Transaksiyonel Analiz Kuramına göre bireyde, sabit bir ruhsal enerji bulunmaktadır ve bu enerjinin, ego durumları arasındaki geçişleri; bireyin sıklıkla kullanacağı ego durumunu, “oyun” olarak tanımlanan tekrarlı transaksiyonları ve nihayetinde yaşam pozisyonunu belirlemektedir.

Bir önceki yazımızda, ego durum kayıtlarının kaynaklarını açıklamaya çalışmıştık. Bu yazımızda ise yetişkin, çocuk, ebeveyn ego durumu davranışlarına kısaca değineceğiz ve ego geçişleri, egogram ve sabitlik hipotezi ve son olarak da 4 yaşam pozisyonundan bahsedeceğiz.

Ego Durum Davranışları

Koruyucu Ebeveyn Ego Durumu; ilgili, özen gösteren, bağışlayan, destekleyen, izin veren, merhametli, endişelenen, koruyucu davranış eğilimleri ile ilgilidir.

Eleştirel Ebeveyn Ego Durumu; inatçı, güçlü, aşırı koruyan, prensipli, görev yükleyici, cezalandırıcı davranış eğilimleri ile ilgilidir.

Yetişkin Ego Durumu; gerçeğe uygunluk, problem çözmeye yönelik, verileri nesnel değerlendirme, gerçekleri deneyden geçirerek olasılıkları belirleme davranış eğilimleri ile ilgilidir.

Doğal Çocuk Ego Durumu; yaratıcılık, spontanlık, hareketlilik, neşelilik davranış eğilimleri ile ilgilidir.

Uygulu Çocuk Ego Durumu; boyun eğme ya da isyan etme, anne ve babanın beklediği şeyi analiz etmeden yapma ya da yapmama davranış eğilimini göstermektedir.

Transaksiyonel

Ego Geçişleri

Yaşamda denge durumunun tercih edilebilirliği, ego durumları için de geçerlidir. Birey sahip olduğu her bir ego durumunu benimseyerek ve bu ego durumlarının getirdiği davranış eğilimlerini yetişkin ego durumunun seçiciliği ile düzenleyerek denge durumunu sağlayabilmektedir. Örneğin karşılaşılan bir problemi çözme enerjisi Çocuk ego durumunda, nesnel verileri işleme yeterliliği ise Yetişkin ego durumundadır.     

Bütünleşme sürecindeki yetişkin ego durumu, sahip olunan çocuk ve ebeveyn ego durumlarının uygun şekilde kendini göstermesine izin verir; iyi anne baba özellikleri olan dürüst ilgi ve kararlara, bir yetişkin özelliği olan problem çözme akılcılığına ve mutlu bir çocuğun özellikleri olan yaratıcılık, merak ve sevecenlik gibi özelliklere sahiptir.

Ego durumu sınırları, denge halinde olmadığı sürece dışlama, bulaşma, katı veya gevşek ego durumları ile karşılaşılabilir. Tüm bu durumlar, yetişkin ego durumunun “şimdi ve burada” algısına zarar verebilmektedir.

Gevşek ego durumu sınırında, ruhsal enerjinin sürekli bir biçimde bir ego durumundan diğerine çok küçük uyarımlarla kayabildiği ve yetişkin ego durumu denetiminin zayıf olduğu belirtilmektedir.

Katı ego durumu sınırında ise, ruhsal enerji tek bir ego durumunda kilitli kalır ve özgür eylemine izin verilmez. Gelen tüm uyarılara tek bir ego durumundan yanıt verildiği için “dışlama” durumu görülmektedir. Örneğin birey her zaman sadece yetişkin ego durumunu kullandığında, onun için yaşam çok daha sıkıcı olabilir.

Bulaşma durumu ise ebeveyn bulaşması, çocuk bulaşması veya çifte bulaşma şeklinde açığa çıkabilir. Ebeveyn bulaşmasına önyargı ifadeleri; çocuk bulaşmasına ise fobiler, batıl inançlar, delüsyon durumları örnek gösterilebilir.

Egogram Ve Sabitlik Hipotezi

Egogram, bireyde sırasıyla Koruyucu Ebeveyn (KE), Eleştirel Ebeveyn (EE), Yetişkin(Y), Doğal Çocuk (DÇ) ve Uygulu Çocuk (UÇ) olmak üzere 5 ego durumuna ait enerji miktarını gösteren bir bar grafiği üzerinden yorumlanır. Egogramın çan eğrisi şeklinde olması psikolojik açıdan tercih edilen bir durumdur.

Transaksiyonel Analiz: OK Miyiz? *2 1

Sabitlik hipotezine göre ruhsal enerji sabit kalacağı için, bir ego durumundaki enerji artışı diğer ego durumlarındaki enerji yoğunluğunu azaltacaktır. Bu noktada herhangi bir ego durumunda enerji azalması amaçlanıyorsa, bu ego durumuna karşıt olan ego durumunun davranış sıklığı arttırılabilir. Örneğin uygulu çocuk ego durumundaki enerji yoğunluğunun azaltılması amaçlanıyorsa, koruyucu ebeveyn ego durumuna ait davranış sıklığı arttırılabilir.

