Restorasyon kavramının ülkemizde algılanış biçimi ne yazık ki halen iyi örnek sunabileceğimiz kadar gelişmemiş. Uzun zamandır yapılan restorasyon örneklerine bakacak olursak bunu daha net bir biçimde görebilme şansımız olur. Bu yazıda “Restorasyon Nedir?” sorusunun cevabını özet halinde sunmaya ve Türkiye’deki restorasyon anlayışını örnekleriyle açıklamaya çalışacağım.

Restorasyon nedir?

Restorasyon, tarihi çok eskilere dayanan kültürel hazinelerin korunması, geleceğe aktarılmasını ve tarihi yapıların harap olan bölümlerinin daha fazla tahrip olmasını önlemek için aslına uygun biçimde yenilemek amacıyla yapılan çalışmalardır.

Mirasımızı koruma bilincinin ilk oluşumunda yapının veya nesnenin işlevsel olarak kullanılmaya devam süresini uzatma arzusu etkili olmuştur. Ayrıca İlk Çağlardan bu yana toplumda etkisi ve gücü olan insanların, kendi çevrelerinden başlayarak, daha çok dinsel öneme sahip yapıtları koruma altına almaya çalıştıkları da görülmektedir. Fakat savaş ve ekonomik şartların oluşturduğu durumlar koruma bilincini zedelemiştir. Doğal afetlerin ve savaşların koruma anlayışını sürdürme çabasına engel olduğu görülse de genel bir aydınlanmayı ifade eden Rönesans’ta Helen ile Roma kültürlerine ve onların estetik güzelliklerine olan hayranlığın sonucu koruma bilinci tekrar ortaya çıkmaya başlamıştır.

On sekizinci yüzyıla gelindiğinde Fransız İhtilali’nin yıkımlarına tepki olarak doğan koruma düşüncesi, kısa zamanda tüm Avrupa’ ya yayılmıştır. On sekizinci yüzyılın ikinci yarısı ve on dokuzuncu yüzyılın başlarında mimari eserleri korumaya yönelik ilk yasalar hazırlanmış, “tarihsel anıt” fikri şekillenmeye başlamıştır. Sanayi devriminin etkisi ile tarihi çevre ve doğal çevrenin yok olma tehdidiyle yüz yüze gelinmiş olması doğal çevrenin yanında tarihi çevreye olan ilgiyi de arttırmıştır. Böylece çevre koruma fikri belirgin olarak ortaya çıkmıştır. 18.yüzyılda ortaya çıkan arkeoloji bilimi ile toplumun önde gelenlerin yakın ilgisi sayesinde sanat eserleri korunmaya başlamıştır.

1931 yılında Atina Konferansında anıt, eser ve çevresine saygı gösterilmesine vurgu yaparak bu konuda bir sözleşme taslağı hazırlanmıştır. Böylelikle koruma konularında ilk ciddi girişim olarak nitelenen Atina Tüzüğü ortaya çıkmıştır. Atina Tüzügü’nün ortaya koyduğu temel ilkelerle anıtsal yapıların kullanılması gerektiği, tarihi kimliklerine saygı duyulması gerektiği, yapıların çevreleriyle korunması gerektiği ve restorasyonlarında çağdaş tekniklerin kullanılabileceğinin üzerinde durulmuştur.

18. yüzyılda koruma çabaları güçlendi, 19. yüzyılda restorasyon çalışmaları hız kazandı, 20. yüzyılın ikinci yarısında ise koruma bir disiplin haline geldi.

Türkiye’deki Restorasyon Nedir?

Türkiye’de eski eser restorasyonunun tarihi oldukça eskidir. Ayasofya strüktürlerini sağlamlaştırmak için yapılan Türk ekleri bir restorasyon eylemiydi. Fossati kardeşlerin yine Ayasofya’daki çalışmaları, Bursa Yeşil Cami’sinin onarılması, restorasyonun ülkemizde de uzun bir geçmişi olduğunu gösteriyor. Fakat, günümüzdeki uygulamalara bakacak olursak, bu uzun deneme süresinin bize fazla bir şey öğrettiğini söylemekte güçlük çekeriz.

