Maslow tarafından oluşturulan kişisel gereksinimler kuramı daha bilindik ismiyle söyleyecek olursam ihtiyaçlar hiyerarşisinin en temelinde fizyolojik ihtiyaçlar gelir. Bunlar; nefes almak, yiyeceğe ve suya ulaşmak, barınmak ve cinselliktir. Yani insanlar bu temel ihtiyaçları karşılanmadan uzun süre hayatta kalamazlar.

ihtiyaç

Saydığım bu ihtiyaçlar avcı – toplayıcı insanlar zamanında da var olan ihtiyaçlardı. Onların yaşamları bizim şu anki yaşamımızdan oldukça farklıydı tabi. Onlar yemek bulmak, avlanmak ve güvenle barınmak için yaşıyorlardı. Bu demek oluyor ki avcı – toplayıcıların yaşamak için Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki temel ihtiyaçların yerine getirilmesi yeterliydi.

Peki neden tarım devrimi yapılarak yerleşik düzene geçildi? Bugün hem biraz bundan söz edeceğiz hem de 1930’larda yaşanan ve yanlış tarım uygulamalarından kaynaklanan bir çevresel felaketi konu alacağız.

Yerleşik Düzene Geçiş

Yerleşik düzene geçişe ait ilk bulgular, tahmini olarak MÖ 9500 – MÖ 8500 yılları arasında Levant (Doğu Akdeniz kıyıları) bölgesinde görülmektedir. Bu tarih aynı zamanda tarım devriminin de başlangıcı sayılıyor. Tarım devrimi, bir tür ekonomi modeli olarak da düşünülebilir.

tarım

Aslında bu tarz yaşam şeklini değiştiren devrimler bir anda gerçekleşmiyor. Zannediyorum ki o dönem insanı mevsimsel ürünlerden daha çok faydalanmak, onları depolayarak bir sonraki yılın mahsulü olarak kullanmak ve doğacak çocukların daha rahat beslenmesini sağlamak amacıyla dönemlik tarıma başladı. Bunun altında yatan sebeplerden en belirgini ise yaz ve bahar aylarında ulaşılabilen sebze ve meyvelere kış aylarında rahatça ulaşılamamasıydı. Böylece insanlar kendi ihtiyaçları doğrultusunda yabani bitkileri ve hayvanları evcilleştirerek üretebilecek ve depolayabilecekleri bir sistem oluşturmaya başladılar. Biz de bugünkü yaşamımızın temelini o zaman atmış bulunduk.

Çoğu bilim insanı tarım devrimi ve yerleşik yaşama geçişle birlikte insanların IQ seviyelerinin yükseldiğini belirtmiştir. Bu öngörünün bir kanıtı henüz bulunabilmiş değil. Yerleşik insanların IQ seviyeleriyle ilgili bir kanıt olmamasına karşın avcı – toplayıcıların zehirli bitkileri ayırt etmekte usta oldukları gibi kanıtlanmış bazı gerçeklikler de var.

Evet, yerleşik düzene geçen insanların hayatında avcı – toplayıcıların hayatından belirgin bir farkı vardı ama bu sanıldığı gibi daha güvenli, daha konforlu ve sağlıklı bir hayat değildi. İnsanlar tarım devrimini gerçekleştirip yerleşik hayata geçtiklerinde yaşam kalitelerini ya da rahatlıklarını değil, sadece yiyecek üretim miktarını arttırmışlardı ve bunun sonucunda çok daha sert ve zahmetli bir yaşam sürmek zorunda kaldılar.

İnsanlar avcı – toplayıcı olarak yaşarken günün belli saatlerinde avlanırlardı. Mevsiminde olgunlaşmış yiyecekler yerler ve hayatta kalma stresi nedeniyle hızla üremezlerdi. Bu nedenle onların hayatlarının tarım devriminin ilk insanlarından daha sağlıklı ve zahmetsiz olduğunu söyleyebiliriz.

