“Birgün ölüm bizi başka bir yıldıza götürecek.” Vincent Van Gogh

1888’de ruhsal hastalığının ilk nöbetlerini geçirmeye başlayan Hollandalı ressam Vincent Van Gogh, kendi rızasıyla, Arles yakınlarındaki St. Paul Akıl Hastanesi‘ne yatırıldı. Hastane müdürü ile ressamın kardeşi Theo Van Gogh, ressamın rahatlıkla çalışması için gerekli olan ortamı sağlamışlardı ancak açık havada resim çizmesine izin verilmemişti. Bu dönemde kardeşi Theo ona Gustave Doré‘nin bir gravürünü yolladı ve Van Gogh bu gravürden esinlenerek akıl hastanesinde kaldığı dönem olan 1890 yılında tuval üzerine yağlı boya ile Tutuklular Çemberi tablosunu çizdi.

Tutuklular Çemberi’nin Hikayesi

Mavi-yeşil tonların hakim olduğu tabloya ilk baktığımızda, duvarlarla çevrili küçük bir hapishane avlusunda çember halinde gidip gelen  mahkumları görüyoruz. Tablo, hayatı ressamın hayal ettiği şekilde kapalı bir çember olarak betimler. Tablonun merkezindeki tek şapka takmayan sarı saçlı figüre dikkat ettiğimizde ise Van Gogh’un bu figürle iç dünyasında yaşadıklarını tabloda resmettiğini görürüz. Bu adam fiziksel olarak da benzediği için Van Gogh’un ta kendisi olarak yorumlanabilir. Kasvetli bir kısır döngünün ortasında her şeyi anlayan ancak hiçbir şeyi değiştiremeyen yalnız, üzgün bir mahkum gibi.

Van Gogh şu an dünyada en çok bilinen ressamlardan biri olsa da hayatı boyunca sadece bir tane tablosunu satabilmişti.

Tabloda yukarı doğru uçmakta olan iki beyaz kelebek görünüyor. Bu beyaz kelebekler, özgürlüğün olduğu kadar kaybedilmiş saflığın, masumiyetin de sembolüdür. Van Gogh bu iki kelebeği ‘Bahar’ isimli tablosunda da resmetmiştir ancak Tutuklular Çemberi tablosunda kelebeklerin uzaklaştığını görüyoruz.

Bu tabloyu asıl ilginç yapan özelliği ise ressamın intihar edeceği yaşa eşit sayıda insan figürü yer alıyor olmasıdır. 37 yaşında intihar eden Van Gogh, bu tablosunda da tam olarak 37 insan figürü kullanmıştır. Tablodaki her mahkum hayatının yıllarını temsil ediyor olmalı.

“Kasvet. Keder. Elem. Hüzün.
Kendi hapishanesini çizmişti aslında. 37 yıllık ten hapishanesini.
Tende mahpus kalmış bir canın sıkıntılarını yaşıyordu. Taştan duvarlar değil, etten duvarlar arasındaydı.
Ten kafesinin parmaklıklarını kendi elleriyle kesip can kuşunu uçurmayı başarmıştı sonunda.”

Otomatik Portakal Filminin Yönetmeni Stanley Kubrick’ten Van Gogh’a Selam!

Tutuklular Çemberi

Filmde Alex’in Ludovico terapisi hakkında papazla konuştuktan sonraki sahnede avlunun çevresinde bir daire içinde yürüyen mahkumları görüyoruz. Bu sahne Vincent Van Gogh’un 1890 yılında yaptığı Prisoners Exercising tablosunun uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor.

Kaynaklar: 1 , 2