Biz kadınlar olarak tarihin çok eski zamanlarından beri yaşam mücadelesi içindeyiz. Eğitim alanında, çalışma alanında, sosyal yaşamda ‘BEN DE VARIM’ diyebilmek için verilen mücadelelerden bahsetmek istiyorum.

Kadın hareketleri, kadın haklarını destekleyen evrensel, sosyal hareketlerdir. Aydınlanma Çağı’nda bütün insanların eşitliği amacıyla kadın hakları hareketlerinin ilk adımları atılmıştır. Olympe de Gouges (Fransız kadın sosyal reformcu) 1791 yılında ‘Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesi’ ile İnsan Hakları ve Sivil Haklar Bildirisi’nden (1789) hemen sonra kadınlar için aynı hak ve yükümlülükleri talep etmiştir. Çünkü o zamanlarda ‘insan ve sivil hakları’ ifadesi sadece erkekler için geçerliydi. Bütün insanlar “doğa önünde aynı” olduklarından toplumun tüm alanlarında cinsiyetleri bakımından eşitlenme talebi doğmuştur.

Tarihte Kadın Mücadeleleri

Birinci Dalga Kadın Hareketleri (19-20.yy)

Modern kadın hareketlerinin ilk dalgası kadınların oy, meslek edinme ve eğitim hakkı gibi temel siyasi ve sivil hakları için yeni bir ahlak prensibine sahip bir toplum için savaşmıştır. Bu savaş Türkiye’de Cumhuriyet’in ilan edilmesinden sonra 10 yıl içinde Atatürk’ün gerçekleştirdiği reformlar sayesinde kazanılmıştır.

İlk dalganın en önemli hedefleri; çalışma hakkı, eğitim hakkı, seçme ve seçilebilme hakkı ve yeni ahlaki değerlere dayanan bir toplum olmuştur.

İkinci Dalga Kadın Hareketleri (1960’lardan itibaren)

Kadın hareketlerinin ikinci dalgası kadınlara, özellikle annelere yapılan ayrımcılığa tepki olarak doğmuştur. İkinci aşamanın büyük kısmı “Özerk Kadın Hareketleri” olarak anılmıştır, bu dalga yeni sosyal hareketlerin bir parçasıdır. 

İkinci dalga hareketlerinin ortaya çıkışının sebebi; 1950’li yıllardan bu yana devam eden köklü toplumsal ve kültürel dönüşümlerdir. 1. dalga kadın hareketlerinde eşitlik taleplerinin yükseltildiği, kimi hukuki kazanımların elde edildiği görülmüş, ancak bunun tek başına sorunu çözmediğini tecrübe eden 2. dalgadaki kadınlar, eşitlenme taleplerinin, hukuki kazanımların da aşamadığı bir ezilmişliği, bilinçlendirmeyi amaçlamıştır. Bu hareketler Afrika kökenli Amerikalıların vatandaşlık hakları hareketlerinden ve Vietnam Savaşı’na karşı başlatılan toplu ayaklanmalardan esinlenilerek; kadınların, kendi sorunlarına daha etkili çözümler bulma arayışından ortaya çıkmıştır.

Çin ve Vietnam’dan alınarak başlatılan ‘Consciousness Raising’ (Bilinç Yükselmesi) isimli feminist hareket bu döneme dâhildir. ‘Bağır Herkes Duysun!’ ve ‘Özel olan politiktir’ sloganlarıyla yola çıkan bu hareket; kadınların tek tek özel alanlarında yaşadıkları deneyimlerin aslında kişisel sorunlar olmadığı, bütünlüklü toplumsal bir egemenlik sisteminin parçası olduğu tespitidir. Mücadele içindeki kadının güçlenerek çıkması en önemlisidir. Yaşanan durumların tek bir kadının deneyimi değil, her kadının günlük deneyimi olduğunun bilincine varabilmek önemli bir adımdır.

Bu dönem ayrıca erkek egemenliğinin ve ayrımcılıkların sorgulandığı bir dönemdir. ‘Bedenimiz Bizimdir!’ görüşü hâkimdir. 1960’lı yılların sonlarında bu kadın hareketlerine tepki olarak ‘Erkek Hareketi’ doğmuştur. Bu hareket, feminizm akımını karşı görüş olarak benimser.

Üçüncü Dalga Kadın Hareketleri (1990’lardan itibaren)

90’lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde Kadın Hareketleri’nin üçüncü bir dalgası, Antifeminizm akımına karşı tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu dalga ikinci dalganın amacını daha da geliştirmiştir. Bu akımın doğuş amacı; ‘ırkçılık, erkek ayrımcılığı’ gibi hataların düzeltilmesi ve feminizm akımının güncel toplumsal durumlarla bağdaşmasıdır. Ayrıca; ‘toplumsal cinsiyet ve kadının cinsel kimliği’ derinlemesine sorgulanmaya başlanmış, kimlik mücadelesi başlatılmıştır.

