Üniversite yerleştirme sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte yıllarca yaşadığım, hatta hala yaşamakta olduğum bazı trajikomik olayları sizlerle paylaşmak istedim. Öncelikle, yerleştiğiniz üniversitelerden ve bölümlerden umarım mutlusunuzdur. Kazanamayanlar veya bir daha denemek isteyenler de canını hiç sıkmasın, motivasyonunuzu yüksek tutun. İnanın, istersek başaramayacağımız bir şey yok.

Benim hikayeme gelecek olursak, YGS (şimdiki TYT) sıralamam istediğim gibi gelmemişti. Sınav senemde ailem diş hekimliğini aklıma sokmaya çalışmıştı. Tıp okumak bana göre değildi, çünkü çocukluğum hastane acillerinde geçmişti. Gerçekten hastanede çalışmak, nöbet tutmak bana hiçbir zaman cazip gelmedi.

Küçüklüğümden beri bilim insanı olma hayalim vardı. Kazancının iyi olduğunu düşündüğüm için yine de diş hekimliğini, ardından eczacılığı düşünmüştüm. YGS sıralamam istediğim gibi gelmeyince LYS’ ye (bir sonraki sınava) çalışmayı bıraktım. Yine de 56 bin öne çektim sıralamamı. Bir sene daha sınava hazırlanmayı düşündüm LYS’ ye kadar.

Tercih dönemimde gerçekten hayallerimin ne olduğunu sorguladım. İnsanlığa faydalı olmak ve bilim insanı olmak istiyordum. Her zaman laboratuvarda olmak istemiştim ve doğayı çok seviyordum. Böylece, biyolojinin bana göre olduğunu anladım.

bilim insanı

Benim için önemli bir karardı çünkü ülkemizde biyolojinin, temel bilimlerin değeri anlaşılmıyordu; tüm forumlarda mutlaka yurt dışında yüksek lisans ve doktora yapılması gerektiği söyleniyordu ki bunlar için para lazımdı.

Her şeyi göze aldım ve çocukluk hayalimin peşinden gitmeyi seçtim, üstelik evimden uzakta İstanbul’da. Hatta tercihlerim sadece biyolojiden ibaretti. Akrabalarımın çoğu bu kararıma karşı çıktı, sıralamam veterinerliğe yettiği için o bölümü okumamı istediler. Sonuç olarak istediğim oldu ve İstanbul Üniversitesi Biyoloji bölümüne yerleştim.

Temel Bilimlere Yerleştikten Sonra

Akrabaların tepkisine bir şekilde alıştım. Bu sefer çevreden, komşulardan, tanıdıklardan gelen tepkilerle yüzleştim. Hangi bölümü okuduğumu öğrendikten sonra büyük çoğunluğu, “Öğretmenlik değil mi?” dedi. “Hayır, temel bilim olan biyoloji. Öğretmenlik değil.” cevabını aldıklarında üzülerek “Aaa, olsun kızım formasyon alınıyormuş, üzülme öğretmen olursun.” dedi. Tabi öğretmenliğe de girebileceğimi ama bunu istemediğimi anlatmaya gerek bile duymadım. Eminim bu sorunu matematik, kimya, fizik gibi bölümleri okuyan birçok arkadaşım yaşamıştır. Kendi bölümümde bunu yaşamayan yok diyebilirim.

Peki neden ülkemizde temel bilim okuyanlara sanki bir baltaya sap olamamışlar da öylesine bu bölümleri okuyorlarmış gibi davranılıyor?

Yurt dışında biyoloji okuduğumu öğrendiklerinde, insanların yüzündeki saygıyı ve takdiri görünce ilk başta çok şaşırdım. İlk kez tutkuyla bağlı olduğum şeye çevremdeki insanların çoğu saygı duymuştu. Doğaya, dünyaya, insanlara olan saygıdan belki de. Çevredeki her şeyi gözlemleyip, benimseyip insanlığa fayda sağlayacak çıkarımlarda bulunarak yeni bilgileri açığa çıkaracak olmamızaydı belki de bu saygı. Doğru olan da bu değil miydi?

Yaşadığımız bu Dünya tüm güzellikleriyle bizlerin evet, ama sadece bizlerin değil. Bizden sonra yaşayacak olanların da aynı zamanda. Peki Dünya’yı nasıl daha iyi bir yer yapabiliriz? Güç gösterisi için atılan atom bombası kanseri arttırdı bunu çoğumuz biliyoruz. Şimdi bilim dünyasının çoğu kanser üzerine milyon dolarlık araştırmalar yapıyor ama savaşlar hala devam ediyor. Dünyamızın doktorlara, mühendislere, hukukçulara ihtiyacı olduğu kadar bilim insanlarına da ihtiyacı var. Doğa nasıl bir arada çalışıyorsa, bir ağaç ihtiyacı olanı bir mantar, bir arı sayesinde alıyor ve o da onlara ihtiyaçları olanı veriyorsa bizler de öyle yapmalıyız. Biz de doğanın bir parçasıyız çünkü. Hem de en zeki canlısı, o kadar zeki ki istersek yok edebiliriz, istersek kurtarabiliriz.

Doğa, nasıl içindeki her bireye saygı duyup iş birliği yapıyorsa biz de yapmalıyız. Bu iş birliğini gölleri harap ederek, ormanları yok ederek, var olan Botanik Bahçe’yi kapatarak yapamayız. Bunları yapmak kadar sessiz kalmak da insanlık ayıbı bence. Nasıl bir insan, bir hayvan öldürülürken sessiz kalmamamız gerekiyorsa doğa ölürken de sessiz kalmamalıyız.

Birlik olmalıyız, saygı duymalıyız, bir eksiklik bir yanlışlık varsa beraber çözüm bulmalıyız. Bilimin hak ettiği değere ulaşması için çocuklara bilim sevgisini okullarda aşılamalıyız, çünkü onlar bizim geleceğimiz. Bilim yükseldikçe ülkemiz de en iyi yerlere gelecek. Umudumuzu asla kaybetmeyelim, hayallerimizden vazgeçmeyelim. Biri yapamazsın, bu ülkede bunlar yürümez diyorsa biz yürütelim. Bilinçlenelim ki değişim olsun, daha güzel bir ülke ve dünya umuduyla hoşça kalın.