“Ne sevdiğimizi bilmiyoruz, bildiklerimiz şeyleri seviyoruz.” Eskilerden gelen bu söz kesinlikle doğru. Hoşlansak da hoşlanmasak da hayat değişikliklerle dolu ve genellikle her değişiklik risk almanın bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Ancak var olan rahatlığın bozulması ve değişim korkusuyla risk almamak, izole bir hayat ve potansiyelinin altında kalmış bireyler üretiyor.

Tahmin edilebilirlik güvenli ve güven eşittir konfor demek, kabul ediyorum. Fakat kim hayatının potansiyelini kısacık rahatlık uğruna israf edebilir? Kim her gün aynı sıradanlıkta şeylerin servis edildiği bir hayatta sıkışıp kalmaya istekli olabilir?

Risk Almak ve Almamak

1.Risk Almak Netlik Sağlar

Bir yıl önce, konfor alanımdan dışarıya bir adım attım ve bana hayatımdaki her parça konfora ve tahmin edilebilirliğe mal olabilecek bir risk aldım. Ama son bir yılda, kim olduğuma, hangi hedefim hakkında ne kadar tutkulu olduğuma, hayatta benim için gerçekten önemli olan şeylerin neler olduğuna dair netlik kazandım.

2.Risk Almak Size Ön Gördüğünüzden Daha Fazlasına Mal Olacak

Evet, gerçekten öyle olacak. Ama ben ödülün her zaman kaybedilenlerden daha değerli olduğuna inanıyorum. Her ne kadar günün sonunda işler yolunda gitmemiş olsa da bundan öğrenecekleriniz, kazanacağınız deneyimler ve tecrübeler her zaman yatırıma değer.

3. Başka İnsanları Memnun Etme Motivasyonuyla Risk Almak (Ya Da Almamak) Beklediğinizden Daha Hızlı Geri Tepecektir

Başkalarını memnun etme düşüncesiyle aldığınız ya da almadığınız riskler sonucu olumlu olsa dahi günün sonunda mutsuz olmanıza yol açabilir. İşler kötü gittiğinde ise başkalarını ön plana koyarak alınan kararların pişmanlıkla sonuçlanması kaçınılmazdır.

Risk Almak ve Almamak

4.Risk Almak Kumar Değildir

Risk almak battı balık yan gider felsefesiyle hareket etmek ya da yazı tura atmakla ilgili değildir. Risk almak bünyesinde dikkatlice planlama, üzerinde düşünüp taşınma ve bir dolu tavsiye barındırır.

5.Risk Almamak Yüksek Oranda Pişmanlık Doğurur

Hayatının sonuna geldiğinde geriye bakıp “Ya eğer? Acaba ne olurdu?” gibi meşhur soruları soracak mısın? Ya da hayatını şöyle bir gözden geçirip gazeteci Hunter S. Thompson’ın sözlerini mi tekrar edeceksin: “Hayat, mezara güvenle taşınmış, hala güzel olan, iyi korunmuş bir bedenle varma gayesi olan bir yolculuk değil, daha ziyade geniş bir duman bulutu içinde kayarak ve savrularak ilerlemek, iyice kullanılmış, tamamen yıpranmış bir şekilde ve yüksek sesle ‘Wow, Ne yolculuktu ama!’ diyebilmektir.