Tarihte Kadın Mücadeleleri

Çalışma Hayatında Kadınlar

Kadınlar iş gücü piyasasına ilk kez ücretli işçi olarak girmişlerdir. Kadınların ücret karşılığı çalışması, kadınlara aile içinde özgürlük kazandırırken, farklı çalışma imkanları da ortaya çıkmıştır. O zamanlar aileye ikinci bir gelir sağlamak, kadınların çalışmalarının başlıca amacıdır. Eğitim seviyesine göre kadınların iş gücü piyasasına katılma sebepleri değişmektedir. Eğitim seviyesi artan kadınlarda; meslek edinme, isteklendirme, moral, bağımsız bir kişilik edinme, yeni sosyal ilişkiler içinde olma ve geleceğini güvence altında tutma gibi nedenler etkili olmuştur.

Özellikle gelişmiş ülkelerde kadınların işgücüne katılım oranı artış göstermiştir. Örneğin; Amerika’da İkinci Dünya Savaşı sonrası yapılan bir araştırmada, erkeklere sorulan “Evli bir kadının eşinin geçimini sağlamasına rağmen dışarıda çalışmasını kabul ediyor musunuz?” sorusuna cevap olarak, erkeklerin sadece %18’i bunu kabul etmiştir. 1960’tan sonraki yıllarda ise bu oran %50’lere yükselmiştir.

20. yüzyılın ikinci yarısından sonra Türkiye’de hızla değişiklik ve gelişim gösteren toplumsal yapı, “cinsiyetler arası eşitlik” gibi kavramları gündeme getirmiştir. Ataerkil aile düzeni, iki bireyin güç ve otoritesine dayanan eşit aile yapısına dönüşmüştür. Aile reisi ifadesi de yerini aile üyeleri ifadesine bırakmıştır. Bu sayede kadının ailedeki konumu değişmiş, sorumluluk ve yetkileri artmıştır. Kadınlar kendi sosyal güvencelerini kendileri çalışarak edinmeye başlamışlardır. Türkiye için yapılan bir araştırmada, Türk’lerin %69’u evlilikte kadın ve erkeğin birlikte çalışması düşüncesini onaylarken, %29’unun sadece erkeğin çalışmasını istediği görülmektedir. Bu sonuçlar, kadının çalışmasına dair sosyal bakışın ve davranışında Türkiye’de zamanla değişmeye başladığının bir göstergesidir.

Öncü Türk Kadınları

Tarihte Kadın Mücadeleleri

Halide Edip Adıvar (1884-1964): Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın hakları savunucusudur.

Semiha Es (1912-2012): Savaş alanında kadın olduğu anlaşılmasın diye ellerini gizleyen, döneminde yayınlanmayacağını bile bile savaşın hapsettiği yüzlerin hikayesini anlatmak için ülke ülke gezen, annesine sıkıca sarılarak veda anını uzatan askerleri ve kelimelerle anlatılamayacak daha birçok anı ölümsüzleştiren Türkiye’nin ilk kadın savaş fotoğrafçısıdır. Kore, Vietnam, Ruanda gibi savaş bölgelerinde bulunmuştur.

Samiye Cahid Morkaya (1897-1972): Türkiye’nin ilk ehliyetli kadın sürücüsüdür. Katıldığı yarışlarda dereceye girmiş ve ilk defa birinci olduğunda sırf kadın olduğu için yarışın iptal edilmesini isteyenler olmuş. Onun sayesinde 1932 yılında mahkeme tutanaklarına “Bir kadın da otomobil yarışlarına katılabilir ve birinci gelebilir.” kaydı geçmiştir.

Remziye Hisar (1902-1992): Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın kimyacısı ve Madam Curie’nin tek Türk öğrencisidir.

Dilhan Eryurt (1926-2012): Astrofizikçi. Nasa 1969 Apollo Başarı Ödülü sahibi ve NASA’da çalışan ilk Türk bilim kadınıdır. Türkiye’de akademik kariyerine kadro olmaması nedeniyle laborant olarak başlayabilmişti. Hedefi; astrofizik konusundaki bilgisini uluslararası düzeye ulaştırmaktı, başardı.

Nezihe Muhiddin (1889-1958): Türk kadın hakları savunucusudur. Kadınlar için seçme seçilme hakkını dile getiren ilk aktivisttir.

Yaşadığım sürece inandığım davanın peşinden gittim. Ama sanmayın ki bu kolay oldu. İşte bu yüzden gücümüzü toplamak zorundayız, yoksa bu hayatın biz kadınların önüne ördüğü duvarları aşmamız pek mümkün değil.

Nezihe Muhiddin

Ve daha niceleri…

Kaynakça ve İleri Okuma:

1, 2