Yuval Noah Harari tarım devrimini bir tuzak olarak görüyor. Diğer bilim insanlarıysa bu durumun kaçınılmaz bir son olduğunu ve insanın zeki, düşünen ve sanatsal yanını geliştirebilen hale getirdiğini savunur. Bu tartışılır bir konu ama evet, ilk yazılı kaynaklar yerleşik hayata geçildikten sonra oluşturulmuştur. Sanıldığının aksine bu yazılı kaynaklar sanatsal değil maddi hesaplara dayanan kaynaklardır.

Tarım, Çevresel Bir Felakete Neden Olmuş Olabilir Mi? 1

Tarım devrimi ve yerleşik hayata geçişle ilgili detaylandırılacak çok şey var. Bulaşıcı hastalıklar, kitlesel ölümler, arazi savaşları, toplumsal haklara ait yasalar… Ama ben size bugün tarımın yanlış uygulamalarının nasıl sonuçlar doğurduğunu anlatacağım.

Dust Bowl (Toz Fırtınası) Felaketi

Dust Bowl diğer adıyla “Kirli Otuzlar”, 1930’dan 1936’ya hatta bazı bölgelerde 1940’a kadar süren şiddetli toz fırtınalarının, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’nın bereketli bozkır ve çayır topraklarına önemli derecede ekolojik ve tarımsal zarar verdiği bir dönem olarak anılır. Bu felaket, aşırı kuraklıkla birlikte ürün rotasyonu, nadas alanları ve koruyucu bitki gibi erozyonu önleyici sürdürülebilir tarımsal yöntemlerin uzun yıllar kullanılmamasından kaynaklanmıştır.

İç savaşın ardından o bölgede yaşayanlar bereketli toprakları verimsiz kullanmaya başlamıştı bile. Great Plains olarak anılan bölgede çayırları gereğinden fazla sığırlarla doldurdular. Daha sonra sığırlar gitti, yerini araziyi aşırı süren buğday çiftçileri aldı. Birinci Dünya Savaşı’na gelindiğinde o kadar çok buğday büyüdü ki çiftçiler alışılmadık yağışlı havayı hafife alarak toprağın kilometrelerce ötesinde vahşi tarımsal faaliyetlere devam ettiler.

Tarım, Çevresel Bir Felakete Neden Olmuş Olabilir Mi? 2

1920’lerde binlerce ek çiftçi bölgeye göç etti ve daha fazla otlak alanı sürmeye başladı. İlk zamanlarda insanlar, eski tarımsal faaliyetlerde toprağın üstündeki canlı kısmı havalandırarak toprağı daha yüzeyden sürerdi. Yeni dönemde ise traktörlü tarıma geçerek toprağın kalbini yararcasına derinden sürmeye ve toprağın canlı kısmını öldürerek, toprağı tutan bitki köklerini tahrip ederek çölleşmeye sebep oldular.

1930’lara gelindiğinde ise artık yağışlı devir sona erdi ve kuraklık baş gösterdi. 1931’de normalden daha sıcak olan sekiz yıllık bir kuraklık başladı. Kışın hakim rüzgarları, bir zamanlar orada büyüyen yerli otlar tarımsal faaliyetler nedeniyle topraktan alındığı için toprak korunmasız kaldı. 1932’ye gelindiğinde ise yerden 200 mil genişliğinde bir toprak bulutu havaya kalktı. Rüzgar yükseldi ve gökyüzü karardı. Toz; kar gibi yığılıyor, tüm bölgeye yağıyor, arabaları ve evleri gömüyordu. Bu durum bölgede birçok sorunu beraberinde getirdi. Toprağın üst tabakası yerden kalktığından sığırlar için beslenecek çayırlar çöle dönmüştü. İnsanlar toz bulutu nedeniyle nefes alamıyordu ve gizemli hastalıklar nedeniyle çoklu ölümler gerçekleşiyordu.

Bunların hepsi insanların daha çok yiyeceğe ulaşma kaygısı sebebiyle oldu. Sonucunda ise yine zarar gören insanlar oldu.

Kaynakça: 1, 2, Hayvanlardan Tanrılara Sapien – Yuval Noah Harari

Editör: Berfincan Doğan