bölümünde yer alan yüzleri tanımayı sağlayan, duygularla ilgili bölümünde meydana gelen bir fonksiyon bozukluğu nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Sendroma yakalananlar; öldüklerini, etlerinin çürüdüğünü, bazen de yaşamsal organlarının ya da kanının olmadığına inanmaktadırlar.

Dünyanın en sıra dışı hastalığı: Yürüyen ceset sendromu

İlk Vaka: Charles Bonnet

1788’te Charles Bonnet, Cotard Sendromu’nun ilk vakalarından biri olarak kayda geçiyor. Yaşlıca bir kadın yemek hazırlarken birdenbire bedeninin bir bölümü felç oluyor. Hissetme, hareket ve konuşma becerisini tekrar kazandığında ise kızlarına kendisini kefene sarmalarını ve tabuta koymalarını; kızlarının, arkadaşlarının ona günlerce ölüymüş gibi davranmasını istiyor. Sonunda onu kefene sarıp yatırıp ağıt yakıyorlar. Birtakım otlar ve değerli taşlarla yapılan tedavinin ardından aylar sonra bu sendrom ortadan kayboluyor.

Bundan yaklaşık 100 yıl sonra Cotard sıra dışı bir hasta ile karşılaştı. Cotard, Mademoiselle X adlı hastasına;

Beyni, sinirleri, göğsü, midesi ve bağırsakları olmadığını aynı zamanda da kendisinin ölümsüz olduğunu ve sonsuza kadar yaşayacağını söylüyordu. Ölümsüz olduğunu düşündüğünden yemeye ihtiyaç duymadı ve kısa süre sonra açlıktan öldü.

şeklinde teşhiş koydu. Cotard’ın bu kadına yönelik yaptığı tıbbi tanımlama geniş bir alana yayıldı ve etkili oldu ve bu bozukluk onun adıyla anılmaya başlandı.

yürüyen ceset sendromuHastalık Kimlerde Görülüyor

Hastalık son yıllarda çok az insanda görülse de Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Ruhsal Bozukluklar listesine girmiş durumda. Hastalığın görülme yaş ortalaması 52. Hastalık daha çok gelişmiş ülkelerde ve kadınlarda görülmekte. Son zamanlardaki vakalara baktığımızda da bu istatistikler oldukça tutarlı.

2003 yılında Yunan psikiyatrisler, kafatasının içinde beyninin olmadığına inanan bir hasta ile karşılaştı. Bu hasta önce yaşamasının hiçbir anlamı olmadığına inanarak intihara kalkışmış ve sonrasında tedavi olmadan hayatına devam etmişt. Bir süre sonra bu kez beyni olmadan doğduğunu iddia etmiş. Tedaviden aylar sonra iyileşme göstermiştir.

Dünyanın en sıra dışı hastalığı: Yürüyen ceset sendromu

2008 yılında, Ms. Lee adlı 53 yaşında bir hasta öldüğünden ve çürümüş et gibi koktuğundan yakınarak ailesinden, diğer ölülerle birlikte olabilme imkânı vermelerini ve onu morga götürmelerini istedi. Ailesi ise onu hastaneye götürmek yerine 911’i aradı. Lee psikiyatri birimine yönlendirildi, bir aylık ilaç tedavisinden sonra iyileşti.

Amerika’da yaşayan 17 yaşındaki Haley Smith, bu hastalığa yakalanan kişilerden belki de en gençleri. Genç kız, hastalığın ortaya çıkışını, “Sınıfta otururken birden kendimi ölmüş gibi hissettim. Revire gittim, hemşire her şeyin normal göründüğünü söyledi. Eve doğru giderken içimde birden mezarlığa gidip, diğer ölülerle yakın olma isteği doğdu” şeklinde anlattı. Mezarlıkta piknik yapmak isteyen, korku filmlerinde zombi gördükçe rahatlayan Haley, bunlarla 2 yıl boyunca tek başına mücadele etti. Utancından kimseye bir şey anlatamadığını söyleyen genç kız, tedaviye ancak 19 yaşında başvurdu.

Tedavisi Var Mı?

Tanımlanması 137 yıllık bir sürece dayansa da hastalığın bilinen net bir tedavisi yok. Hastalar uzun soluklu terapilerle sağlıklarına kavuşturulmaya çalışıyor. Bazı kliniklerde ise elektrik şokuyla hastalar tedavi edilmeye çalışıyor. Ağır hastalar da gözetim altında tedavi edilmeye çalışılıyor. Tedavi aksatılmadığı sürece hastalar genelde iyileşiyorlar.

Fakat ne olursa olsun, duyduğum en korkunç psikolojik hastalık diyebilirim. Peki ya siz ne düşünüyorsunuz? Bundan daha korkunç duyduğunuz bir rahatsızlık varsa aşağıya yazabilirsiniz. Görüşmek üzere. 🙂