Mersindeki Mamure Kalesi’nde kullanılan yanlış malzemenin verdiği görüntü kirliliği, Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü içinde yer alan ve Osmanlı padişahı Beşinci Murat döneminde yaptırılan tarihi hamam onarımının restorasyon adı altında asla değerlendiremeyeceğimiz yeni hali, Şile’deki Ocaklı Ada Kale’sinin modern halini inşa etmişler diyebileceğimiz son görüntüsü, Ağrı’daki İshakpaşa Sarayı’na cam tavan yapıldıktan sonraki durumu halen restorasyon kavramının anlayamadığımızı çok net bir biçimde gözler önüne seriyor.

Restorasyon

Günümüzde restore edilen yapı her şeyden önce tarihi bir belgedir. Bu tarihi bakımdan bilinçlenmenin bir yeni aşamasıdır. Yapım restorasyonu, daha önce de belirtildiği gibi, önce bu tarihi kimliğin korunması amacı ile yapılır. Sonradan yapılan ek, orijinalin estetik bütünlüğünü bozuyorsa, bunu tarihi nedenlerle korumakla estetik sebeplerle korumak arasında bir çatışma
ortaya çıkar. Belli bir çağa ait ekleri kaldırıp, yapıyı diğer bir çağın görünüşüne getirmek, eski müdahaleleri ortadan kaldıran bir yeni müdahaledir.

Bilimsel restorasyon, yapının analitik etüdü ile başlar. Bu etüt üç açıdan yapılır:
a. Tarih açısından,
b. Estetik açıdan,
c. Teknik açıdan (yani strüktür ve konstrüksiyon açısından.)

Her üç etüt kendi içinde ayrıca üç düzeyde ele alınır:
a. Yapının çevresiyle ilişkisi açısından,
b. Yapının bütünü açısından,
c. Yapının detayları açısından.

Sınırlı ekonomik imkanlardan dolayı, köklü müdahalelerle, bir yapının tamamlayıcı bir restorasyonuna gidilmesi, daha iyi koşullarda ortaya çıkarılabilecek tarihi bir belgenin tamamen yok edilmesi haline gelebilmiş olmaktadır. Onun için bir genel uygulama ilkesi olarak, önce tarihi mirasımızı oluşturan anıtların ve tarihi şehrin parçalarının ayakta tutulması ve bozulmasına mani olacak koruyucu bir restorasyon anlayışının yerleştirilmesi gerekmektedir.

Son zamanlarda Hasankeyf için yapılan restorasyon örneği, ülkemizin onarım konusunda ne kadar geri kaldığının bir göstergesi haline gelmiştir.

Kültürel değerlerimizi koruma konusunda çabamızı gösterebilirsek restore etmemize gerek kalmayabilir. Ülkemizde koruma ve restorasyon bilincinin halen gelişmemiş olması dikkate değer bir konudur. Belki de restorasyon konusunda İtalya’yı örnek almaya çalışmamız gerekmektedir. İtalya’da yapılan onarım çalışmaları, toplumun geçmişlerine olan saygılarının kanıtı olarak gözler önüne seriliyor.

Geçmişin izlerini taşıyan tarihi yapılarımızın, restorasyon adı altında yapılan değişikliklerine karşı alacağımız tavır ileride nasıl bir toplum olacağımız hakkında fikir sahibi olmamızı sağlayacaktır. Teknolojinin bu kadar çok gelişmesiyle sesimizi daha fazla duyurabilmemize rağmen göz yummaya devam edersek, gelecekte de gelişmemiş ülkeler kategorisinde olacağımızı öngörebiliriz.

Kaynakça ve İleri Okuma:

1, 2, 3