Her şey bizim için mi yaratıldı? Doğadaki ve tüm evrendeki her şey bizim için mi var oldu? Nasıl da her şey bizim için kusursuz bir düzen içinde değil mi? Bütün dünyanın amacı ve bulunma nedeni bizi içinde barındırmak değil midir? Bizi içinde barındırmak için kurulmamış mıdır?

Bugün bu soruları irdeleyeceğiz.

Hadi anlamamızı kolaylaştırmak için çok etkili bir yöntem olan alegori ile başlayalım.

“Yoldaki Bir Çukurun İçine Dolmuş Olan Su Birikintisi”

Şey

…üzerinden yorumlayalım.

Yağmurlu gecenin ardından gelen sabah yoldaki çukurun içine dolmuş su birikintisine bir bilinç yükleyip konuşturduğumuzda içinde bulunduğu dünyaya yani çukuruna bakar ve “Bulunduğum dünya ne kadar da güzel ve müthiş bir düzene sahip. Adeta benim içinde yaşamam için kusursuzca tasarlanmış.” der. Fakat güneş yükselip bizim suyu buharlaştırana kadar su, bu çukurun varoluş amacının ve nedeninin kendini barındırmak olduğu yanılgısından kurtulamaz.

Şimdi anlatmak istediğim noktayı kavradığınızı sanıyorum. Gördüğünüz gibi aslında çukur su için, onu barındırmak için tasarlanmış değil. Öyle ki su, çukura ayak uyduracak ve onun şeklini alacak şekilde dolduğu için çukurun içinde barınma şansını elde ediyor.

Aynı şekilde suyun değil de bizim objektifimizden bakacak olursak: “Bulunduğumuz dünya bizim için nasıl da kusursuz bir şekilde özelleşmiş durumda. Adeta bizim içinde barınmamız için müthiş bir uyumla, düzenle kurulmuş. Bütün o meyvelerini yediğimiz ağaçlar, etinden sütünden faydalandığımız hayvanlar, enerjisini kullandığımız güneş ve daha binlercesi bizim için varlar değil mi?”

Hayır!

İnsan zekası evrimde trajik şekilde ilerledi ve doğa bize kendinden bağımsız, kendi kanunlarına göre var olmaması gereken bir bakış açısı sundu. Çok fazla bilinçlendik. Bunun sonucunda duygularımızın ve hislerimizin de gelişimiyle kendimizi her şeyin merkezi gören, her şeyi kendimize göre şekillendiren, aynı başlangıçtan geldiğimiz, içinde bulunduğumuz dünyaya ev sahipliği bakımından bizimle aynı konumdaki diğer türleri görmezden gelerek soykırımlar yapan, çıkarları doğrultusunda bencilce hareket ederek verdiği zararı umursamayan yaratıklar haline geldik. Ne yazık ki az önceki su birikintisi kadar masum olamadık. İşte “her şey bizim için” sanrısını bu şekilde kazandık.

Şey

Su birikintisinin ve bizim içinde bulunduğumuz sanrı aynı derecede hatalı, sadece bir yanılgıdan ibaret. Çünkü çevre bizi içinde barındırmak için var olmadı; bizler çevrenin içinde barınmaya uygun olacak şekilde evrimleştik.

Biraz rakamlarla oynayacak olursak şunlar karşımıza çıkacak: Günümüzdeki tüm türler şu ana kadar yaşamış türlerin %1’inden azına denk. Aynı kanıyı günümüzdeki mükemmel canlı çeşitliliği içinde bulunan türlerin %99’undan fazlası yok olmuş durumda diyerek sağlayabiliriz. Bu veriler bize çevrenin tüm canlılardan bağımsız olarak değiştiğini, canlıların bu değişime uyum sağlayabilenlerinin hayatta kaldığını çok net anlatıyor.

Şey

Mesela yediğimiz meyveleri ele alalım. Meyveler aslında doğanın bizi beslemek adına oluşturduğu şeyler değiller. Hiçbir şey biz beslenelim diye var olmaz! Onlar sadece bitkilerin kendi türlerinin devamını sağlamak amacıyla içinde tohumlarını bulundurduğu üreme parçalarıdır. Bir an önce canlıları üzerine çekmesi, toprakla buluşarak yayılımının sağlanması içinse kötü görüntülü ve kötü kokulu olanlar seçilip yerini; etli, lezzetli, güzel görüntülü ve güzel kokulu olanları almıştır. Evrim mekanizmalarından doğal seçilimin ve cinsel seçilimin ürünüdür meyveler.

