Şiddetli rüzgârın olduğu bir gündü yine. İşten çıkmış, arabasının bulunduğu otoparka doğru mecburen yürümesi gereken yoldaydı. Zamanında trafik sorunlarıyla ilgilenmeyen hükümetler yüzünden şehir merkezlerinde trafiksiz alanlar yaratılmış ve otoparklar yer altına alınmıştı. Yer altına alınması başlarda çok iyi gibi görünse de yer üstündekiler yasaklanınca çok uzaklarda kalan yer altı otoparklarına ulaşım da çetrefilli hale gelmişti.

Uçan Arabalar Neden Hayatımıza Giremeyecek? (Hikayeleştirilmiş) 1

Her taraftan esen rüzgârda adım atmak bile zordu. İçinden ‘iyi ki hava durumuna güvenmeyip montumu alıp saçımı toplamışım’ gibi cümleleri geçirerek lanet şehre haykırma isteğini bastırmaya çalışıyordu. Kadim şehir her zaman rüzgarlarıyla ünlüydü ama son yıllarda mevsim zaman fark etmeksizin biranda esmeye başlayan rüzgarlarıyla iyice yaşanmaz hale gelmişti. 

Güç bela da olsa sonunda arabasına varabilmişti. Günler sonra yer üstünde sürebilmesine de izin verilmişti. Siyahlıklar içinde olsa da, uzun gökdelenler arasındaki gökyüzünde maviyi görmek artık mümkün olmasa da yine de yer altının o yapay karanlığından iyiydi yer kürenin üstünde sürmek. Gerçi artık otonom arabalar sayesinde sürmek diye bir şey yoktu ama yine de kavram olarak kullanılmaya devam ediyordu. Aklı her seferinde hala eski sürmek kavramına, insanların kendi kendine arabaları yönettiği zamanlara gidiyordu. Manuellerden otonomlara sert geçişi gören nesil için bu çok normaldi elbette. 

Arabası son modellerden olan MZO 40 modeliydi. Bu yeni modelin tekerlekleri yoktu; yollardaki manyetik alan ve barındırdığı mini itme roketleriyle yerden temassız bir şekilde bir nevi uçarak gidiyordu. Ama bu uçma yüksekliği 40 santimetreyi geçmiyordu asla. Hala arabasına alışmaya çalıştığı evredeydi ve her bindiğinde ‘neden yere mahkumuz, neden uçarak gitmiyoruz?’ diyemeden edemiyordu. 

Bu düşünceler içinde yol alırken bir anda aklına yıllar önce dinlediği bir söyleşi geldi. Yaklaşık 15 yıl önce izlediği bir videoda otonom araçların ve ikinci uzay çağının babası olan kişiye uçan arabalarla neden ilgilenmediği soruluyordu. O dönem bu sorunun sorulabileceği en doğru kişiydi çünkü hem otonom elektrikli arabalar hem de uzaya roketler gönderen iki ayrı şirketin başındaki isimdi bu kişi. Oldukça fütürist kişiliği olduğu bilinen girişimci şaşırtıcı biçimde uçan arabalara pek sıcak bakmadığını ifade ediyordu. Ona göre hem ses problemi hem de insanın kafasını üstünde her an bir yerlerinden bir şeyler düşecekmiş gibi büyük kütleli şeylerin uçması çok korkutucuydu. 

Fütüristliğin hakkını nadir veren kişilerden bu başarılı girişimcinin haklı çıktığını fark etmişti. Hayal meyal de olsa uçan arabalarla ilgili olan kazaları, sesleri, binalara çarpışları ve şehirde uçuşlarının yasaklanışını hatırlıyordu. Aslında alternatifler üretilmişti fakat sütten dili yanan insanoğlu bir dahakine üfleyerek içmek istiyordu. Havada aradığını bulamayan şirketlerde tıpkı o fütüristik(!) girişimci gibi yerin altına odaklanmıştı ve yeni tünel teknolojileri, yeni kara araba modelleri ortaya çıkmıştı.

Uçan arabalar önceleri herkes için şehir merkezlerinde yasaklansa da sonraları önce acil durum ekipleri olmak üzere önemli devlet yöneticileri ve bazı zengin kişiler için zamanla serbest bırakılmıştı. Yine de havada bir araba görmek çok nadir bir olaydı. Ama insanoğlu yeryüzünün altına da sığmamıştı ve tekrardan yeryüzünde rahatça gezinebilmek istiyordu. Devletler de tam otonoma geçilmesinden ötürü yavaş yavaş alternatif modelleri gündemlerine almaya başlıyordu. Öne çıkan ve mantıklı gelen proje arabaların gökyüzünde de olsa bir platforma, bir yola bağlı uçmasıydı. Böylelikle çoğu zarar verici durum egale edilebilecekti ama devlet işlerine akıl sır ermezdi bir anda komple serbestte bırakabilirlerdi, arabaları komple yasaklaya da bilirlerdi.

Uçan Arabalar Neden Hayatımıza Giremeyecek? (Hikayeleştirilmiş) 2

Sonunda evine varmıştı, kapı açılır açılmaz üstüne atlayan köpeği tüm günün yorgunluğu almaya yetmişti. Şimdi çoktan hazır olan yemeğini yeme vaktiydi…