otomatik portakal
Otomatik Portakal, Stanley Kubrick tarafından 1971’de sinemaya uyarlanmıştır.

Otomatik Portakal, birçoğumuz için tanıdıktır. Kimimiz aynı adlı filmi izlemişizdir ya da Anthony Burgess’in kitabını okumuşuzdur. Aslında kitaptan uyarlanan filmde duygu ve verilmek istenen mesaj, sahnelerde oldukça “rahatsız edici” ve çarpıcı bir tarzda vurgulansa da romanın kendini okura betimletme gücü de yüksek. Okurken de aynı “rahatsız edici” sahneleri canlandırabiliyoruz. Tüm bunları okurken veya izlerken kurgulayanın yani yazarın ruh alemini, hayatındaki arka planı merak ediyoruz aslında. Bir otobiyografi olan Otomatik Portakal’ı ve Burgess’i incelemeye ne dersiniz?

Anthony Burgess ve Romanın Paralelliği

Psikolojik desteğe başlarken ilk akla gelendir “çocukluğuna inelim”. Burgess’i tanımak ve aslında romanda anlatılanların neden bu kadar rahatsız edici olduğunu kavrayabilmek için de sorularımızın cevabını çocukluğunda buluyoruz. Henüz 1 yaşındayken annesi ve kardeşini kaybeden yazarın hayatı, teyzesiyle devam eder. Anne ve baba figürünün eksikliği ile büyümüş bir bireyin, roman boyunca da anne ve baba figürü ile doldurulamayan ilişkisine tanık oluyoruz.

Freud’a göre çocuğun psikoseksüel gelişiminde oral döneme tekabül eden yaşında annesini kaybetmesi ve babası ile iletişimsizliğini Burgess, sanat ile tamamlamaya çalışmıştır. Bu yüzden 14 yaşında müziğe ilgisini keşfeden yazar, piyano öğrenmeye başlar. 1 senfoni ile pek çok beste icra eder. Roman içerisinde tüm toplumdan ayrıştırılmış, suça sürüklenmiş ana karakter Alex’in odasına çekilip müzik ile sakinleştiği sahnelere de bu yüzden şaşmamak gerekiyor.

Roman, yazarın hayatı ile iç içedir. Akşamında masum bir insanı çetesiyle darp edip tüm parasını alan, daha sonrasında evleri basıp tecavüze ve insanların ölümüne sebep olan karakterin, Beethoven’ın 9. Senfonisi dinlemesi pek olası değildir çünkü. Ancak yazar, müziğin hayatında ne kadar önemli olduğunu bizlere hissettirir.

Toplumsal Otomatlar: Otomatik Portakal 1
“Seçim yapamayan biri insanlıktan çıkar”

Toplumsal Anlamda Verdiği Mesajlar İle Otomatik Portakal

Alex karakteri toplumla hiçbir şekilde bağ kurmayan, kurmaya yeltenmeyen antisosyal biridir. Liderlik vasıflarını kullanarak kendi küçük dünyasını yönlendirmeye çalışırken aslında arkadaş çevresindeki saldırgan tutumları da başına gelecekleri hazırlamıştır. Bireyselliğini, toplumun ve toplumsal yargıların üzerinde gören karakterin tüm roman boyunca aykırılığına şahit oluruz. Ancak sonunda bireyselliğini toplumun içinde eritmek durumunda kalması gerektiğini, yaşamak için düzenli bir hayat ve evlilik hayali kurmak zorunda olduğunu anlatarak bitiren yazarın da aslında hepimizin “kaderi” olan bu boyun eğmeye gönderme yaptığını fark ediyoruz.

İşlediği suçlar sonrasında girdiği hapishanede koşullama yöntemi ile şiddet unsurlarına maruz bırakılıp ve “topluma yararlı kimseye” dönüştürülmeye çalışılırken de yazarın vermek istediği mesaj yine aynıdır. Hepimiz bir “otomatız”. Bireyselliğin sindirildiği, kişi olarak insanın değerinin azlığını ise kişiye hapishanede Alex olarak değil de 6655321 olarak seslenildiğini de pek çok kez vurgulayan Borgess, “modern dünyanın zavallı kurbanı” olarak nitelendirir bizleri. Toplumun onayladığı eylemlerin dışına çıkamayan, müziği, sanatı, edebiyatı belli kanallardan alan insan için artık seçim yapmak mümkün değildir ona göre.

Sorunun kökenine inmek yerine aslında toplumun ön kabulü ile hayatımıza dahil olmuş yöntemleri benimsemek, kişiyi bireyselliğinden ve kendi öz ihtiyaçlarından ayrı düşünerek “topluma kazandırma” girişiminin çarpıcı bir şekilde işlendiği Otomatik Portakal “koca özgür dünyada” ne kadar da sıkıştığımızı anlatıyor.

Yazıdan etkilenip okuyacaklar için keyifli okumalar, filmi izleyecekler için ise iyi seyirler.

Kaynakça: 1