Tam olarak ne zaman oynanmaya başlandığı hakkında çokça fikir… İcadı konusunda sayısız efsaneler… Savaş meydanlarından ilham alan bir strateji masa oyunu… Sembolizm açısından tüm oyunlar arasında belki de en önde geleni… Eminim siz de bu yazının ‘’Satranç’’ üzerine olacağı sonucuna vardınız. O zaman şimdi bakalım satranç, nereden ve ne zaman ortaya çıkmış, aslında neyi anlatıyormuş.

Satrancın Tarihçesi

Satranç, Avrupa’ya gelmeden çok önceleri Hindistan ve Çin’de uzun yıllar oynanıyormuş. Doğu Hint prensleri saraylarının balkonlarında oturarak aşağıda avlularında siyah- beyaz mermerler üzerine dizilmiş insanlardan oluşan bir takımla bile satranç oynamışlar. Yaygın inanışa göre Mısır Firavunları da satranç oynuyordu.

Avrupa’da satranç özellikle şövalyeler tarafından benimsenmiş bir oyundu.15. Yüzyıldan itibaren soylular arasında da yaygınlaşmaya başladı. 19. Yüzyıldan itibaren bugün geçerli olan kurallara ve dizilişe göre oynanmaktadır. 19. Yüzyılın başından itibaren düzenlenen satranç turnuvalarıyla William Steinitz, dünya çapında düzenlenen ilk turnuvada şampiyon olmuştu.

Satrancın İcadı

Sayısız efsanelere sahip satrancın icadı konusunun en bilineni şüphesiz buğday tanesi efsanesidir. Bu söyleme göre, Hintli bir bilge bu oyunu icat eder ve krala sunar. Bilgenin asıl amacı krala “Askersiz, vezirsiz sen bir hiçsin.” demektir. Fakat kral bu mesajı alamaz ve üstüne bir de “Dile benden ne dilersen!” der. Bilgenin tek bir isteği vardır: Tahtadaki 64 kare doluncaya dek her kareye bir önceki kareye koyulan buğdayın iki katının koyulması… Başta çok basit görülen bu istediğin daha 13. Karesinde 4096 buğday gerektirmesi aslında hiç de öyle olmadığını gösterir.

Oyunun Hikayesi

Satranç oyunu hakkında biraz bilgi sahibi olan herkes satranç taşlarının bir şeyi anlatır gibi birbiriyle uyumlu birer adlandırılmaya sahip olduğunu fark edecektir. Tahtadaki her parçanın arkasında aslında bir hikaye vardır. Adlarının nedenlerini bilmek oyunu daha da ilginç hale getirmektedir. Şimdi biz de bu anlamları bulalım.

Satranç Tahtası

Satrancın parçaları denilince her ne kadar tahtası düşünülmüyor olsa da aslında incelendiğinde satranç tahtası bir savaş alanını sembolize ediyor. Savaşan iki taraf, biri galip gelene kadar savaşıyor veya daha fazla hamle yapılamıyorsa oyun berabere bitiyor.

Piyon

oyun

Her iki tarafında da 8 piyonu bulunmaktadır. Diğer taşların önünde, yan yana dizilirler. Sembolizm açısından piyonun kale duvarlarının dışında yaşayan köylüleri mi yoksa arkasında kalan kraliyet sarayının koruyucu askerleri mi olduğu tartışılmaktadır. Her iki durum da bize ilk savunma hattının piyonlar olduğunu gösteriyor.

Kale

oyun

Bir nevi koruyucu bariyerler, üst düzey parçaları koruyan birer duvarlardır. Bu nedenle tıpkı bir kalenin kraliyet üzerindeki korumasını sembolize etmesi amacıyla yanlarına konumlanmışlardır.

Fil

oyun

Yine burada bizim dilimizdeki kullanımına göre yazılmış bir taş olarak fili görüyoruz. Oysa orijinal haliyle o bir piskopos. Kraliyet ailesinin kalplerine yakın ve değerli kiliseyi temsilen… Satranç tahtasının güçlü taşlarındandır. Çünkü din, kraliyet ailesinin yardımı olmadan bile birçok insanı etkileyebilirdi.

At

Oyunun Böylesi! 1

Dilimizde “At” olarak yer edindiği için şimdi ben de burada bu şekilde adlandırdım. Fakat orijinal dilinde aslında onlar birer “Şövalye”. Parçalar birer at şeklinde olması itibariyle biz bu ismi vermişiz ama şövalye denilmesi de şövalyelerin savaşta at sürmelerinin sembolleştirilmesiyle ilgili.

Bu taşlar aynı zamanda kule tarafından korunurlar. Çünkü Orta Çağ’da şövalyeler varlıklı, iyi eğitimli ve üst sınıf savaşçılardı. Ayrıca düşmanın kale duvarlarını aşması durumunda ilk savunma hattı olan kraliyet ailesinin koruyucuları olarak kabul edilmeleriydi.

Gerçek hayatta şövalyeler ata bindikleri için oyunda diğer taşların üzerinden geçme ve piyon yerine oyuna başlayabilme özellikleri vardır. Oyunda bu özelliğe sahip tek taştır.

Vezir

oyun

Satrancın en güçlü taşı olarak kabul edilir. Herhangi bir yönde ve istediği karede hareket etmekte özgürdür. Bizim vezir dediğimiz orijinalinde “Kraliçe”dir. Burada taşın ismi ve hareket özgürlüğü ikilisiyle amaçlanan simgeleme ise kraliçelerin tarih sahnesinde savaş söz konusuyken neler yapabildiklerinin büyüklüğünü vurgulamaktır.

Şah

oyun

Vezir kadar güçlü değildir. Ancak en çok korunmaya ihtiyaç duyan parçadır. Aksi halde şah tuzağa düşerse veya hareketine izin verilmemiş hale gelirse oyun biter. Tıpkı Orta Çağ’da ancak bir kral öldüğünde veya teslim olmaya zorlandığında savaşın bitmesi ve karşı tarafın zafer ilanı etmesi gibi…

Kaynak: 1

Editör: Minem Sena Kesen