Bunun gibi sabah kahvaltıda yediğimiz tavuk yumurtaları da biz yiyelim diye oluşmamıştır.

Şey

Bir başka örnek de gezegenimize kuyruklu yıldızlar tarafından gelen sudur. Su bizim yaşayabilmemiz için temel kimyasallardan fakat canlılık içinde bulunsun diye var olmadı. Canlılık, suya uyum sağlayacak şekilde cansızlıktan evrimleşen bir yapı. Biz de bu canlılığın soy hattından geldiğimiz için su temelimizi oluşturuyor.

Bunu kafamızda oturtabilmemizi sağlayacak en iyi eylem suyun yapısını oluşturan elementlerden birine, oksijene bakmak olur. Oksijen bizim için ne kadar elzem öyle değil mi? Oksijensiz geçirebileceğimiz süre ne kadar? Ne kadar süre nefessiz kalabiliriz? Ben söyleyeyim, dünya rekoru 22 dakika. Peki oksijen canlılar için her zaman bu kadar elzem miydi?

Büyük Oksidasyon Olayı

Şey

Oksijen gezegenimizde sürekli var olan bir element değildi. Dolayısıyla canlılık gezegenimizde oksijene ihtiyaç duymaksızın gelişti. Oksijen günümüzden 2.4 milyar yıl öncesinde Paleoproterozoik dönemin başında ilk defa evrimleşen fotosentetik siyanobakteriler sayesinde atmosfere bu denli yayılabildi. Bunun öncesinde günümüzden 3.8-4 milyar yıl öncesinde yani canlılığın ilk evrimleştiği zamanlarda atmosferdeki oksijen oranının %5 hatta bazı kaynaklara göre %1’in altında olduğu düşünülüyor.

Şey

Dediğim gibi daha sonra atmosferdeki karbondioksit gazını oksijene çevirerek fotosentezi gerçekleştirebilme özelliğiyle evrimleşen siyanobakteriler sayesinde oksijen oranları artmaya başladı. Böylelikle bütün canlılar oksijene maruz kaldı ve gezegenimizin görmüş olduğu en büyük soykırımlardan biri gerçekleşti. Bugün bizim olmazsa olmazımız oksijen o gün canlılık için inanılmaz bir zehirdi. Canlıların kimyasal yapılarına dahil olan oksijen tüm tepkimelerin yapısını bozuyordu. Bu olaya bugün “Büyük Oksidasyon Olayı” diyoruz.

O dönem canlılarının çok küçük bir kısmı oksijene adaptif değildi fakat toleranslıydı. Bu canlılar (canlılardan kastım komplike olmayan, ilkin tek hücreliler) diğerleri büyük oranlarda elenirken bir anda epey avantajlı konuma geçti. Zamanla mutasyonlar sonucunda oksijene dirençli olan ama ihtiyaç duymayan canlılar kendi popülasyonları içinde çeşitlenmeye başladı. Bu mutasyonlardan bazıları oksijeni işlevsel hale getirebilen yararlı mutasyonlardı. Doğal seçilim bunları seçti. Bu seçilimin sonucunda ise oksijene toleranslı bakterilerden oksijeni işlevsel hale getiren yani aerobik bakteriler evrimleşerek oksijene toleranslı bakterilerin yerini aldı.

Bizler de bu aerobik canlıların soy hattından çeşitlenen canlılarız. Yani oksijene uyum sağladığımız için oksijenli ortamda türümüzü sürdürebiliyoruz. Oksijen biz içinde barınalım diye çevremize konulmuş değil!

Sonuç

“Her şey bizim yararlanmamız için var edildi.” zihniyetinden, bu zihniyeti nesillerimize aktarmaktan bir an önce vazgeçmeliyiz. Geleceklerimizi oluşturan beyinleri böylesine kirli düşünce yapılarıyla donatmamalıyız. Onlara gezegenimizi paylaştığımız her canlının bizimle aynı derecede değerli olduğunu, hiçbir canlıdan üstün olmadığımızı, her türün kendi soy ağacında yeteri kadar geri gidildiğinde aslında hepimizin bir noktada birleştiğini göstermeliyiz.

Hayvana şiddetin, doğayı kirletmenin olmadığı daha güzel bir dünya için ön yargıların önüne geçip evrimi anlamalı ve anlatmalıyız.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

1, 2, 3, 4, 5, 6.

Kör Saatçi -Richard Dawkins

Olasılıksızlık Dağına Tırmanman -Richard Dawkins

Evrim -Francisco J. Ayala