Transaksiyonel Analiz: OK Miyiz? *2 2

Dört Yaşam Pozisyonu

Transaksiyonel Analiz Kuramına göre, hepimiz yaşamımızın ilk yıllarına “ben okey değilim” inancıyla başlarız. Oldukça determinist olan bu durum, anne ve babaya yönelik “sen okeysin” inancını beraberinde getirir. Çünkü küçük çocuğun yaşamını sürdürebilmesi için birçok alanda bakıma ihtiyacı vardır ve bunu tek başına karşılayamadığı için ok olmama durumunu bebekliğinden itibaren hisseder. Kendisine bakım verenler hem onun ihtiyacını karşılamaktadır hem de bir çok alanda çok daha güçlü görünmektedir, bu nedenle onların okey oldukları inancını geliştirir.

Yaşam deneyimleri arttıkça, birçok farklı faktör etkisini gösterecektir ve bireyin yaşama gösterdiği tutumu da 4 olasılık üzerinde değişecektir;

1. Ben Ok Değilim Sen Ok Değilsin

“Ok Değilim” inancını doğuştan getirdiğimizi belirtmiştik, bu duruma yönelik herhangi bir adım atmadığımızda yaşamımız boyunca ok olmama durumunu hissederiz. “Sen Ok Değilsin” inancı ise travmatik çocukluk yaşantısı geçiren bireylerde sıklıkla görülmektedir. Çoğu zaman her şeye karşı ilgisizlik, içine kapanıklık, yaşamın anlamsız olduğunu belirtme şeklinde açığa çıkan bu yaşam pozisyonundaki bireyler zor bir durumla karşılaştığında intihar ya da zarar verme davranışları gösterebilirler.

Birey, ebeveyni temas kaynağı sağlamadığı için “sen ok değilsin” düşüncesini geliştirmiştir ancak yıllar geçtikçe bunu herkese uygular. Bu noktadaki bireyde yetişkine ulaşmak oldukça güçtür, çünkü terapisti de “ok değilsin” sınıflamasındadır.

Tek bir özel durumda “ben ok değilim, sen ok değilsin” inancı doğuştan itibaren mevcuttur; otizmli çocuklar, temas iletilerini fizyolojik olarak alamadığı için dünyaya geldiklerinde kurtarılmamış hissederler. Psikolojik temas yoksunluğu, otizmli çocuklar için “ben ok değilim, sen ok değilsin” durumunun ilk yaşam pozisyonunu haline gelmesine neden olur.

2. Ben Ok’im Sen Ok Değilsin

Merhametsiz ebeveyn davranışına maruz kalan birey, aynı zamanda hayatta kalmayı da deneyimlemiştir. Kendi köşesine çekilmiş ve yalnız başına kaldığında, yaralarının iyileşmiş olduğunu görmüş, “ben kendimle okeyim” inancını geliştirmeye başlamıştır. Bu oldukça kritik bir noktadır, çünkü birey karşısındakini vicdan yoksunu olarak tanımlamakta ve insanların ok olduğuna ilişkin her türlü veriye karşı kendini kapatmaktadır. Bu nedenle zarar verme eğilimlerini kendilerince haklı görülebilmektedir, bu durum oldukça tehlikeli uç noktalar ile sonuçlanabilir.

3. Ben Ok Değilim Sen Ok’sin

Bireyin hissettiği değersizlik duyguları, ilk “ben ok değilim” inancını değiştirmek üzere adım atmadığı için oldukça yüksektir. “Ok Değilim” durumu hepimiz için evrenseldir ve bunu değiştirmenin en uygun yolu içimizdeki “ok olamayan çocuğun” kabul edilebilmesi ile mümkündür.

Ok değilim inancını taşıyan çocuğun tek yol göstericisi başkalarının verdiği tepkilerdir. Bu nedenle bu pozisyondaki bireyler, “-mış” gibi davranarak temas iletisi ararlar. Yaşamdaki davranış örüntüleri de “ben ok değilim” inancını doğrulayacak şekilde gelişeceği için depresyona yönelme durumu sıklıkla görülebilmektedir.

4. Ben Ok’im Sen Ok’sin

“Ben Ok’im Sen Ok’sin” durumu, bilinçli bir karardır. Diğer 3 yaşam pozisyonu duyguları temel alırken, bu pozisyon düşünce, inanç ve eylem birlikteliğini ifade eder. Bu nedenle hepimizin geliştirebileceği ve tercih edebileceği bir yaşam pozisyonudur. Öyleyse, insanda bulunan “iyi olanı tercih etme” isteğinin, “hepimiz ok’iz” inancının gelişimine katkı sağlamasını ümit ederek sosyal mesajımızı da eklemiş olalım, bir sonraki yazıma denk hoşça kalınız 🙂  

Kaynaklar:

Akbağ, M. (2000). Stresle başa çıkma tarzlarının üniversite öğrencilerinde olumsuz otomatik düşünceler, transaksiyonel analiz ego durumları ve bazı değişkenler açısından incelenmesi. Doktora tezi. Marmara Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, İstanbul.

Harris, T. A. (2020). Ben ok’im sen ok’sin. (Çev. M. Şahin, N. Sağlam, H. Uğur, D. Akıncı). Okuyanus yayınları, İstanbul.