Merhaba Kreatifbiri okuyucuları. Bu haftadan itibaren yeni bir seri ile karşınızda olacağım. Bu serinin amacı günümüzün değişken, belirsiz ve karmaşık dünyasında esenliğimizi arttırabilmek, var olanı koruyabilmek için duygu durumumuzda gerçekleşen olaylardan haberdar olmamızı sağlamak.

Kimi zaman yaşadığımız duyguları tanımıyor, onların farkında olamıyor ve tanımlamakta da zorlanıyoruz. Haliyle harekete de geçmiyor, baş etmekte zorlanıyoruz. Gelin, ilk konumuz psikonöroimmünolojiyi yakından tanıyalım. Belki de yaşadığımız yeme bozukluğu, polikistik over sendromu vb. rahatsızlıklarımız sadece immün sistemin alarmı değildir.

psikonöroimmünoloji

Zihin-Beden İlişkisi

Caroline Myss’in “your biography becomes your biology” yani biyografin, biyolojini oluşturur sözü psikoimmünolojiyi kafamda oturtmamda yardımcı olmuştu. Kısaca, psikonöroimmünolojiyi psikolojik durumun immün işlevler üzerine olan ilişkisini inceleyen bilim dalı olarak açıklayabiliriz. Bir düşünelim; kanser, kronik kalp hastalıkları, mide-bağırsak rahatsızlıkları immün sistemin yani bağışıklık sistemimizin vermiş olduğu tepkilerden oluşuyor olsa da çevresel ve ruhsal etkilerden bağımsız olabilir mi?

18. ve 19. yüzyılda zihin ve beden birbirinden tamamen ayrılmıştı ve zihin, filozof ve teolojistlerin; beden ise fizyologların, anatomistlerin dünyasında ele alınmaya başlamıştı. Ama bazı tıp hekimleri, özellikle modern tıp için oldukça önemli olan William Osler, fiziksel ve zihinsel uyaranların bir arada tedavi edilmesi gerektiğini vurgulamıştı. Akciğer tüberkülozu salt hastanın göğsünde neler olup bittiğini anlamakla tedavi edilemiyordu. Veya bugün, koronavirüs ile mücadelede izole bir dönem geçiren hastalara ya da kanser hastalarına “moralinizi yüksek tutun” derken sistemsel rahatsızlıkların nörolojik ve psikolojik etkisine de vurgu yapılıyor. Psikosomatik tıp, tam olarak bu noktada varlığını gösteriyor. Yani stresli yaşantımızda neler olduğu, kişilik ve duygular arasındaki ilişkilerimizi gözlemlemek, hayatımızı ve sağlığımızı yönetirken işimize yarayan ipuçlarını oluşturuyor ve bunları takip ettiğimizde de bütünsel bir iyi hal sağlayabiliyoruz.

Psikiyatri Serisi #1 Psikonöroimmünoloji 1

İyi Niyet ve Pozitif Psikoloji

“Negatif çığlık atar, pozitif fısıldar.”

Barbara Fredrickson

Yukarıdaki söz tam olarak kendimizi yönetme şeklimizle alakalı. Biz hangisini duyuyoruz? Muhtemelen çığlığa kayıtsız kalmıyoruz, zaten çalışmalar da genel olarak olumsuz duyguların beden üzerindeki etkileri üzerine yoğunlaşmış durumda. Ancak son zamanlarda pozitif psikoloji çalışmalarının artması, bilişsel olarak kendimizi güçlendirme yollarını aramamız da tesadüf değil. Çünkü “moralinizi yüksek tutun” boş bir çağrı değil. Kişi, olumlu duygulanımı arttırabilmek için bilinçli olarak minnettarlık, huzur, ümit ve aşk gibi kavramlara odaklanarak hayatının merkezini bu yöne çekebilir.

Öz şefkat üzerine farkındalık geliştirmeye çalışan psikologlar, şükür defteri oluşturmamız gerektiğini vurguluyor. “Bir şeyi kırk defa söylersen gerçek olur” bizim topraklarımızda çok yaygınken olumsuz olan anlara sarılmamız, yoğunluğunu arttırmamız neden? İlginçtir ki, 1988 yılında yapılan meta analizi çalışmasında iyi niyetlilik, üst solunum enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskimizi azaltıyor. Yine aynı şekilde, rahibelerin ömür araştırmasında pozitif duyguları daha fazla yaşayanların ortalama on yıl daha uzun yaşadığı tespit edilmiş. Etkileri bu kadar açıkken hem nörolojik hem psikolojik hem de immün sistemimizi korumamız bir nevi bizlerin elinde. Duyguların negatif olanı da pozitif olanının da bizler için işlevsel olduğunu unutmayalım, sağlıkla kalın!

Ayrıca Bakabileceğiniz Öneriler

-Kronik yorgunluk sendromu
-Psikolojik kaşıntı hastalığı
-Kitap önerisi: Sağlık Psikolojisi, Ülgen H. Okyayuz

Kaynakça: 1, 2

Editör: Sena Bakı